Burada tam olarak tiyatronun ne olduğunu anlıyorsunuz

Burada tam olarak tiyatronun ne olduğunu anlıyorsunuz
Burada tam olarak tiyatronun ne olduğunu anlıyorsunuz

Shakespeare in tiyatrosu olarak bilinen Shakespeare s Globe, 1559 da inşa edilen orijinal tiyatrodan esinlenerek 1997 de inşa edilmişti. Fotoğrafta Zerrin Tekindor, Haluk Bilginer ve Emre Karayel prova esnasında görülüyor.

Shakespeare'in 37 oyunu, 37 dilde Londra'daki Shakespeare's Globe'da sahneleniyor. 27 Nisan'da başlayan festivalde, geçen hafta sonu sıra Türkiye'yi temsil eden Oyun Atölyesi'nin 'Antonius ile Kleopatra'sındaydı. 26-27 Mayıs'ta üç defa sahnelenen oyunu Türkiyeliler kadar farklı ülkelerden de pek çok insan izledi. Yönetmen Kemal Aydoğan ve Haluk Bilginer ile Londra'da buluştuk
Haber: SİBEL KARADAĞ / Arşivi

Shakespeare’s Globe deneyimi nasıldı?
Kemal Aydoğan: Çok farklı bir deneyim oldu, üzerinizde gökyüzü, doğal ışık kullanıyorsunuz, seyirci ile birebir bir iletişim var, Globe’un tarihsel havasını hissediyorsunuz. 

‘Ferah’ bir Shakespeare oyunu izledik. ‘Klasik bir Shakespeare yerine canlı ve son derece hayatın içinden bir oyun’ desek nasıl bir tasvir olur?
Kemal Aydoğan: Aynen öyle, ferah. Aslında aynı metin ancak onu daha çok güncel dille buluşturmak yapmaya çalıştığımız, izleyenle sizi buluşturacak bir dil yaratabilmek. 1500’lü, belki 1000’li yıllardan itibaren, Batı’nın yaşadığı, farklı bir dinamiğe sahip olan kendi gelişim çizgisi var. Onun iktidar ilişkilerini, sınıf mücadelelerini, aristokrasisini, burjuvazisini, düşünsel dönüşümlerini yaşamamışız ki biz. Belki bize abuk sabuk gelen, onların tarihinde bir yere oturuyor, onu sürdürmek istiyorlar. İngiltere’de gelenekçi tavrı devam ettirmek isteyen gruplar var hâlâ ama bizim bunları yaşamadan o gelenekçi tavırda davranmamız saçma oluyor. Buranın iletişim dilini bulmalıyız.
Haluk Bilginer: Biz gerçekten çok sıkılıyoruz o klasik Shakespeare yorumlarından. Kutsal bir şey yapılıyormuş gibi ağır bir atmosferle yaratılan oyunlardan... Oysaki Shakespeare’in dehası zaten onun 500 yıldır yaşayabilmesinde, zamanı aşabilmesindedir. Onun zamansızlığına ayak uydurmalı.
Oyuncuların hepsinin sahnede olması, sıraları geldiğinde oyuna dahil olurken, oturdukları esnada da seyirci gibi oyunu izlediklerini gördük.
Haluk Bilginer: Aynen, çünkü biz oyun oynuyoruz. Seyirciye de bunu söylüyoruz, “Biz burada bir oyun oynuyoruz.” Kenara geçtiğimizde de sizin gibi oyunu hevesle takip ediyor, yeri geldiğinde gülüyoruz. Oyunculuk budur zaten, yani “İki gündür rolümün etkisindeyim, çıkamıyorum” tavırları komik. Sıranız geldiğinde oynar, sonra kenara geçip izlersiniz. Bu kadar basittir, farklı anlamlar yüklemeye gerek yok. Şevkle oyunu izlemeniz seyirciyi de motive eder. Düşünsenize etrafı izleseniz o anda ya da sonraki sahne için hazırlık yapmaya yeltenseniz ne komik duruma düşersiniz. 

