Bunları hatırlıyor musunuz?

Bunları hatırlıyor musunuz?
Bunları hatırlıyor musunuz?
Bilge-Haro Cümbüşyan, Ayşe-Saruhan Doğan ve Tüten-Agah Uğur koleksiyonlarından derlenen SALT Beyoğlu'ndaki 'Her Tercih Diğer İhtimaller İçin Bir Dışlamadır' sergisi, bir anlamda özel koleksiyonları kamusallaştırma amacı taşıyor. "Bir tür zafiyet içindeyiz" diyen SALT'ın Programlar Direktörü Vasıf Kortun, son 35 yılın belleğinin devlet koleksiyonlarında temsil edilemediğine dikkat çekerken serginin hazırlık sürecinde aktif rol üstlenen November Paynter, "Az tanınan, hatırlanmayan işlere ağırlık verdik" diyor.
Haber: HÜLYA AVTAN - hulyavtan@gmail.com / Arşivi

‘Her tercih diğer ihtimaller için bir dışlamadır’ sergisi, üç özel koleksiyonu bir araya getiriyor. SALT Beyoğlu’nda gerçekleştirilen sergiyle, hem sanat eseri toplama merakı ve heyecanı hem de bunu yaparken gerçekleştirilen tercihler üzerine eleştirel bir diyalog ortamı oluşturmak hedefleniyor. Bilge ve Haro Cümbüşyan, Ayşe ve Saruhan Doğan, Tüten ve Agah Uğur’un koleksiyonlarından seçilen işlerin bir araya getirildiği bu çok katmanlı sergi yerel ve uluslararası işlerden oluşmakta.

Hale Tenger’in ‘Yıldızlarda Dans’, Emre Hüner’in ‘Juggernaut’, Christodoulos Panayiotou’nun ‘If Tomorrow Never Comes’, Oliver Laric’in ‘Versions’ gibi işlerinin yer aldığı sergi aynı zamanda Kutlığ Ataman, Leyla Gediz, Ayşe Erkmen, Jonathan Monk gibi pek çok sanatçının işlerini de kapsayan ilk karma sunuma da ev sahipliği yapıyor.


Sergide yer alan koleksiyonların her biri 2000’lerin başından bu yana Türkiye’deki güncel sanatın dönüşümlerini yansıtmakta. Serginin hazırlanması sürecinde yaşanan deneyim, hem SALT ekibi hem de koleksiyoncular için bir öğrenme süreci de olmuş. Çünkü işlerin nasıl ve ne ortamda sunulması gerektiği konuları gündeme gelmiş. Sergi en temelde bir tür kamusallaştırma arzusunu içeriyor demek mümkün. Bunu tartışmaya açmak arzusuyla gerçekleştirilen sergi bu haliyle maksatlı bir sergi aynı zamanda.

TÜRKİYE GÜNCEN SANATININ 35 YILLIK BELLEĞİ NEREDE?
SALT Araştırma ve Programlar Direktörü Vasıf Kortun sanat dünyasının içinde bulunduğu durumu “Bir tür zafiyet içindeyiz” şeklinde tanımlıyor. Kastettiği son 35 yılın belleğinin devlet koleksiyonlarında temsil edilemiyor oluşu. Pera Müzesi’nin ‘Suretin Sireti: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Sanat Koleksiyonu’dan Bir Seçki’ gibi birkaç örnek dışında bu konuda önemli bir eksiklik olduğuna dikkat çekiyor. Sorunun temelde kamuya erişim sorunu olduğu bu durum, kent destekli müzelerin olmayışı gibi sebeplerle de, Türkiye’de güncel sanatın belleğini üretildiği ve sergilendiği anla kısıtlı kılarken, daha sonra görünmez ve erişilemez hale getiriyor. Bazı anlatıların da önünü kapatan bu durum, küçük kurumların dinamik girişimlerde bulunmasına karşılık, destek sorunuyla sıkça karşılaşıyor. Son yıllarda SAHA ve SPOT gibi üretime yardımcı kurumların öneminin yadsınamazlığı bir yana, bunların sayısının artması gerekliliğinin de üstünde durduğu konuşmasında Kortun, genel durumun da bir profilini çizmiş oluyor.


Özel koleksiyonlar meselesine gelindiğinde ise bunun hangi kriterlere göre yapıldığı gibi sorular karşımıza çıkıyor. Bilhassa ’83 sonrası şirketlerin mimarisindeki değişimle de ilintili olarak, ebatların da büyüdüğü eserler, şirket koleksiyonculuğunun yanı sıra koleksiyonların özele geçmesi meselesi de var. Toplamanın niteliği ve çizgisinin hep biraz muğlak kaldığı koleksiyonculukta, sanat eserinin gözden uzak olması ve özele geçmesi ile işin nasıl ve ne koşullarda sergilenmesi konusundaki müzakere de bitiyor. İşin sahibi sanatçı olsa da nesnenin sahibi kişi olduğunda her türlü sunumun kabul görürlüğü bu durum, nesneyi saklama bir sonraki kuşağa aktarma sorumluluğu da yine kişiye indirgenmiş oluyor. Bu sergi tüm bu meseleleri de gündeme getiriyor.

HATIRLANMAYAN İŞLERE AĞIRLIK VERDİK
Sergide yer alan üç koleksiyon da türlü açılardan cesur koleksiyonlar. Zira toplumsal ve siyasi olarak eleştirel ve politik yönleriyle öne çıkıyorlar. Malzeme seçimleri ise video, ses, kitap, film, slayt enstalasyonları gibi ev ve ofis ortamında sergilenme açısından meşakkatli araçlar kullanılarak hazırlanmış. Son olarak müzayede dışında edinilmiş bu işler genel bir koleksiyoncunun almasına alışık olunan türden işler değil. Bu işleri tekrar kamuya çevirme yollarının aranması sebebiyle de cesaret içeren serginin hazırlık sürecinde aktif rol üstlenen November Paynter, sergide gösterimi yoğun şekilde gerçekleştirilmemiş ve az tanınan, hatırlanmayan işlere ağırlık verdiklerini belirtiyor. Videoyla nasıl uğraşırsın düşüncesinin de akıllarının bir köşesinde olduğundan bahseden Paynter, sergideki çalışmalar içinde koleksiyonu öne çıkartalım yaklaşımının ise bilhassa olmadığını söylüyor. Agah Uğur sergide yer alan koleksiyonuyla ilgili yeni medya bazlı işlerin kendisi için çok daha heyecanlandırıcı olduğunu söylüyor. Serginin ise planlı olmamakla beraber zamanlama olarak iyi olduğu görüşünde.
Sergiyle beraber Salt Beyoğlu Açık Sinema’da gösterilecek üç koleksiyondan bir dizi video iş de ağustos ayına dek izlenebilir.
Sergiyi 2 Ağustos’a kadar ziyaret edebilirsiniz.