Bu sezon gözümüzü onlardan alamadık

Bu sezon gözümüzü onlardan alamadık
Bu sezon gözümüzü onlardan alamadık

FOTOĞRAFLAR: OĞUZ YETER-HÜSEYİN ÖZDEMİR

Tiyatro sezonunda görüp sevdiğimiz ya da uzak hissettiğimiz oyunlar bir yana, bazı oyuncular performanslarıyla gözümüzü kamaştırıyor. Bu sezonun oyunculuk gösterileriyle bizi en çok etkileyen beş oyuncuyu tanıtmak istedik... Milliyet Sanat dergisinin mayıs sayısında yer alan dosyayı paylaşıyoruz...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

BEDENİNİN HAFIZASINI YOKLUYOR: TUĞRUL TÜLEK
İsmini epeydir DOT ile özdeşleştirdiğimiz, esasında komik, dramatik, absürd, şiddetli her tür oyunda üstlendiği rolü alıp sürüklediğini uzundur bildiğimiz bir oyuncu Tülek. ‘İki Kişilik Yaz’daki haliyle bu yıl gönlümüzdeki yerini iyice sağlamlaştırdı diyelim. Tiyatro sahnesine alıcı gözle bakmaya çocukluk çağında başlayanlardan: “Çocukken tiyatroya gittiğimde oyuncuları hayranlıkla izlerdim, orada olabilmeyi hayal ederdim. Kısa oyunlar yazıp, arkadaşlarıma rol dağıtıp, onları çalıştırırdım. Sonra da evin salonunda anne babalarımıza sergilerdik.”  
           Fotoğraf: Oğuz Yeter
Uludağ Üniversitesi’nde İngilizce öğretmenliği üstüne Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndaki eğitiminin ardından “kendisini bir anda Polonya’da oyunculuk okurken” buluyor. DOT’a girişi ise dönemin (2007) efsanevi oyunu ‘Kürklü Merkür’ ile…
Bu sezon rol aldığı ‘İki Kişilik Yaz’ın taşıdığı umutlu hava onu da sarmış: “İki Kişilik Yaz, şu ara pek çoğumuzun kaybettiği umudu hatırlatan bir oyun ve hepimizin umutlu hikâyelere ihtiyacı var, o yüzden iyi geldi bana. Ayrıca sahnede şimdiye kadar pek gösterme şansımın olmadığı şarkı söyleyebilme, dans edebilme gibi taraflarımız da gösterebildiğim için mutluyum.”
Performanslarını zevkle izlediği isimler; Bruno Ganz, Anna Magnani ve Jack Nicholson. Ele alacağı karakterler öncesi metinle bol zaman geçirip matematiğini çözmeye çalıştığını söylüyor: “Sonrası bedensel çalışma ve hayal gücü. Bir duygunun bana durduk yere gelmesini beklemem. İnsan bedeni mükemmel bir mekanizmadır ve hafızasında sakladığı binlerce an ve reaksiyon vardır. Bedenimin onları hatırlaması ve harekete geçirmesi için onu zorlarım. Tabii en önemlisi de bol prova, çok ter, fazlasıyla tekrar.”

           Fotoğraf: Hüseyin Özdemir 
TİPTEN TİPE GİRİYOR: NECİP MEMİLİ
Sezonun çarpıcı işlerinden birinde, daha ilk dakikalardan itibaren insanın gözünü ayırmadan izlemek istediği bir oyunculuk gösterisiyle sahnede. Moda Sahnesi’nin ‘Bira Fabrikası’nda ‘Yüzbaşı Ölümü Sallamaz’ olarak kendisini tipten tipe, şekilden şekle sokuyor, uzun boyunu, karakteristik suratını ve sesini eğiyor, büküyor, ağzından çıkan replikler yaptığı farklı ağızlar ve tonlamalar arasında dans ediyor adeta. ‘Bira Fabrikası’na gelinceye kadar TV dizileri ve sinema filmlerinden bildiğimiz bir isimdi Memili. Lise çağında “Hayatı orada öğrendim” dediği Adana Seyhan Belediye Tiyatrosu döneminin üstüne, Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda tiyatro okuyor. Sonra ver elini İstanbul ve dizi setleri… Sinema ve TV yapımlarında her seferinde birbirinden farklı ‘kötü adamlar’ yaratan Memili, “Severim Al Pacino, Robert De Niro kafasını” diyor. Dört sene önce Adanalı tiyatrocu arkadaşlarıyla birlikte kısa bir süre sahneye koyduğu Savaş Dinçel menti ‘Uçurtmanın Kuyruğu’nu saymazsak bu sene ilk defa ‘Bira Fabrikası’ ile sahnede. “Şiddeti, terörü, aslında günümüzde yaşanan hemen her şeyi anlatıyor” dediği oyunda Onur Ünsal’la da pek şık paslaşarak adeta dört senedir içinde birikmiş sahne oyunculuğu enerjisini seyirciye doğru yolluyor.
 