Globe’da izlediğimiz ‘Antonius ile Kleopatra’nın reji ve oyunculuklar açısından, Oyun Atölyesi’ndeki halinden ne farkı var?
Kemal Aydoğan: En başta ışık tabii ki. Oyun Atölyesi’nde oldukça hareketli ve metne uygun o atmosferi destekleyici bir ışık kullanımımız vardı. Burada o yoktu. Oyun Atölyesi’nde kullandığımız dekor da kullanılmadı.
Haluk Bilginer: Oyun Atölyesi’nde gemiden oluşan bir dekorumuz var. Bir tarafı Roma’nın sert, devletçi, askeri, karanlık, maskülen tarafını, diğer tarafı Mısır’ın zengin, ihtişamlı, zevke düşkün, renkli yaşamını simgeliyor. Hiçbiri burada yoktu. Elbette oyunculuk yine aynı ama burada kendinizi çıplak gibi hissediyorsunuz, temel fark o olabilir. Oyunculuğunuzu destekleyecek ışık ya da dekorunuz ortadan kalkıyor, oyunculuğunuzun önemi çıkıyor. Globe’un farklılığı orada zaten, tiyatro salonlarımızda yarattığımız atmosferi burada yaratamıyorsunuz. Işık tamamen doğal, seyirci karanlıkta değil yanı başınızda ve onunla göz gözesiniz, bir kısmı ayakta izliyor. Bu oyuncu için bambaşka bir deneyim. O tarihin içinde gibisiniz. Burada tam olarak tiyatronun ne olduğu, tiyatroyu nasıl tarif ettiğinizi anlıyorsunuz. “Tiyatro bu işte” diyorsunuz. 

Shakespeare’in 37 farklı okuması, her farklı coğrafyanın kendi yerelliğinden de bir şeyler katarak
Shakespeare’i yorumladığı bir çeşitlilik diyebilir miyiz?

Kemal Aydoğan: Diyebiliriz ama yerellik konusunda da farklı Shakespeare okumaları mevcut. Hindistan ve Pakistan’ın sahnelediği iki oyun izledim. Güncel olandan ziyade folklorik öğeler ağır basıyordu. Kilim desenleriyle oluşturulmuş kostümleri, rollerin adları değiştirilmiş, rejisi farklı ve metinden kopmuş bir haldeydi. Bu değil bizim yapmak istediğimiz. Bu artık bir uyarlama oluyor ama o zaman da Shakespeare’in kendisinden uzaklaşıyorsunuz. Derdimiz güncelliği yakalamak. Bunu yaparken postmodern ya da avangart, nasıl adlandırırsanız, pek çok fikirden etkilenebilirsiniz. Metnin özünden kopmadan yapmak önemli.
Haluk Bilginer: Bahsettiğiniz yerellik vurgusu uyarlamaya dönünce Shakespeare değil başka bir şey ortaya çıkıyor. Shakespeare’i farklı kılan, evrenselliği. Güç, iktidar ilişkileri, öte yandan aşk. Bu evrensel değerleri merkeze alarak yapacağınız yenilik önemlidir. Yoksa Shakespeare oynuyor olmazsınız, kendi halk tiyatronuzun oyunu haline gelir. 

