'Burası, mütevazı bir İstanbul müzesi'

'Burası, mütevazı bir İstanbul müzesi'
'Burası, mütevazı bir İstanbul müzesi'

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Orhan Pamuk'un 'Masumiyet Müzesi' romanı ve müzesinin artık bir de belgeseli var... Demet Haselçin'in yapımcılığı ve yönetmeliğini üstlendiği belgesel, bu akşam 20.15'te TRT Türk'te!
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’nin kuruluşuna 12 yıl boyunca tanıklık eden ‘Masumiyet Müzesi Belgeseli’ tamamlandı. 60 dakikalık belgesel, ilk kez bu akşam 20.15’te TRT Türk’te izleyiciyle buluşacak. Orhan Pamuk ve TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in katılımıyla gerçekleşecek gala canlı yayınının ardından program, belgeselin gösterimiyle devam edecek. Belgesel, müzenin oluşturulma sürecini, binanın eski halinden, temel atmadan başlayarak, bütün inşaat aşamalarını, atölye çalışmalarını, objelerin yerleştirilmesine kadar tüm aşamaları içeriyor. Orhan Pamuk’un, her aşamasında başında durduğu, müzenin yavaş yavaş oluşmasını yıl yıl kameraya anlattığı Masumiyet Müzesi Belgeseli’ni bir de yapımcısı ve yönetmeni olan Demet Haselçin’den dinleyelim dedik... 

Bu, Orhan Pamuk ile ikinci çalışmanız, değil mi?
Evet, daha önce ‘Benim Adım Kırmızı’ romanından yola çıkarak bir minyatür belgeseli yapmıştık. Yapılan işi herhalde iyi buldu ki Masumiyet Müzesi belgeselini de bana teklif etti Orhan Bey. Telefonla konuşurken, proje için ‘Değişik’ dedi, ‘Yapılmayan bir şey’ dedi. Çok heyecanlandım. 

Belgesel için 1999’un sonlarından itibaren çalışıyorsunuz, değil mi?
Evet, o zaman roman fikri tasarı olarak vardı, yazmaya henüz başlamamıştı. 2000 yılının kasım ayında da çekimlere başladık. 12 yıldır çalışıyoruz. Ve bildiğim kadarıyla Türkiye ’de buna benzer bir çalışma da yok. Normalde bu kadar uzun süreyi kapsayan bir konuyu takip pek mümkün olmaz. Belki bu işin doğasından kaynaklanan bir şeydir. Müze yapmak çok zor bir süreç. Benim işim de ona bağlı olduğu için süreç uzadı. Müzenin yapılış aşamalarını tek tek çektiğim için sonuca ulaşmak epey uzun sürdü diyebilirim. 

Hangi sıklıkla gidip geldiniz binaya peki?
İlk zamanlar inşaat başladığında yani 2000’de çok sık gittim. 2002’ye kadar on beş günde bir ziyaret ettim. 2002’den sonra ise belgesel bir kesintiye uğradı çünkü müzede işler durmuştu. Benim takip edeceğim yeni bir gelişme yoktu. Orhan Bey de zaten yurtdışında yaşamaya başlamıştı. 

Görüntülerde sonra 2010’a atlıyoruz...
Evet, 2010’da Orhan Pamuk’un müze ile ilgili çalışmaları yeniden başlattığını öğrendim, bir e-mail yazdım eski çekimleri hatırlatmak için. Aradı hemen. Geçen zamanda izimi kaybetmiş, TRT’den ayrıldığımı düşünmüş. Kaldığımız yerden devam ettik sonra... 

Peki, ‘Bu acaba bitmeyecek mi?’ dediğiniz bir noktaya geldiniz mi hiç?
Bu kadar uzun süreli bir iş söz konusu olunca geldim tabii. Başıma bir şey gelir diye bitiremeyeceğimi düşündüğüm zamanlar oldu. Ne olur ne olmaz diye çekim bantlarını sağlam bir yere sakladım, Orhan Bey’e de bilgi verdim... Önlemimi almıştım yani belgeselin her türlü bitmesi için. 

Çekimlerde sizi en zorlayan neydi?
60 metrekare taban alanı olan, üç katlı, üç cepheli küçük bir binaydı bizim çekim alanımız. Çok küçük mekânlarda çalışıyorduk ve çok fazla çalışan vardı. Haliyle hep ayakaltında dolaşıyormuşuz gibi hissediyorduk, onların işine engel olmak istemiyorduk. Tabii sıkılıyorlardı, kamera olunca rahat hareket edemiyorlardı. İnsanların çalışmaları sanki kesintiye uğrayacakmış gibi oluyordu. Bunun verdiği bir sıkıntı vardı. 

