Çalışmalarımın temelinde aşk ve saldırganlık var

Çalışmalarımın temelinde aşk ve saldırganlık var
Çalışmalarımın temelinde aşk ve saldırganlık var
Katharina Grosse bugüne dek hiç sergilenmemiş sekiz tuvalinden oluşan 'Can You Spell Mixing' başlıklı sergisiyle Dirimart'ta. Grosse ile serginin açılışı sırasında sohbet ettik
Haber: NEYLAN BAĞCIOĞLU / Arşivi

Canlı renk paleti, devasa boyutlu çalışmalarıyla, çoğu kez tuvalin sınırlarını aşan Katharina Grosse, duvarları, yerleri, hatta bir müze odasını boydan boya kaplayabilen, çok boyutlu resimleriyle tanınıyor. Kelimenin tam anlamıyla sınır tanımayan Alman asıllı ressam, resim sanatını, heykel ve mimariyle birleştirdiği gibi, boya fırçasını, hareket kabiliyetini arttırabilmek amacıyla sprey tabancasıyla takas ediyor. Pek çok fotoğrafçının keşke gözkapaklarımla fotoğraf çekebilseydim dediği günümüzde, gözleriyle–ve sprey boya tabancasıyla—resim yapabiliyor. Grosse bugüne dek hiç sergilenmemiş ve aralarında bir de sürpriz stencil çalışmanın bulunduğu sekiz tuvalinde oluşan ‘Can You Spell Mixing’ başlıklı sergisiyle 3 Eylül tarihine kadar İstanbul ’da olacak. Grosse ile Dirimart’taki sergisinin açılışı sırasında sohbet ettik. 

İstanbul’da sergileyeceğiniz çalışmaları nasıl seçtiniz?
Son üç senede ürettiğim ve daha önce hiç sergilemediğim çalışmalarım arasından özel bir seçki yapmak istedim. Buradaki resimlerin hiçbiri daha önce görülmedi ve aralarında ilk stencil çalışmam da yer alıyor. Bu stencili tuvalle yaptım. Tuvalin üzerinde şekiller yarattım ve bunların üzerini spreyle boyadım, daha sonra da şekilleri çıkardım. Galeri mekânının enteresan bir boyutu olduğunu düşünüyorum. Çok büyük bir yer değil. Aslında çok büyükmüş ama küçülmüş bir yer gibi görünüyor. Büyük bir yerin maketi gibi. Böyle bir mekânda çalışmalarımı göstermek beni çok heyecanlandırdı, çünkü resimleri daha çarpıcı ve keskin kılıyor mekân. Sanki bir büyüteç gibi… 

Buradaki çalışmalarınızın tamamı tuval, fakat siz üç boyutlu da çalışıyorsunuz. Resim enstalasyonu demek gerek belki de… Tuvalden duvara, duvardan yere geçişiniz nasıl oldu?
Aslında hepsini bir arada yapıyorum. Atölyemde bir yandan tuval üzerinde çalışıyorum, bir yandan da yerde enstalasyonlar üzerinde çalışıyorum. Farklı formatlarda ve farklı boyutlarda çalışabilmek harika bir şey. İki ya da üç boyutlu. Çok boyutlu demeyi tercih ediyorum. Hayat hakkında deneyim kazandırıyor bu çalışmalar bana. Tuval ve çok boyutlu çalışmalar arasında hem büyüklük hem de harcanan süre farkı var. Şimdi yaptığım şey tüm bu farklı çalışmaları bir arada toplamak. 

Resim yapma, boyama biçiminiz başlı başına görülmeye değer bir süreç. Laboratuvar önlüğü, sprey boya tabancası…
Bu süreç aslında ben resme geçmeden başlıyor. Çoğu zaman ufak maketler yapıyorum. Ne yapacağıma baştan karar veriyorum, insanlara danışıyorum. Hatta bazen küçük heykelcikler üretiyorum. Daha sonra çalışmanın yer alacağı yere geçiyorum. Kimi zaman bir hafta kimi zaman 10 gün sürebiliyor. Çalışmanın renkleri ve boyutuna işte bu noktada karar veriyorum. Bu kısım işin en can alıcı ve benim için en ilgi çekici yeri oluyor. 

Boya tabancası vazgeçilmez malzemelerinizden. Özgürleştirici bir araç sanırım.
Evet, kesinlikle özgürleştirici. Vücudumu büyüttü boya tabancası. Benim tek başıma fiziksel olarak erişebileceğimden çok daha ileriye erişebiliyor. Boya tabancasıyla önüme gelen her şeyi boyayabiliyorum. Öte yandan fırça ile bunu yapmak imkânsız. Özellikle, sandalyelerin, duvarların üzerinde.
Boya tabancası, gözlerinizin hareketi gibi çalışıyor. Gözlerinizi oynatıyorsunuz, bir yere bakıyorsunuz. Belli bir alanda hareket ederek farklı şeylere odaklanıyorsunuz. Boya tabancası da aynen böyle. Duvara ya da tuvale değmiyorsunuz, sadece tabancayı oynatıyorsunuz ve boya çıkıp bir yere varıyor. 

Jackson Pollock’ı hatırlatıyor. Kendinizi Pollock’a yakın buluyor musunuz?
Birçok resim tarzına yakın buluyorum kendimi. Mağara resimlerine, hatta Rönesans’taki duvar resimlerine bile. Ama Pollock tabii ki benim için çok enteresan. Aynı şekilde Claude Monet de öyle. Resmin çerçevesini, sınırlarını aşıyordu ikisi de. Pollock renk kullanmıyordu. Pollock “İçimden geleni resmediyorum; özne benim ve sanatı ben var ediyorum” diyordu. Resimleri açık bir sistemdi ve o bir sanatçı olarak bu sistemin dışındaydı. Ben de açık sistemde resim yapıyorum, tıpkı Pollock gibi. Ama ben sistemin dışında değilim. Sistemin bir parçasıyım. 

Hayal ve gerçekliğin çalışmalarınızdaki rolü nedir?
Ben sabit bir gerçekliğe inanmıyorum. Gerçek her an, çevremdeki ve içimdeki şeyler değiştikçe değişiyor bence. Sürekli bir molekül değişimi mevcut. Bu yüzden de hayal ve illüzyonlar tüm olanaklarımı fark edebilmemi sağlıyor. 

Çalışmalarınızın temelinde yatan şey ne?
Aşk. Ve saldırganlık. 

Seyircinin sanattaki yeri nedir sizce?
Çalışmayı hayata getiren şeydir seyirci. Toplum, seyirci, ziyaretçi olmadığı takdirde sanat yalnızca ölü metadır. Resim seyircisiz var olamaz. 

Katharina Grosse’nin Türkiye ’deki ilk sergisi ‘Can You Spell Mixing’ 22 Haziran - 3 Eylül tarihleri arasında Dirimart’ta görülebilir.