@ErkanAktug

Burak Aksak: İlk günkü gibi inanıyorum, o gemi bir gün gelecek!

Burak Aksak: İlk günkü gibi inanıyorum, o gemi bir gün gelecek!
Burak Aksak: İlk günkü gibi inanıyorum, o gemi bir gün gelecek!
Yazıp yönettiği 'Bana Masal Anlatma' filmiyle sinemalara konuk olan Fenomen dizi 'Leyla ile Mecnun'un senaristi Burak Aksak, "L&M kafası' denilen mizah sokağın mizahıydı, sosyal medyanın, çaresizliğin mizahıydı bence. Ama görmezden geliniyordu. Gezi dönemi ön plana çıktı belki ama yine unutuldu. Sert ve kaba bir dile karşı yapacak hiçbir şeyi olmayanların tek çaresi durumun kendisiyle dalga geçmek artık" diyor.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Önce ‘Leyla ile Mecnun’... Dizinin beklenmedik bir şekilde “Gezi”ye bağlanarak bitirilmesi karşısında neler hissetmiştin...“Bize öyle bir bilgi gelmedi.” Reytingler kanalı tatmin etmediği için bitirildiği söylendi. Öyle ya da böyle bitti sonuçta. Sebebi ne olursa olsun üzülüyor tabii insan. Neredeyse üç sene boyunca gece gündüz uğraştığım, sanki o mahallede yaşıyormuş gibi hissettiğim, benim için işten öte bir şeydi ‘Leyla ile Mecnun’. Hayat böyledir ama. Bazen elimizden bir şey gelmez. Filmde de geçen bir replik var. “Hiç tanımadığımız, belki de hiçbir zaman karşılaşamayacağımız insanların kararları değiştirir hayatımızı.”

Gezi’deki gençlerin mizahı “Leyla ile Mecnun kafası”na yakındı. Bu durum neler hissettirdi size?
O mizah sokağın mizahıydı, sosyal medyanın mizahıydı, çaresizliğin mizahıydı bence. Ama görmezden geliniyordu. Gezi dönemi ön plana çıktı belki ama yine unutuldu. Yine görmezden gelinmeye başlandı. Sert ve kaba bir dile karşı yapacak hiçbir şeyi olmayanların tek çaresi durumun kendisiyle dalga geçmek artık. Dünya kötü, kaotik ve giderek deliren bir yer. Güçlü kalmak için hayal kurmaktan, kendi kendimize eğlenmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

‘Leyla ile Mecnun’cular filmde ‘O gemi bir gün gelecek’i görünce heyecana kapıldılar... ‘O gemi bir gün gelecek’ mi?.. Özlüyor musunuz ‘L&M’yi?..İlk günkü gibi inanıyorum buna. “O gemi bir gün gelecek!”

‘Bana Masal Anlatma’ fikrinin çıkışı nasıl oldu?Leyla ile Mecnun bitince ufak bir sendeledik. Bocaladık hepimiz. Dinlenmeden, ortada iyi bir hikâyemiz olmadan bir işe girdik. ‘Leyla ile Mecnun’ dediğim gibi benim için bir işten fazlasıydı. Ama hemen sonra başladığımız ‘Ben de Özledim’ dizisi bir işti. Para kazanabilmek için girdiğimiz bir iş. O parayı da kazanamadık gerçi. Faydadan çok zararı dokundu bana. Tekrar bir dizi yapmak istemiyordum. O dizinin son bölümlerinde Ayperi diye bir masal yazmıştım. O masalla, kendi çocukluğumu bir araya getirmeye çalıştım. Kendi hikâyemi kendim anlatmak istedim.

‘Leyla ile Mecnun’u çağrıştıran çok şey var filmde. İsteseniz doğrudan ‘L&M’ filmi de yapabilirdiniz, neden tercih etmediniz?Bu sadece benim isteğimle olacak bir şey değil. Yapımcısı, oyuncusu, yönetmeni hep beraber karar vermemiz gereken bir durumdu. Öyle bir talep gelmedi kimseden...

