Bu sergi 'umarım' delirtici olur!

Bu sergi 'umarım' delirtici olur!
Bu sergi 'umarım' delirtici olur!
Sanatçı Seza Paker'in Galerist'te açtığı 'Absinthe' sergisi, adını 19. yüzyıl bohemlerinin simgesi olmuş, müptelası olan sanatçıları delirttiği söylenen yeşil renkli içkiden alıyor. Sergide Paker, Paris ile Pera'yı 19. yüzyıldan bugüne bir zaman tüneliyle birbirine bağlıyor. Peki serginin izleyiciye önerdiği zaman yolculuğunun 'absinthe' gibi delirtici bir etkisi olabilir mi? Seza Paker "Umarım!" diyor...
Haber: CEM ERCİYES - cem.erciyes@radikal.com.tr / Arşivi

Yeni serginizin ismi ‘Absinthe’, adını 19. yüzyıl bohemlerinin simgesi olmuş bir içkiden alıyor. Paris ve Pera’yı bir zaman tüneliyle birleştiriyorsunuz. Bu yolculuk neden 19. yüzyıldan başlıyor, bunun bugünkü sanat ve toplum anlayışımızla bir ilgisi olsa gerek?
‘Absinthe’ sergisini kurarken, Petit Champs Pasajı’nda, bulunduğumuz galeri mekanına ait bir düşünceden ve okumakta olduğum Bernard Quiriny’nin bir öyküsünden yola çıktım. Öykünün adı ‘Miras Kalan Kelimeler’, öyküde kahramana büyük amcasından miras olarak bir şato kalıyor; buraya girdiğinde, olayın kahramanı duvarlarda tablolar yerine bunların izlerini buluyor; duvarlarda kelimeler ve orada bir zaman makinasıyla karşılaşıyor ve bir de not buluyor. Burada bulduğu zaman makinası onu 100 sene geriye ya da 50 sene ileriye taşıyor. Fakat hep aynı 2 metrekarelik yerde yumuşak bir duvarın yanında buluyor kendisini. Galerist’in olduğu pasajın ismi Passage Petit Champs. Fransızca yazılmış. İçeriye girerken görülüyor zaten. 100 sene geri geldiğimizde pasaj ve sokak aynı adı taşıyordu. Bir de karşında aynı adı taşıyan bir tiyatro binası, Theatre de Petit Champs vardı, Rue de Petit Champs’da. O sıralarda daha çok azınlıklar orada oturuyordu: Levantenler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler. Fotoğraf stüdyosu Abdullah Frères’in, Camondo binasının, Palacio Donizetti ve Kamhi binası gibi o zamana ait başka büyük yapıların etrafında olduğu gibi Passage’ın etrafında da Parizyen kafeler vardı. Passage’da Agatha Christie’nin olduğunu, Hemingway gibi ünlü isimlerin Paris’teki Montparnasse ile buradaki Petit Champs ve Pera Palas’ın tam karşısındaki Orient Express Wagon LTD binası arasında 1915’den bugüne gidip geldiklerini düşünün. Bugün Theatre de Petit Champs, yani Tepebaşı Tiyatrosu’nun yerinde bir Otopark var. Zihnimizde dün, bugün ve yarın arasında gidip gelmeler oluşuyor... Metindeki hareket bu sefer zihinde hareket etmekte. ‘Absinthe’in bize yadigar bıraktığı düşünce avant-garde sanatçıların 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl ilk kısmı, Birinci Dünya Savaşı dönemi içinde tek damıtılmış makina sayesinde ne kadar yaygınlaşabildiğini ve o enerji içkilerinin hezeyanları (delirum’ları), zaman dilimine karıştığı zaman... Verlaine’in elinde absinthe bardağı ile öldüğü söylenir...


Paris-İstanbul arasında yaşayan bir sanatçı olarak bu iş ne kadar otobiyografik?

Bu sergi otobiyografik anlamına gelmese bile, kurduğum zaman makinasının içinde kendimi bulduğum kesindir. Tabii ki sergimdeki zamanı ilerlettiğimde hepimiz aynı yerdeyiz.

Galeri mekanı özel bir yerde… Pencerenin manzarası, yapının girişi sizi nasıl etkiliyor?
Mekanı olduğu gibi düşünerek sergiyi kurdum: ‘Absinthe’in müziği daha sokaktan girildiğinde, Passage’ın girişinden başlayıp yukarıda, serginin Laboratuvar diye adlandırdığım yere kadar sürüyor. Girildiğinde bir enstalasyon ve projeksiyon, bir de Marcel Duchamp’a gönderen ‘(29+1)’ ve ‘İsimsiz (Bitmemişlik)’ adlı eserler var. Sergiyi görüp Passage’dan dışarı çıkınca yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Kış Uykusu’ filmini düşünmeden oradan artık geçilemez sanki (filmin kahramanının bugün nerdeyse yok olmaya yüz tutan tiyatroların tarihini yazmakta oluşu)... Ve tabii bir kıyaslama yapmaya kalkarsak (benzemediği halde) mimar Rem Koolhaas’ın sınırlar üzerine yazdığı tez ve Pekin’de gerçekleştirdiği televizyon binası CCTV...

Bu bir ses enstalasyonu. Ziyaretçiyi nasıl bir atmosfer bekliyor, biraz anlatır mısınız? İmgeler, renkler, fotoğraflar yerine sadece sesten oluşan bir iş kurmak cesurca. Siz ışıkla olduğu kadar sesle de çalışan bir sanatçısınız. Sizi bir sanatçı olarak sese çeken ne?
Sergi- ‘ses’ kullandığım tarz olarak form-malzemenin yine görselle birleşmesiyle gerçekleşmekte... Ses sürekli bir şekilde kullandığım bir malzeme. Ama bu sergide ses de ve görsel de var; bunlar birlikte heterojen bir şekilde ele alınıyorlar ve bu şekilde işlemekteler. Beş renk kelimden yola çıkarak hazırladığım ‘Asamblaj-Ready-made’ eserler de serginin diğer görsel kısmını oluşturmakta.


Bu gizemli yeşil içkinin, Absent’in müptelası olan sanatçıları delirttiği söylenir. Sizin bize önerdiğin zaman yolculuğunun da böyle bir etkisi olur mu, ne dersiniz?

Umarım!

Seza Paker'in ‘Absinthe’ isimli sergisi 3 Ekim'e kadar Galerist'te.