DANSIN GÜCÜ ADINA: GİZEM ERDEM
DOT’un umut dolu ve müzikli, şarkılı, bol kahkahalı ‘İki Kişilik Yaz’ında, ekibin evvelki oyunlarından beri takipte olduğumuz Gizem Erdem Helena olarak, Tuğrul Tülek’in canlandırdığı Bob ile birlikte seyirciyi nefes nefese bırakan bir performans sunuyor. Günümüz şehirli kadın ve erkeğinin hallerini, aşk meselesiyle imtihanını pek eğlenceli bir havada anlatırken, partneri Tülek ile birlikte dans da ediyor, şarkı da söylüyor. Bale ve modern dans kökenli Erdem’in bedenine hâkimiyetine DOT’un ‘Sarı Ay’ından tanıktık. DOT’ta üstlendiği rollere, dahil olduğu oyunlara gelene kadar hayli meşakkatli ve dolambaçlı bir dans serüveni yaşamış. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na küçük bir balerin adayı olarak girip Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden mezun olup uzun bir modern dans kariyeri inşa ettikten sonra yolu 2008’de DOT ekibiyle kesişiyor. Sindire sindire kat ettiği yolun tadını; dansın, hareketin gücünü oyunculuğunun ayrılmaz bir parçası haline getirerek çıkarıyor. Gelecekte, bugün farklı ekollerden gelip yepyeni şeylere adapte olabilen İpek Bilgin ve Deniz Türkali gibi, herhangi bir ekole adapte olabilecek bir oyuncu olabilmek isterim” diyor.
           Fotoğraf: Oğuz Yeter
 
BEDENİNİ KUKLAYA ÇEVİRİYOR: AHMET MELİH YILMAZ
Ankaralı topluluk Mek’ân, İstanbul’a oyunlarını getirmeye başladığında yepyeni bir yüz olarak çıktı karşımıza, Ahmet Melih Yılmaz. Grubun ‘Artık Hiç Bi’şii Eskisi Gibi Olmayacak’ adlı oyununda ‘Avzer’ olarak, Gezi isyanının Ankara’daki görüntüsünü, büzülüp kaldığı ahşap iskemleden kalkmadan anlatırken üstümüze kıvılcımlar saçıyordu. Bir önceki oyunları, yine Yılmaz’ın tek kişilik performansı üzerine kurulu olan ‘Kadınlar, Aşklar, Şarkılar’daki trans rolü ise izleyenlerin hâlâ dillerinde. Bu sezon Tatbikat Sahnesi’nin ‘Woyzeck Masalı’nda, üstünde tek bir parça çamaşır, yok sayılan alt sınıfa mensup ‘Woyzeck’ olarak hayli çarpıcı bir iş çıkarıyor. Bir önceki performansı Avzer’de kasılmalarla, titremelerle sardığı incecik bedenini bu kez ipleri oyunun egemen güçlerini temsil eden karakterlerin elinde olan bir kuklaya çevirmiş gibi. Sahnede etkileyici bir akışkanlık halinde bedeni.
           Fotoğraf: Hüseyin Özdemir
Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden, geçen sene mezun olduğu Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü’nde uzanan yollardan bir aşk öyküsü var: “Lise sonda birine âşık oldum, İstanbul’da yaşıyordu. Bütün tercihlerimi İstanbul’a yaptım ve Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanıp üniversitenin tiyatro kulübüne katıldım.” Devamı Antalya, Ankara ve şimdi Ankara-İstanbul arasında uzanan bir oyunculuk mesaisi…
“Tiyatro senden hayatının hepsini ister. Ya verirsin, ya vermezsin. Galiba bunu çoktan kabul ettim. Bir hazırlık yöntemi varsa bu yöntemin ilk mottosu budur. İkincisi de işi kutsallaştırmamak” diyor: “Tiyatroyu göz hizama çektim, karakterler bu sebeple hem sokakta gördüğümüz herhangi biri kadar gerçek, hem de özel vakalar.” Metin üzerinde sürekli dener, mesela nefes çalışırmış: “Avzer’in solukları bulup da bırakmadığım bir keşif ve bana bir sürü şeyin kapısını açtı.” Yılmaz’ın ‘o’ oyuncusu ise Meryl Streep...

