Bunlar düzeyli aldatıyor

Evli olmak... Ölesiye sevdiğiniz (Her zaman böyle olmuyor doğallıkla!) biriyle yaşam boyu 'yan yana' olma lüksüne sahip olmak...
Haber: Murat ÖZER / Arşivi

Evli olmak... Ölesiye sevdiğiniz (Her zaman böyle olmuyor doğallıkla!) biriyle yaşam boyu 'yan yana' olma lüksüne sahip olmak... Kulağa hoş geliyor, değil mi?
Oysa ki kazın ayağındaki arızalar, sizin önceden görebilme şansına sahip olacağınız kadar belirginleşemiyor ne yazık ki! Sonuç olarak, aylar (Hadi yıllar diyelim!) geçtikçe ortaya çıkan marazlar, yüreğinizin orta yerine 'Demokles'in kılıcı' gibi saplanıveriyor... Sonrası mı? Sonrasını tahmin etmek, sandığınız kadar güç değil: Aldatma, boşanma, belki de daha kötüsü...
Tiyatro kökenli İngiliz yönetmen Peter Chelsom, 1991'de 'Şarkımı Dinle'yle (Hear My Song) başladığı başarılı yönetmenlik serüveninde, 'Komedyen' (Funny Bones; 1995) ve 'Koruyucu Meleğim' (The Mighty; 1998) gibi ürünler verdikten sonra, Woody Allen dinamikleriyle kotardığı 'evlilik-aldatma-boşanma' komedisi 'Minik Kaçamaklar!' (Town &Country) ile sinemasal vizyonunu genişletme çabası içine giriyor. Bunu başarıyor mu diye sorarsanız, kuşkulu bakışlardan başka bir şey veremeyiz size...
Örnek bir evlilik
Bu aşamada öyküyle biraz haşır neşir olalım isterseniz; böylece filmin dinamiklerine hâkim olmak gibi bir avantajı da elimize geçirelim... Porter Stoddard (Warren Beatty), New York'un popüler mimarlarından biridir. Kendisi gibi başarıya alışkın dekoratör karısı Ellie'yle (Diane Keaton) uzun yıllara yayılan 'örnek' bir evliliği vardır; 'pırıl pırıl' iki çocuk, 'mükemmel' bir sosyal yaşam, para, mal, mülk, vs...
Porter'ın çocukluk arkadaşı Mona (Goldie Hawn) ve onun kocası Griffin'se (Gary Shandling), çiftin en yakınında duran kişilerdir. Ama Griffin'in Mona'yı 'bir şekilde' aldattığının ortaya çıkması, Porter-Ellie çiftinin yaşamında da pürüzler yaratacaktır. Çünkü Porter da karısını aldatmakta ve sonunu göremediği, belki de görmek istemediği bir yola doğru sürüklenmektedir...
Gördüğünüz gibi, yıllardır New York kaymak sınıfının temel sorunları üzerine eğilmek gibi bir misyonu üstlenmiş görünen Woody Allen filmlerini anımsatıyor 'Minik Kaçamaklar'ın öyküsü. Bunu yapanın bir
İngiliz olması ise işi biraz da 'ironik' bir noktaya çekmiyor değil doğrusu.
Amerikan tarzı yaşamın ve ilişkilerin orta yerine düşen Chelsom, insan ilişkilerinin evrenselliğine inanıyor olmalı ki, bu projede yer almayı kabul etmiş. Hele ki,
'büyük oyuncu' kavramının karşılığı olan Warren Beatty, Diane Keaton ve Goldie Hawn gibi isimlerin varlığı, projeyi daha da çekici kılmış anlaşılan. Ne yazık ki, başta da sözünü ettiğimiz 'kazın ayağı sendromu', onun da görüş açısını kapamış ve ayağın kangrene doğru gidişi gözünden kaçmış.
İçi doldurulamamış diyaloglar ve 'yaşarlığın'
uzağından bile geçmeyen entrika, Chelsom'ın umutsuz çırpınışlarının 'aşkın boşa giden emeği'ne dönüşmesinin başlıca müsebbibi olarak göze çarpıyorlar.
Günümüzde bazı kadınların, 'düzeyli aldatma'nın hoşgörü sınırları içinde kabul görebileceğini savunduğunu düşünürsek,
'Minik Kaçamaklar'ın da belli bir kesim tarafından hoş görülebileceğini söyleyebiliriz rahatlıkla. Öte yandan, evlilik kurumunun toplumsal yaşam içinde durduğu yerin ne olduğu konusunda hâlâ fikri olmayan bir kesimin de 'yaşamın dalgın bakışları'yla filmi izleyeceği öngörülebilir.
Kocaman bir boşluk
Peki biz nasıl izledik bu 'kaçamak' filmi ve neler gördük ardında? Çok şeyler gördüğümüzü ve bulduğumuzu söylemek isterdik, ama içinde kaybolacağınız kadar büyük bir boşluktan başka bir şey çarpmadı gözümüze.
Amerikan çekirdek ailesini koruma çabalarının yeni bir uzantısı, kadın-erkek ilişkilerini neşter altına yatırayım derken hastayı ameliyat masasında bırakan bir yaklaşım, oynamaktan çok birbirlerinin oynamasını engellemeyi hedeflemiş oyuncular, çarpraz ilişkiler yumağı kurma gayretinin yavanlaşmaya doğru yönelişi, ve tabii ki zımba gibi bir komedi beklentilerimizin hüsrana uğraması...
'Minik Kaçamaklar!'ın tek iyi yanı, hâlâ evlilik ve aldatma konularında söylenecek şeylerin olduğunu hatırlatması ve bunları
'hakkıyla' söyleyebilecek birilerinin çıkabileceğini vurgulaması. Film ve yönetmen, "Bunu biz yapamıyoruz ama beklemeye devam edin" demeyi unutmuyorlar en azından...