Cengiz Bozkurt’un aynı ‘Erdal Bakkal’ tiplemesini oynamasına izin vermenizin nedini neydi?
Benziyor ama aslında aynı karakter değil. Erdal gibi içten pazarlıklı, çıkarcı bir adam değil Nafi. Erdal Bakkal’a güvenemezsin ama Nafi’ye güvenebilirsin. En basitinden kavgaya gireceğin zaman Erdal kaçar giderdi, Nafi ise hiç çekinmeden seninle birlikte dalar kavganın ortasına. ‘Bana Masal Anlatma’ film değil de dizi olsaydı Nafi’nin kendine has özelliklerini, Erdal Bakkal’dan farklılıklarını daha net görebilirdik tabii.

‘L&M’ olsun ‘Bana Masal Anlatma’ olsun, işleriniz ana omurgalarından biri sıcak mahalle ortamı... Çocukluğunuz böyle bir ortamda mı geçti, yoksa bu bir ideali mi temsil ediyor?
Yedikule, Samatya, Kocamustafapaşa civarında geçti çocukluğum. Yedikule’de oto lastikçide çalışırdım. Sabahları dükkânı açıp, çay poğaça ya da helva ekmek kolayla kahvaltı ederdim. İyi lastik değiştiririm, kolumda bir altın bilezik var yani. Yedikule surlarının içinde çok top oynamışlığım da vardır. Bu yüzden film oralarda geçiyor. Ama hem dizide hem de filmdeki mahalleler bir idealin temsili sayılır. Şu an Suriçi mahallesi gibi bir mahallede yaşamak isterdim mesela.

Artık böyle mahalleler yok, muhtemelen olmayacak da... İşin ilginci sizin kitlenizin çok büyük bölümü hayatında sizin bahsettiğiniz mahalle hayatını yaşamamış gençler... Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Bunlar artık son mahalleler. Ne kadar karşı olursak olalım, bunun önüne geçemeyiz. Biz de elimizde olanın kıymetini bilip, tadını çıkarmaya çalışıyoruz. Sur dibinde beraber top oynayamadığımız arkadaşlarımızla bir filmin içinde buluşuyoruz bir nevi.

‘Bana Masal Anlatma’da da erkekler kadınlara ‘açılma’ konusunda sorunlar yaşıyor... Burak Aksak senaryolarında hep böyle mi olacak:))
Galiba böyle olacak ya. Çocukken de açılamazdım hala da açılamıyorum. İşin formülünü öğrenemediğim sürece daha çok izleriz bu tür şeyleri:))

Başrol için ‘Behzat Ç’nin Harun’u Fatih Artman ile ‘Güneşi Beklerken’le çıkış yapan Hande Doğandemir’i seçme süreci nasıldı işledi? Onlarla çalışmak nasıldı?

‘Leyla ile Mecnun’ ve ‘Behzat Ç’ ortak bölümü yapmıştık biz. Zaten ‘Behzat Ç.’yi izliyordum. O yüzden Harun karakterine sahne yazmayı çok istiyordum. Fatih çok yetenekli bir oyuncu. Çok inandım Fatih’e. Nasıl ki Mecnun’u Ali Atay’dan başkası oynayamazdı diyorsak, Rıza’yı da Fatih Artman’dan başkası oynayamazdı diyebiliriz.
Hande en son dahil oldu ekibe. Hatta son anda karar verdik diyebiliriz. Görüşmeye geldi, rolü aldı ve gitti. İkisi de arkadaşımdı zaten. Tanıdığım insanlarla çalışmak beni daha da rahatlattı. Fatih ve Hande’nin bir araya gelmesi masalsı bir durum oldu.

