Çağan Irmak komediyle geliyor

Çağan Irmak, çekimlerine nisanda başlayacağı 'Prensesin Uykusu' adlı filmiyle ilgili ilk açıklamaları Radikal'e yaptı. Genco Erkal ve Sevinç Erbulak'ın oynayacağı filmin, varoşlarda geçen çağdaş bir Pamuk Prenses uyarlaması olduğunu söyleyen Irmak, 'Galiba en güler yüzlü filmim bu olacak' diyor



ERKAN AKTUĞ



NÜRNBERG - Sahi, ‘Babam ve Oğlum’dan olsun, ‘Issız Adam’dan olsun bahsetmeyen köşe yazarı kalmış mıdır? Çağan Irmak için “O Türkiye’nin tek yönetmen starı” demiş Zeki Demirkubuz, bir dost sohbetinde. Haksız da değil. 40 yaşına daha yeni basmış Çağan Irmak ve yönettiği altı filmden ikisi bu topraklarda fenomen haline gelmiş. Fakat bildimiğimiz starlar gibi Çağan Irmak’a gazetelerde ya da televizyonlarda çok sık rastlamıyorsunuz. Hatta bundan sanki özellikle kaçınıyor. O daha ziyade filmleriyle manşetlerde.
Çağan Irmak’a son filmi ‘Karanlıktakiler’le katıldığı Nürnberg Türkiye Almanya Film Festivali’nde rastladık. Nürnberg festivalini çok seviyor, samimi ve sıcak buluyor, “Ne zaman çağırsalar, koşa koşa gelirim” diyor.
Irmak’a neden pek medyada görünmediğini soruyorum. “Filmlerimin bazıları gerçekten çok popüler olup medyada çok yer kaplıyor. Açıkçası, bir de ben yer kaplamak istemiyorum. O alan kaplama durumundan biraz rahatsız oluyorum” diyor ve ekliyor, “Algımızın çekilmesi gereken başka yerler varken benim filmlerimin bu denli ortada olması ve yer işgal etmesi bana çok doğru gelmiyor zaten, bir de ben çıkıp üstüne tuz biber ekmeyeyim yani...”

‘Sinema at yarışı değil’
Altı filminden sadece ikisinin gişede iş yaptığını, diğer dördünün neredeyse battığını anlatan Çağan Irmak, “Buna rağmen hâlâ bir gişe filmcisi olduğum iddia ediliyor, sadece bundan biraz rahatsızlık duyuyorum, o kadar. Bir film, ne kadar bir hikâye üzerine olursa o kadar başka şeylere benzetilebiliyor. Son dört, beş yıldır, Türk sinemasında bir şeyi bir şeye benzetmek, birini bir diğerine benzetmek biraz yanlış algılar doğurdu. Sinemanın algı biçimi bence böyle bir şey değil. Sinema son yıllarda bir at yarışı halinde görülüyor. Gerekli ilgiyi bulamayan bazı arkadaşlarımızın öfkesi de bana çok fazla doğru gelmiyor. Ben hep birazcık sükunet rica ediyorum bu tür şeylerde” diye konuşuyor.
Filmlerinin fenomen haline gelmesi yönetmende nasıl bir his uyandırıyor? Ki Çağan Irmak, kısa sayılabilecek yönetmenlik kariyerinde bu süreci iki kez yaşamış. “O süreç tabii zorlu geçiyor” diyor Irmak, “Mutluluğu da farklı, korkusu da farklı. Ama benim bunu böyle kabullenmem gerekiyordu. Ben bir anlamda duygusal provokatif filmler yapıyorum. Ben böyle filmler yapıyorsam gelen tepki de böyle olacak demektir. Evet biraz yorucu olabiliyor ama işimizin bir parçası bu, kabul edeceğiz.”
Nisanda yeni filminin çekimlerine başlamayı planlayan Çağan Irmak, ‘Prensesin Uykusu’ adlı filmle ilgili ilk açıklamaları da Radikal’e yaptı. ‘Prensesin Uykusu’nun çağdaş bir ‘Pamuk Prenses’ uyarlaması olduğunu söyleyen Irmak, “İçinde Polyanna da var, ‘Deli Dumrul’ da, Türk masalları da... Bunların hepsinin günümüzde ve şehrin daha varoşa yakın yerlerinde geçtiğini düşünün... Erkek kahraman bir Yeşilçam yönetmeni. Bir sürü yan karakterin kaderinin birbirini tetikleyen olaylar sonucunda değişmesi... Şimdiye kadar yaptığım galiba en güler yüzlü ve komediye yakın film bu olacak, öyle görünüyor. Aslında hiçbir filmim tam anlamıyla mutlu sonla bitmiyor. Çok ümitsizlikle biten filmler de seyrettim ama ben sanırım o kadar ümidimi yitirmedim” diyor.
‘Prensesin Uykusu’nun oyuncu kadrosu ise başarılı tiyatroculardan oluşuyor. Genco Erkal, Sevinç Erbulak, Çağlar Çorumlu, Ayşe Nil Şamlıoğlu ve Alican Yücesoy’nun rol alacağı filmde Işıl Yücesoy da konuk oyuncu olarak yer alacak. İstanbul’un hiç çekim yapılmayan yerlerinde çekim yapmak istediğini belirten Çağan Irmak, “Halkalı, Yeşilköy gibi yerlerde olacak çekimler. Şimdilik en iddialı lafınız ne olacak derseniz; İstanbul’un sinemada pek görmediğiniz yerlerini göreceksiniz diyebilirim” diye konuşuyor.
Çağan Irmak filmlerinin seyirci rakamlarına bakıldığında ilginç bir veri çıkıyor ortaya. Az seyredilen ‘Mustafa Hakkındaki Her Şey’den sonra 4 milyon sınırlarını zorlayan ‘Babam ve Oğlum’ bombası geldi. Ardından çektiği ‘Ulak’, yaklaşık 600 bin seyirci çekti ama hem beklenti hem de maliyet yüksek olduğu için başarısız sayıldı. Peşi sıra gelen ‘Issız Adam’ kısa sürede fenomene dönüştü ve 3 milyon seyirciyi aştı. Yaklaşık 150 bin seyirci çeken ‘Karanlıktakiler’den sonra şimdi yine bir Çağan Irmak bombası mı gelecek?

