@ErkanAktug

Bu üç genç kadın sanatçının bir derdi var

Bu üç genç kadın sanatçının bir derdi var
Bu üç genç kadın sanatçının bir derdi var
Pilot Galeri, belli ki bundan sonra adını çok duyacağımız, henüz kariyerinin başındaki üç genç kadın sanatçıyı müjdeleyen 'Yarından Önceki Gün' sergisine ev sahipliği yapıyor. Aile ve evin mahremiyetini 'tabu' olarak görmedikleri gibi kadına atfedilen görevleri de kutsamayan bu üç yetenekli sanatçı; Neslihan Koyuncu, Senem Denli ve Hacer Kıroğlu, sanattaki meselesini ve sergideki işlerini anlattı.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

SENEM DENLİ: TOPLUMUN ‘KÖTÜ HUYLAR’ OLARAK İZLEDİĞİ DURUMLARLA İLGİLENİYORUM

Aile yaşamı ve aile yaşamında başlayan ahlak anlayışının ergenlikle birlikte gelen ailenin ve toplumun ‘kötü huylar’ olarak izlediği ve tanımladığı durumlarla ilgileniyorum. Toplumun dayandığı ‘kurulu ahlak’ büyük ölçüde ataerkil bir toplum içinde kolektif bastırmayla sağlanıyor. Toplumsal yasaklamaların büyük çoğunluğu, ahlak düzeyini yükseltmek yerine yarattığı suçluluk duygularıyla bireye, özellikle ‘kadın’ cinsine sadece eziyet ediyor ve onları gizlenen, çocukluklarından itibaren bir lidere (baba) bağlanma ihtiyacı duyan, uzlaşmacı ve itaatkar kişilere dönüştürüyor. Kadın cinsinin bu kuşku ve gerilim dolu evresi (ergenlik) resimlerimin konularını oluşturuyor. Bu yaratım sureci bilinçli oluşmuş bir süreç değil. Benim de sonradan fark ettiğim bir durum. Daha çok içsel ilerleyip sonradan ortaya çıktı diyebilirim. Resimlerimde eskiden beri her zaman bir genç kız figürü vardı. Ama artık sorunsalın ne olduğunu daha iyi tanımlayabiliyorum.


Pilot'taki sergide dört isim gösteriliyor. Sergilenen resimlerden birincisi ‘Mariah’ isimli bir resim. Melek, Bakire Meryem’e hamile olduğunu haber vermeye geldiğinde O’na zambak çiçekleri getirir, resimdeki kızın bu çiçekleri kustuğunu görüyoruz.
İkinci resim ‘In Besten Handen’, ‘En İyi Ellerde’ anlamına gelir. Resimdeki baba ve krizin çokça eğlendiği ve güldüğü görülür. Kız babasının ellerinde yükselmektedir. Bu resmin isminin resimle sarkastik bir bağlantısı var.
Üçüncü resim ‘Das Uber Ich’ (Süperego) Freud’un ahlak tanımıyla ilgili bir resim. Süper ego çocukluk döneminden itibaren ailemiz tarafından zorlanarak içselleştirdiğimiz yasaklardan oluşur. Burası ‘ayıp’ kelimesini öğrendiğimiz yerdir. Baba figürünün bir sembolüdür.

Dördüncü resim ‘Das Gehimnis’, ‘Sır’ anlamına gelir resimde ağzını kapatmış uyuyan bir bebek görürüz. Bu resim de ismiyle bağlantılıdır.



HACER KIROĞLU: TEMİZLEME, İZLER, SİSTEMLİ TEKRAR ÜÇERİNDE ÇALIŞIYORUM

Çalışmalarımın genelinde performatif bir temel olduğunu söyleyebilirim. Özellikle son işlerimde eylemin, çıkan sonuç üzerinden okunması üzerine odaklandım. Genellikle günlük bir takım edimleri, ilk anlamlarından uzaklaşacak kadar çok, sürekli tekrarladığımda soyut formlar ortaya çıkmakta, kalıntılar ve izlerden oluşan bu formlar, tüm o sürecin bir anlamda kaydını taşımakta. Bu bağlamda temizleme, izler, yazılı metinler, örtme-açığa çıkarma ve sistemli bir tekrar, üzerinde çalıştığım konular arasında.

Sergiye üç işimle katıldım. İlki (isimsiz, 2009) bir video performans, dişlerimi fırçalamamla başlayan video, daha sonra yüzümü fırçalamamla devam ediyor ve fiziksel olarak zorlayıcı bir hal alıyor.

İkincisi (isimsiz, 2013) bir fotoğraf serisi, burada sıradan binaların kirli yüzeylerinde kare kesitler alarak, o bölümleri temizledim. Böylece kirli ve temizlenmiş yüzey arasında zamansallık okunur hale geldi.

Son işim ise (İnsanın Esas Gerçekliği: Tembellik, 2015) Maleviç’in tembellik üzerine yazdığı, onun sanat anlayışına dair de ipuçları veren kitabını tamamen silgiyle sildim ve silgi tozlarıyla birlikte sergileniyor. Bu işlerdeki temel mesele süreç odaklı olması ve izler üzerinden sürecin okunabilirliğidir.



NESLİHAN KOYUNCU: NESNELERİ MERKEZ ALAN HİKAYE ANLATIMINA ODAKLANDIM


Sanat pratiğimin başlangıcında çevremdeki nesnelerle insanlar arasındaki ilişkileri sorgulamaya başladım. Çalışmalarıma gündelik nesnenin bireyden bağımsız olası biyografisi ile devam ettim. İnsanı merkez alan her türlü hikaye ve tarih anlatımını referans alarak bu sefer nesneleri merkez alan hikaye anlatımına odaklandım. İnsanın uçsuz bucaksız doğadan dört duvar arasına geçişiyle tamamlandığı varsayılan evcilleştirme sürecinde, insan ürünü eşyaların da insanı ehlileştirmeye devam ettiğine inanıyorum. Gelecekte çalışmalarım ev içerisine ait nesnelerdeki ‘insan izi’nden insan izi olmadığına işaret eden “bakir doğa”ya yani dışarıya doğru gelişmeye devam edecek.


Pilot Galeri’deki sergiye dört adet işle katıldım. ‘Ayıp’ adlı kinetik yerleştirmede karı-koca arasında sıradanlaşmanın eşiğindeki mahrem birleşmeyi canlandıran iki adet başucu komodini ve içerisinden geçen uzun bir çekmece dantelle süslenmiş muşambanın arkasında kırmızı ışıkta aydınlanıyor.

‘İş’ adlı eserde ise iş kisvesinde evin dışında özgürlüğünü yaşayan erkeğin dışarıya çıkardığı evrak çantası bir iç çamaşırını gizliyor.
‘Aile Resimleri’nde ise komodinler üzerine koyulmuş nesneler sahiplerine dair ipuçları verirken nesneler bireylere dönüşüyor.

Son eser ise su birikintisi üstünde ters dönmüş bir deniz simidi ve simitten çıkan çocuk ayaklarından oluşan beton heykel. ‘Outer, Larger, Deeper’ adlı eser gelecek işlere dair ipucu verircesine evin dışına çıkışımın ilk adımını oluşturuyor.

Senem Denli, Hacer Kıroğlu ve Neslihan Koyuncu’yu müjdeleyen ‘Yarından Bir Gün Önce’ başlıklı sergi, 16 Mayıs’a kadar Pilot Galeri’de görülebilir.