Bu totaliter rejim hiç yabancı değil!

Bu totaliter rejim hiç yabancı değil!
Bu totaliter rejim hiç yabancı değil!
Türkiye'deki akıldışı gelişmelerle yılmış bünyelere hiç yabancı gelmeyecek olan totaliter bir rejimin yönetimi altındaki hayali bir ülkeye davet ediyor bizi '11'e 11'. Bir ilk oyun için gayet derli toplu bir dil ve atmosfer eşliğinde...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Alternatif/bağımsız tiyatro sahnelerinde karşımıza çıkan, yazarının 'ilk' metni olan oyunlar artışta. Ama belli bir meseleye net bir şekilde odaklanmayı başarıp, sahneye de hakkıyla taşınanların sayısı o kadar çok değil. Salı akşamı Kadıköy'deki Emek Sahnesi'nde bu anlamda istisna denebilecek bir örnekle karşılaştım. '11'e 11' Halil Babür'ün yazıp yönettiği bir ilk oyun. Hak ettiğinden biraz uzun, ikinci yarıda ilgiyi canlı tutmakta zorlanan bir oyun olmakla birlikte kesinlikle ince bir aklın ürünü, güzel yazılmış ve sahneye derli toplu bir şekilde taşınmış bir metin. 

Babür kaleme aldığı ilk oyunda Türkiye 'de gün be gün üstümüze gelen, akıl sınırlarını iyice zorlayan tuhaf gelişmelerden yılmış olan bizlere hiç de yabancı gelmeyecek, distopik bir dünyadan sesleniyor. Totaliter bir rejimle yönetilen bir ülkeye - zaman belirsiz olsa da karakterlerin biri hariç Türkçe isimlerinden mekânı bu topraklar olarak kabul ediyoruz- tek bir mekândan, bir berber dükkanı üzerinden göz gezdiriyor '11'e 11'. Oyunun başında öğreniyoruz ki bu tanım, rejimin belirlediği mecburi saç kesim oranı. (Ve aslında çok daha fazlası.)
Geleneksel bir berber dükkanında yaşananlar aracılığıyla totaliter rejimin akıldışı uygulamalarını, tek tipleşmenin örgütlenme biçimini, muhalif sesin nasıl bastırıldığını, muhbir-polis vatandaşın kendini rejime nasıl entegre ettiğini, medya-iktidar ilişkisini ve bireye nefes hakkı tanımayan sistemin toplumu hastalıklı bir hale getirişini izliyoruz. 

Yaratılan dünyanın kodları metne istikrarlı bir şekilde dağıtılmış. '11'e 11' esprisi örneğin; sadece tek tip saç modelinin adı olarak kalmıyor, gündelik selamlaşmadan dükkanların açılış-kapanış saatlerine ya da dekordaki detaylara her yere sirayet ediyor. Tek mekân olan derme çatma, rutubetli berber dükkanı dekoru, kostümler ve sesler de oyuna eksiksiz bir atmosferi kuruyor.
'Meselelerin' kamusal alanda tartışılmasının yasaklandığı, sokaklarda kan gövdeyi götürse dahi TV kanallarının tek satır haber geçmediği, muhalif sosyal medya hesaplarının takibe alındığı, halkın sindirildiği bu distopik ülkede ruh sağlığı yerinde bireylerle karşılaşmak sürpriz olurdu elbette. Ama ben yine de berber Nadir'in ikinci yarıda ön plana çıkan ailevi kaynaklı (daha çok anne-oğul eksenindeki) ruhsal problemlerinin, oyunun aksını kaydırdığı kanısındayım. İkinci perdede Nadir'in öyküsünün açılmasıyla birlikte sahnedeki gerilim artarken tempo da bir o kadar düşüyor. Bu bölümlerin ağırlığını, rejime kafa tutan 'asilerden' -ve oyunun baş kişilerinden- Vladimir'in enerjisi bile kurtaramıyor. 

'11'e 11' kasvetli bir manzarayı sokaktan, gerçekçi bir dille ve yerinde bir mizahla aktaran bir oyun. Vladimir (Barış Gönenen), çırak Önder (Sercan Gülbahar) ve başkanın (Özer Arslan) sahneleri seyri yükselten anlar oldu. Berber Nadir'in (Evren Erler) sürekli 'kapalı' bir duruş ve sesle süren performansı ise aksi bir duygu yaratıyor maalesef. Mahallenin muhbir-vatandaşı 'Celil abi'nin (Murat Engiz) ise sınırda durduğu, oyununu bir tık daha abartsa sıkıcı bir tekrara düşeceği kanısındayım.
'11'e 11' sezonun iyi ilklerinden biri olarak yerini alacaktır. Halil Babür'ün distopik literatürden de beslenerek yazdığını tahmin ettiğim metninin -belki psikolojik boyutlarına yapılacak bir revizeyle- iyi yerli-genç tiyatro metinleri arasında sayılmaması için bir neden yok. 

Evren Erler, Murat Engiz, Barış Gönenen, Sercan Gülbahar, Özer Arslan ve Mert Denizmen'in rol aldığı, Halil Babür'ün yazıp yönettiği oyunun kostüm tasarımında Çağla Yıldırım'ın imzası var. Dekor uygulama Murat Duraklı ile Serkan Kavurt'a, müzik ise Doğa Ebrişim'e ait.
'11'e 11' Aralık Salı 20.30'da Emek Sahnesi'nde izlenebilir.

Mekâna da azıcık özen...
'11'e 11', 'karşının' görece yeni mekânlarından Emek Sahnesi'ni görmeme vesile oldu. 2012'de açılan mekân, Anadolu Yakası'ndaki bağımsız tiyatro adreslerinden biri olarak kıymetli bir yer elbette. Ama 'alternatif/bağımsız' mekânların kendilerinin de, en az buralarda izlediğimiz işler kadar özenli olmalarını bekliyoruz seyirci olarak. Bu mekânların sonsuz bir özveriyle, kısıtlı bütçelerle oluşturulmuş olması, buraların belirli bir estetik eşikten uzak olmasını haklı çıkarmıyor. Oturduğumuz sandalyeler rahat olmasa da olur ama başımızı geriye çevirdiğimizde de fazla sandalyelerden oluşan alelade bir yığınla karşılaşmayalım. Fuayede ışıltılı bir şıklık aradığımız yok ama masalarda kül lekelerinin yer ettiği, paslı kül tablaları görmesek de olur. Seyirci girişi için kapı yerini alan siyah perdeye belli bir düzen getirmek 'alternatifliğin' tanımına aykırı değildir herhalde... Farklı, bağımsız, yaratıcı seslere kulak verdiğimiz mekânların kendilerinin de 'farklı ve yaratıcı' olması o kadar da zor olmasa gerek.