Hikâye üslubu belirliyor
“Belki ben biraz fazla kabuğuma çekiliyorum ve o süre boyunca daha popüler bir filmi besliyorum” diyor Çağan Irmak ve ekliyor: “Bir yerde benimle ilgili ‘Ustalık yolunda daha zamanı var’ diye yazmışlar. Bu benim için yazılabilecek en güzel şeylerden biri. Ben ustalığa nokta koysaydım zaten bu işi yapmazdım. Sinema bir arayış, ölene kadar usta olmayayım sorun değil. Bir de sanırım ‘Üslup mu hikâyeyi, hikâye mi üslubu geliştirir?’ sorusu galiba bende hikâyeye göre üslup yönünde. Hikâye üslubu belirlerse o zaman hem sizin için yeni bir şey hem de hikâye için yeni bir şey olur bu. Hep aynı filmi çeken biri olmak acı bir şey.”
Çağan Irmak, Erdem Akakçe’ye Nürnberg’te en iyi erkek oyuncu ödülü getiren ‘Karanlıktakiler’in festivaldeki gösteriminde, özellikle Alman seyircilerden bol övgü aldı. Hatta bir seyirci filmden Bergman filmlerinin duygusunu aldığını söyledi. Türkiye’de pek seyirci çekmese de ‘Karanlıktakiler’in zamanla yerine oturacağına, doğru bir şekilde okunacağına inandığını söyleyen Çağan Irmak, önümüzdeki ay İstanbul Film Festivali’nde yarışacak filmin yeni çıkan DVD’sine bonus olarak Mustafa Dok’un Altın Portakal’da ikinci olan ‘Köy’ adlı kısa filmini Ethem Özgüven’in bir belgeselini koymuş. “Hem bize hem de onlara yararlı bir şey oldu” diyor Çağan Irmak, “Keşke bütün Türk filmlerinin arkasına böyle kısa filmler, belgeseller eklense, harika olur.” Olmaz mı?

‘Sorumluluk’ sahibi yönetmen
Çağan Irmak, Cumhuriyet değerlerine sıkı sıkıya bağlı İzmir Seferihisarlı bir ailenin çocuğu olarak sosyal sorumluluk projelerinden de geri kalmıyor. Son dönemde üç ayrı sosyal sorumluluk projesine imza attı. Biri TOÇEV’in (Tüvana Okuma İstekli Çocuk Vakfı) gıda yardımıyla ilgili bir projeydi, onlara bir tanıtım filmi çekti. Bir de ‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanyası için bir reklam filmi yapmış. “O kadar fazla kız çocuğu okutuyorlar ki, inanamazsın” diyor ve aynı kampanya için hayata geçirilen bir başka projeden bahsediyor: “Acaba Türk sineması nasıl bir katkıda bulunabilir diye benden bir şey rica ettiler. Ben de ‘Seçici ben olmasam, siz seçseniz, 10 yönetmen, 5’er kız çocuğu fotoğrafı çekerseler ve bunlar bir sergide yüksek fiyatlarla satılır, geliri de kampanyaya bağışlanır’ dedim. Onları çok heyecanlandırdı bu fikir ve 10 yönetmen arkadaşımız da hemen kabul ettiler. Belki de devam eder, gelecek sene bir 10 yönetmen daha olur.”