‘Bana Masal Anlatma’ sinemadaki ilk yönetmenliğiniz... Başlangıçta tedirginlik yaşadınız mı? Yönetmenlik nasıl bir tat bıraktı sizde?Eve kapanık yaşayan, asosyal bir insan olduğum için insanlarla iletişim kurmak zor gelir bana. Bu yüzden bir tedirginlik vardı elbette. Hatta ilk set günümü anlatan uzunca bir yazı yazmak istiyorum bir ara. Ama zamanla oturdu her şey. Çok profesyonel bir ekiple çalıştığımız için fazla zorluk çekmedim. Filmde Cemal’in dükkânda beslediği bir köpek var mesela. O köpeğin bile benden fazla set tecrübesi vardı. Elimde olan tek şey hikâyemdi. Ve herkes bu hikâyeye inandı, ona ortak oldu. Hep beraber bir film çıkardık ortaya. Allah hepsinden razı olsun. İyi de baktılar sette bana. Yemekler filan da süperdi.

Filmle ilgili izleyicilerden gelen geri dönüşlerden memnun musunuz?
Birkaç şehirde gösterimlere katıldık. O salonlardaki tepkiler, sosyal medyada okuduklarım, eş dostun anlattıkları fazlasıyla tatmin etti beni. Utandım, şımardım, hatta kimi söylenenler karşısında ne diyeceğimi bilemedim.

Yapımcı olarak Necati Akpınar ve BKM gibi büyük bir yapım şirketiyle çalışmak ne tür avantajlar sağladı?Sette ve set sonrası çok rahattım. Özellikle çekimlerden sonra çok iyi bir ilişki kurduk Necati abiyle. Çok güzel insanlar tanımama vesile oldular. Her şeyden önemlisi hayalini kurduğum dünyayı perdeye taşıdılar.

Diğer taraftan kendi senaryolarını çeken yönetmenler böyle büyük yapım şirketleriyle çalışırken ‘senaryoya müdahale’ gibi tatsız şeyler yaşayabilir. Bu anlamda bir sorun yaşadınız mı?
Hiçbir sorun yaşamadık diyebilirim. Senaryoya bir müdahale olmadı. Ama film 125 dakika çıktı. Haliyle yapımcının bazı kaygıları vardı. Bir komedi filmi için fazla mı uzun? Filmin temposuna zarar verir mi bu uzunluk? Salonlardaki seans sayıları? Gibi gibi şeyler. Kendi açısından bakıldığında haklı kaygılar bunlar tabii. Biz de filmi 108 dakikaya indirdik. Ama dokunulmasını istemediğim yerlere müdahale etmedi yapımcımız. 125 dakikalık hali de DVD ve televizyon yayınından izleyebiliriz artık.

“Artık herkes evine dönmeli” dışında politik gönderme pek yok filmde. Kendinize otosansür uyguladınız mı?
Gündem o kadar hızlı değişiyor ki, “Artık herkes evine dönmeli” lafı bile eskidi film vizyona girene kadar. Bu tür göndermeleri yapmak dizi gibi daha güncel olan yapımlarda mümkün olabiliyor. Zaten gönderme yapmak gibi bir derdim de olmadı hiç. Anlatmak istediğim şey naif, masalsı bir mahalle hikâyesiydi. İçine politik şeyler sokarak kirletemezdim bu hikâyeyi. Bir arada olabildiğimiz tek yer masallar artık. Keşke o tadı gündelik hayatımıza yansıtabilsek.

Filmin sürekli ‘L&M’ ile karşılaştırılması bir yerden sonra sinirinizi bozuyor mu?İkisi de benim hikâyem, ikisi de benden, çocukluğumdan, hayatımın belli bölümlerinden parçalar taşıyor. İkisinin içinde de çok güzel insanlar var. O yüzden sıkıntı yok. Diledikleri kadar karşılaştırabilirler.

Sırada ne var?Film var, dizi var, kitap var. Ya da hiçbiri yok. Bilemiyorum şu an. Elimde hikâyeler, karakterler var ama bunu neticelendirecek enerji ve motivasyona sahip değilim. Umarım güzel şeyler olur, gerekli motivasyonu sağlar ve yola devam edebilirim.