'Bunu bir yerden duymuştum çağı'

'Bunu bir yerden duymuştum çağı'
'Bunu bir yerden duymuştum çağı'

Selçuk Artut, Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi ve Replikas?ın basçısı. Artut?un ?Al Sana Metin Ver Bana Görüntü? adlı işi, Radikal?de yayımlanan metne, okurların yolladığı görüntülerle üretildi (altta).

Selçuk Artut, 'A/B' adlı sergisinde imaj bombardımanına işaret ediyor. Artut, 'Konsantrasyon süresi 2-3 dakikaya indi ve pek çok konu hakkında çok az bilgisi olan wikipedia kıvamındaki insanların sayısı her geçen gün artıyor' diyor
Haber: MÜGE AVŞAR / Arşivi

Yaşadığımız dünyayı yeterince tanıyor muyuz? Ya da daha çok hangi dünyada yaşıyoruz? Karakterimize şekil veren dış etkenler yüz yıl öncesiyle kıyaslanabilir mi? Peki Teknolojinin insan doğasını şekillendirdiği günümüz dünyasına ayna tutan bir sergi gezmeye ne dersiniz?
Replikas grubunun basçısı olarak da tanınan, Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve İletişim Tasarımı Programı’nın tam zamanlı öğretim üyelerinden  Selçuk Artut, Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi ‘Operation Room’ da 20 Mart’a kadar devam edecek olan ‘A/B’  isimli sergisinde insan doğasında teknolojinin izini sürüyor.
Artut’a ilk sorum ‘neden A/B?’ oluyor.
‘A/B’  bir kod yalnızca. ‘A/Z’ de olabilirdi bu başlık. İnsan-Teknoloji ilişkisinin gözle görülür etkilerini işlediğim projeler için ortak bir kod.

Projelere verdiğiniz isimler de dikkat çekici. Örneğin ‘Farkını Anlayamazsın.’ Kışkırtıcı bir yönü de var bu ismin, öyle değil mi?
İnsanlar tek bir uyarana uzun süre konsantre olamıyorlar günümüzde. You Tube üzerinden konuşacak olursak görsel sunumlarda konsantrasyon süresinin 2-3 dakikaya indiğini görüyoruz. Oysa bilginin kalıcı olması için hazmedilmesi gerekir. Pek çok konu hakkında çok az bilgisi olan wikipedia kıvamındaki insanların sayısı her geçen gün artıyor. ‘Ben bunu biryerlerde duymuştum’lar, ‘Kimdi bunun yazarılar’ gittikçe çoğalıyor. ‘Farkını Anlayamazsın’ deneysel bir video projesi. Aslında izleyici için kurgulanmış bir tuzak. Kışkırtıcı bir isim ve küçük boyutlarda görseller kullanarak izleyiciyi projeyi anlamaya zorladığım, içine çektiğim ve imaj bombardımanına tuttuğum bir proje. Proje temelde imaj yaygınlığına karşı bir reaksiyon.

Al Sana Metin Ver Bana Görüntü isimli projenizde de benzer bir eleştirel tavır var sanırım.
Sanatsal üretim toplumun ortak anlayışının yansımalarını barındırmalı. Murat Uyurkulak’ın kaleminden çıkan 26 cümlelik bir metin var. İnternet ve Radikal gazetesi aracılığıyla iletişime geçtiğim 525 gönüllü katılımcı, metnin her gün yayımlanan cümlelerine göre imajlar, görüntüler yolladılar. Bu görsellerden 825 tanesini bir araya getirerek filmi oluşturduk. Projenin kurgusunu, metni seslendiren Mehmet Ali Alabora’yla birlikte yaptık. İlk gösterimi Garajistanbul’da Temps D’images Festivalinde yapılmıştı.
İmaj bombardımanı işleriniz genelinde var. ‘Sıradışı Bir Kadının Sıradan Bir Günü’ adlı projede filme aldığınız bu ‘bir gün’ü sunum biçiminiz de bir çeşit çoklu görsel sunumumudur?
Bir bozukluk gibi görünen bu görüntüde aslında filmin tamamı mevcut. Yani başından sonuna tüm filmi izleyebiliyor, istediğiniz yerine odaklanabiliyor ya da tümüne bakabiliyorsunuz. Bu da imaj algılama alışkanlığımıza bir gönderme yapıyor. ‘Çıktı’isimli projemde de benzer bir durum sözkonusu. Eski video projelerimden birinin kareleriyle oynarken filmi resim dili açısından değerlendirmeye çalıştım. Doğru kareyi çerçeveye almaktı uğraşım. Hergün milyonlarca insanın yaptığı gibi.

Biraz da ‘Dilsiz’den bahsedelim. Burada imaj değil dil ile ilgili bir sorgulama var.
‘Dilsiz’de yedi kişiye tüm dünyanın az çok bilebileceği bir hikaye vermek istedim, o yüzden seçimim Kurbağa prens oldu. Türkçe yazılmış bu metni okumalarını istedim ve ne anladıklarını sorarken birşey anlamadım deme haklarını ellerinden aldım. Hiçbiri Türkçe bilmiyordu. Metinle kurdukları ilişkinin tek kaynağı Latin Alfabesinin kullanılmasıydı. Seslerin kendi dillerindeki çağrışımlarını izleyerek tahmini masallarını anlatmaya başladılar. Burada sorgulanan süreç hiç birşey anlamamaktan bir şey anlaşılabilir miydi. 

Kurbağa Prens masalını bir Fransız’dan dinleseydik çağrışımları çok mu farklı olurdu?
Dil anlamında bağzı tınıların insanların kulağında kalıcı izleri oluyor. Örneğin Metinde geçen “yürümek” kelimesi köpek ismini çağrıştırdı deneklerden birine. Yani aslolan soru şu, dil toplumların karakterini etkiler mi? Bu proje teknik anlamda da etkileşimli bir iş. Ekranın karşısındaki duruş açınıza göre anlatıcı değişiyor. Sol kulaklıktan deneklerin orjinal metin okumalarını dinlerken sağ kulaklıktan kendi masallarını duyuyoruz. Ağızlarının üzerindeki bantta ise orjinal metin dönüyor. 

İtiraf ediyorum, sergiyi gezerken aleni bir Replikas izi aradım. Tam vazgeçiyordum ki  ‘Kaçık Radyo’ çıktı karşıma.
Hepimiz kişisel projelerimizde Replikas’ın dilinden uzaklaşıyoruz. Ama kendi gelişim sürecimiz grubun çizgisini etkiliyor. Bu proje ‘A/B’ den kopuk ama Replikas benim bir parçam olduğu için sergide yer vermek istedim. Yaklaşık 10 yıl önce Replikas olarak Açık Radyo’nun ‘Gaygoni AG’ isimli programına davet edildik. Bizden bir performans sergilememizi istediler. Biz de uzunca bir süre düşündükten sonra Açık radyoyu kırmaya (hack) karar verdik. Öncelikle ekonomiden kültür sanata pek çok konuda skeçler hazırladık. Program içinde bir yandan bu skeçleri yayınlarken bir yandan da havadan yakaladığımız diğer radyo yayınlarını devreye soktuk. 94.9 Açık Radyo’dan bir anda TRT FM yayını yapılmaya başlandığını düşünün. İşi sergiye taşırken de radyo dinleyicisinin durumundan hareket ettim. Durmaksızın kanal arayan bu eski radyodan gelen yayın Açık Radyo’nun o günkü program kaydıdır.