Komik bir anınız var mı?
Ustalara buranın ne olacağını bilip bilmediklerini soruyordum, onlar da “Bir abi var, yazar. Buraya bu kadar para dökülür mü? Yazık. Gidip gıcır gıcır bir yer alsaydı” diyorlardı. Bir de etrafta meşhur birini arıyorlardı. Diziye mi dönüşecek, kim geliyor meşhurlardan diye soruyorlardı. 

Bir yabancı genç görüyoruz belgeselde, “Masumiyet Müzesi romanını bitirdikten sonra fark ettim ki kitaptaki karakterleri ve bu binayı kendi arkadaşlarımdan ve onların evinden daha iyi tanıyorum. Dolayısıyla kurgu olduğunu bilsem bile bu binayı görmek bana gerçek hayatımın gerçekliğinden daha farklı ve daha derin bir gerçeklik sundu” diyor.
Evet, ilginçti o. Bir gün çekime gittik. Karşı apartmanın merdivenlerine oturmuş üç kişi... Biri Avustralya’da, diğeri Amerika’da yaşayan iki Türk. Bir de işte o İngiliz delikanlı vardı. Kendi aralarında romanı tartışıyorlardı. Daha müze inşaat halindeyken, insanların böyle bir şey yapması çok ilginç değil mi sizce de? Onlar kitabı okumuşlar ve kitabın arkasındaki haritaya göre adresi bulmuşlar. Büyük bir merak içinde oturmuş, edebi bir tartışma yapıyorlardı.


‘Burası, Kenan Basmacı’nın müzesi’
Belgeselde kitaptan alıntılar var, ayrıca Orhan Pamuk’un el yazılarını, notlarını görüyoruz.
İkinci yönetmen Pınar Yakışıklı: “Aslında burası, Kenan Basmacı’nın müzesi. Zaten kitapta da en sonlara doğru Orhan Pamuk’a bu müze fikrinden bahsediyor, “Kim yazabilir bunu benim için?” diyor. Sonra da bu kişinin Orhan Pamuk olacağını ifade ediyor. Buradan yola çıkarak Kemal de kurgumuzda olmalıydı diye düşündüm. Biz onu nasıl canlandırmalıydık, görünmeli mi olmalı mı diye düşünürken, kitaptaki metinlerden yola çıktık. Kemal’in sesleri alıntılarla sunuldu. Hem Orhan Pamuk hem Kemal anlatıyor. Bu şekilde eklerle belgeseli tamamladık.”

Orhan Pamuk’un Masumiyet Günlüğü
20 Kasım 2000: “Bu binayı (Brükner Apartmanı’nı) alalı 1.5 yıl oldu. Hikâye zaten kafamda bina ile bütünleşti”.
23 Temmuz 2002: “Masumiyet Müzemiz için binanın içini yıkmaya başladık. Bu arada ben de romanı 4.5 yıldır ayrıntılarını düşündüğüm için şimdiye kadarki bütün romanlarımdan daha hızla ve eğlenerek yazıyorum.”
7 Mayıs 2010: “Bir yandan binada mimari çalışma sürerken, bir yandan da biz atölye diyebileceğim bu dairede kutuların içine benim neredeyse 10 yıldır biriktirdiğim eşyaları yavaş yavaş yerleştiriyoruz. (…) Bin türlü şey kafamızda tıpkı bir ressamın resim yapması gibi. ”
24 Temmuz 2010: “Masumiyet Müzesi, mütevazı bir İstanbul müzesi. Hatta Türklerin günlük hayatının 60 ve 70’lerde kullandıkları eşyaların müzesi olma iddiası taşıyor.”
30 Haziran 2011: “Amacımız bir roman okurunun roman okurken hissettiği şeyleri bu sefer görsel olarak (müzedeki) eşyalara bakarken eşyalar üzerinden hatırlamak.”
9 Eylül 2011: “Son 4 aydır her gün bu müzenin içindeydim. Her şeyiyle ilgilendim. Müzede parkenin üstüne bir şey damlasa hemen eğilip, siliyordum. Halbuki kendi evimde silmiyordum. Müzeye bu kadar özen gösteriyorum. Masumiyet Müzesi’nin ikinci katında bir masam vardı, her şeyi, herkesi görüyordum. Ve sanki sanat üreten bir geminin kaptanı gibi hissediyordum”.