Buyrun İslam'ın 'Gülen' yüzüne...

Buyrun İslam'ın 'Gülen' yüzüne...
Buyrun İslam'ın 'Gülen' yüzüne...

?Eşrefpaşalılar?da imamı Sinan Taymin Albayrak canlandırıyor.

Bir tiyatro oyununun sinema uyarlaması olan 'Eşrefpaşalılar', toplumun ideal insanını bir imamda arıyor. Dolayısıyla da 'öğretmen' figürünün yerini din adamı alıyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

İstanbul’un kenar mahallerinden birinde kahvehane işleten Davut’un mekânına bir yabancı gelir. Davut, geleni ‘sivil’ sanarak pek hoş karşılamaz. Lakin karşısındaki, kendisinin de sonradan fark edeceği gibi mahalledeki metruk camiye atanan yeni imamdır. ‘Hoca efendi’, mahallede ipleri yavaş yavaş eline alır, bozuk düzeni adam etmeye çalışır. Kol kanat germek için uğraştıkları arasında Davut’un evlatlığı olan ve içeriden çıkar çıkmaz tekrar uyuşturucu trafiğindeki yerini alan mahallesinin ‘harbi’ kabadayısı Nusret de vardır.
400 bin kişinin izlediği söylenen bir tiyatro oyununun sinema uyarlaması olan ‘Eşrefpaşalılar’, sinemamızın erken döneminde ‘ideal kurtarıcı’ olarak çizilen ‘öğretmen’in yerine ‘imam’ı ikâme eden bir yapım. Fakir ama sıcak ilişkilerin hâkim olduğu, samimiyetin ön plana çıktığı ama hayatın, sistemin zorluklarından dolayı ‘illegal’ yollarla kazanılmaya çalışıldığı bir ortama gelen camii imamı, bu sosyal dengesizliklere kendince bir katkı yapmaya, herkesi doğru yola çağırmaya çabalıyor. Çizilen portre, İslam’ın ılımlı, hoşgörülü ve sevecen yönüne yakın duruyor. Hoca Mehmet Akif de okuyor, Darwin’in ‘Türlerin Kökeni’ne de göz atıyor. Yani bildiğimiz anlamda ‘tutucu’ bir kişiliği yok, karşı tarafı da dinleyip kendi tezlerini sunuyor. Bir ‘tevatür’e göre de, anlatılan kişi Fethullah Gülen, özellikle de 1966-71 yıllarını kapsayan İzmir’deki vaizlik dönemi. Sadece olaylar İstanbul’un bir kenar mahallesine taşınmış.
‘Alt metni’ bir tarafa bırakıp filme göz atarsak, hikâye şimdiki zamana taşındığı için inandırıcılığını kaybetmiş. Cep telefonları, mafyatik ilişkiler, mekânlar vs, olayların günümüzde geçtiğine delalet. O halde Ak Parti döneminde bu denli metruk, bakımsız ve gözlerden ırak bir cami olur mu dersiniz? Elbette olabilir ama yine de öykü bu haliyle gerçekçiliğini kaybediyor. Üstelik atanan imama, devlet sadece maaşını ödüyor, başka konularda sahip çıkmıyor görünüyor. Öte yandan ‘Hoca efendi’ mahalledeki öğretim yaşına gelmiş çocukları toplayıp onlara Türkçe öğretiyor. Burası da bana biraz saçma geldi. Bu internet çağında, Türkiye’nin okuma yazma problemi olmadığı aşikâr, problemin kaynakları ve uzantıları başka yerlerde.

En iyi ihtimal, ‘Uzak İhtimal’
Filmde, çektiği televizyon dizileriyle tanınan yönetmen Hüdaverdi Yavuz’un anlatımı aksamıyor ama karakter tahlillerinde ve olay örgülerinde vasatı aşmayan bir yapım var önümüzde. Özellikle de kabadayı Nusret tiplemesi hiç olmamış. Genel hava olarak ‘Kasabaya gelen yabancı’ trüğüne dayalı western’leri de çağrıştıran ‘Eşrefpaşalılar’, yan hikâyelerdeki ‘eski aşklar’la, ‘Eşkıya’ ve ‘Kabadayı’dan tatlar da sunmayı hedeflemiş. Finaldeki ‘gerçekçiliğe’ itibar etme çabası ise, yarım kalmışlıktan öteye gidememiş.
Sonuç olarak ‘Eşrefpaşalılar’a orta karar bir yapım demek mümkün. Bu toplumdaki bazı kesimler için bu tür önderlere ihtiyaç olabilir ama bu önderlerin galiba daha sağlam filmlere daha çok ihtiyacı var. Öte yandan sinemamız son dönemde ‘imamları’ sıkça perdeye yansıtırken, ‘Uzak İhtimal’in müezzini, perdeye suretini yansıtmış bütün meslektaşlarına ‘açık ara’ fark atmayı sürdürüyor. Sözün özü ‘diğer ihtimaller’, şimdilik ihtimal dahilinde değil.