İngiltere’deki gelenekçi duruş ile pek çok alternatif tiyatro akımlarına baktığımızda, Türkiye ’deki dönüşümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Haluk Bilginer: Son yıllarda Türkiye’de çok cesurca yenilikler yapılıyor. Pek çok alternatif grup tiyatrolarını kuruyor, Taksim’in farklı mekânlarında oyunlar sahneliyorlar. İngiltere’de de farklı anlayışlar mevcut; gelenekçi ve klasik olan var, daha yenilikçi açılımlar yapanlar var, West-End tarz var. Ama buradaki Ulusal Tiyatro’nun işleyişi bizim Devlet Tiyatroları’ndan çok farklı. Buradaki oyuncular memur değil, 657’ye bağlı memurdan tiyatrocu olmaz. Oyuna çıkmamak için rapor alan tiyatrocu da olmaz. Memur olmayı kabul ederseniz, size emir de verirler. Buradaki Ulusal Tiyatro’nun işleyişi sözleşme esasına dayalı, “Oyunun sahneleneceği süre bu kadar” diye sözleşme imzalıyor. Özelleştirme değil, özerkleştirmedir çözüm. National Theatre’ın devletten aldığı destek inanılmaz rakamlara ulaşıyor. Sadece Globe’un yıllık bütçesi bizim Devlet Tiyatroları bütçesinden fazla. 30 farklı yerden de sponsor desteği var. Bizde de Devlet Tiyatroları’na yapılan destek daha da artmalı. Ama bunun karşılığını almalı seyirci. Bu kadar ödenek alıp bu denli kepaze oyunlar sergilemek ayıptır. İzleyenin bunun hesabını sorma hakkı vardır. Asıl yurttaşlık bilinci bunu gerektirir. Özelleştirmeyle bu iş olmaz, bunun anlamı da pratiği de yok. Kim başına böyle bir bela almak ister?
Kemal Aydoğan: Biz bu dönüşümün gerekliliğinden yıllardır bahsediyoruz. Yeni ortaya çıkmış olan bir şey değil ki. Sadece bizler değil, o kurumların içerisinde olan pek çok kişi de bulundukları yapının ve oradaki bürokratik işleyişin farkında ve bundan şikâyetçiler. Ancak olay kaldırılma tehlikesi olunca hemen değişiyor tavırları.

Tiyatrocular değişime hemen karşı çıkmamalı...
Tiyatro tartışması iki kutba sıkışıp kaldı neredeyse. Bir taraf özelleştirme derken karşı çıkan taraf “ Atatürk ’ün kurduğu kurumlar” diye başlıyor söze. Tiyatro meselesinde de AKP -Kemalizm kutuplaşmasına mı sıkıştık? Kemal Aydoğan: Mesele tam da bu kutuplaşmanın tuzağına düşmeden üçüncü bir dil oluşturabilmekte. Bu halle tiyatro yapmaktan vazgeçmedikleri, başka kanallar aranmadığı ve bu iki kutuplu siyaset ilişkisinden çıkılmadığı sürece başımıza bunlar gelecek. En başta tiyatrocuların kurumların peşinden gitmeyi bırakması lazım. Cumhuriyet kurumları diye tiyatro tartışması mı olur? Kurumlar tiyatro yapmaz, insanlar tiyatro yapar. Tiyatro yapmaya ad koymak da kimsenin tekelinde değil, sağcısı da yapar solcusu da. “Henüz buna hazır değiliz” şeklinde savunma yapan insanlar var, düşünün. Bahsettiğiniz ikilemden çıkmadan özgür bir tiyatroyu hedef alan dönüşüm gerçekleşemez.

Peki bu dönüşüm sürecinin bu kutbun bir ucundan ve de muktedir olan tarafından başlatılıyor olması hâlâ özgür bir tiyatronun yolunu açabilir mi? Kemal Aydoğan: Anlıyorum demek istediğinizi ancak bu bir süreç. Keşke zamanında tiyatrocular bunun farkına varıp kendileri dönüşümün öncüsü olabilselerdi. Ne yazık ki yapılamadı. Tiyatrocuların çoğu özgür tiyatronun önüne kurumları koyduğundan bu yapılamadı. Özgürlüğünüze sahip çıkmazsanız ona ipotek koyarlar. Yine de ilk defa bu ülkede değişimden bahseder olduk, umarım tiyatrocular bu şansı iyi değerlendirebilir.
Haluk Bilginer: Taşlar yavaş yavaş yerine oturacak. Birkaç yıl elbette ortalık toz duman olacak ancak sonra çok daha iyi olacak. Burada tiyatrocuların yapacağı, değişime hemen karşı çıkmak ve eskiye sarılmak değil. Bu değişimi özerk bir tiyatro yaratılabilmesi adına fırsat olarak görmek.

Kültür Bakanlığı tarafından hazırlanmakta olan projeden haberdar mısınız? Haluk Bilginer: Evet ama henüz ayrıntılarını bilmiyoruz ki. Önce dinlemek lazım, nedir yapılmak istenen. Dinlemeden her şeye karşı çıkarak bulamayız ki yolumuzu. Ama Başbakan’ın “İstediğimiz projelere destek vereceğiz” sözü çok tehlikeli tabii.