NAİF İFADESİ FARKLI HİKÂYELERE CAN KATIYOR: BEDİR BEDİR
Kendisine dair hatırımızdaki ilk anlar Tiyatro Oyunevi’nin ‘Beklerken’inden, ‘Son Bir Kez’inden. Sonra peş peşe gelen ikincikat oyunlarında, şimdilerde ise hem ikincikat’ın ‘Üst Kattaki Terörist’inde hem de ‘İstenmeyen’de karşımızda. Sık oyun izleyenlerdenseniz, daha oyunu görmeden, sizi yanıltmayacağına emin olduğunuz bazı oyuncular vardır. Bedir Bedir o isimlerden. Yüzündeki naif ifadeyi, sesindeki karakteristik doğu tınısını, -şiddet ve acı yüklü bir performans sergilerken bile- bedenine ve sesine hâkim olan sakinlik halini şu ana kadar canlandırdığı karakterlere çok iyi uydurabilen bir oyuncu.
           Fotoğraf: Oğuz Yeter
Tiyatroya ilk adımı Bursa’da, ilkokulda Nasrettin Hoca’yı oynayarak atıyor. Sonrası lisede arkadaşı (Bugün kendisi de oyuncu olan) Sabahattin Yakut’la oyunlar uydurup oynamalar, Yakut’un sürüklemesiyle Tayyare Kültür Merkezi’nde tiyatro yapmaya başlayıp Ayşe Selen, Ayşe Emel Mesci, Ahmet Avkıran gibi tiyatrocularla birlikte bir yola çıkış ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ya İstanbul’a geçiş…    
Bedir ‘Üst Kattaki Terörist’i “okuduğunda gözlerimi yaşartan çok naif bir hikâye” olarak anlatıyor: “Küçüklüğümden beri tanıdığım bir çok arkadaşımın hikâyesi diyebilirim. Hem onları, hem Semih'i çok iyi tanıyorum.” (UZUN GELİRSE BU BOLDLAR ATILABİLİR KOMPLE) ‘İstenmeyen’ için ise “İçinde kaybolduğum bir oyun” diyor: “Hikâyesi o kadar etkileyici, karakterleri o kadar derin, gerçek ve bize o kadar yakın ki etkilenmemek çok zor. Hem hikayenin, hem sahnelemenin, hem de karakterlerin giriftliğini seviyorum.”
Bu topraklardan Genco Erkal, Zerrin Tekindor, Tansu Biçer, uzaklardan Marlon brando, Gael Garcia Bernal ve Jean Reno’yu sayıyor, performansından etkilendiği isimleri sorunca.
Bir karakteri çalışmaya başlamadan önce oyunun dünyasıyla ilgilendiğinden bahsediyor: “Önce oyunla hemdert olmak gelir. Sonrasında da gerçek anlamda karakterle tanışmanın yollarını ararım. Karaktere dokunmak, onu dinlemek, hak vermek gerekli. Oyuncunun hayat deneyiminin de yorum üstünde etkisi çok büyük. Kendimle karakter arasında bir yol ararım birbirimize gidip geldiğimiz ve sahnede elimden geldiğince tüm kaygılardan uzaklaşıp bırakmaya çalışırım kendimi oyun kişisinin ellerine…” 

Milliyet Sanat dergisinden alınmıştır.