Canım isterse detone de olurum

Canım isterse detone de olurum
Canım isterse detone de olurum
Anima grubunun solisti Ceylan Ertem'in ilk solo albümü 'Soluk' çıktı. Yaklaşık elli müzisyenin katkıda bulunduğu albüm, hüzünlü ve dokunaklı

Anima ve şimdi yaptığınız müzik bambaşka tellerde.. Niye bitti Anima?
Anima sürecinde çok utangaç bir şarkıcıydım. 20 yaşımdan 28 yaşıma o üç adam (Murat Çopur, Ekin Cengizkan, Tuncer Tunçay) gelişimime çok katkıda bulundular. Ama bir süre sonra anladık ki biz bambaşka noktalara gitmeye başladık, kendi yapmak istediğimiz şeyler çok birikti. Bunu anima müziğine dahil etmeye çalışırken hem o müziğe hem kendimize hem birbirimize zarar verir olduk ve dedik ki duralım artık.

Ceylan Ertem’in müziği, Soluk mudur? O dönem yapmak istediğim şey bu. Bugün başlıyor olsaydım, çok başka olabilirdi. Her günü farklı hissediyorum, çok depresif veya çok mutlu. Bu albümü çok seviyorum ama ikinci albümüm çok başka olacak gibi geliyor.

50’den fazla müzisyen katıldı kayıtlara. Bu zenginlik herkese nasip olmaz...
Hepsiyle çok yakınız. İstanbul’a geldiğimden beri her birinin en az sekiz konserine gitmişimdir. Elinde içeceğiyle uzaktan kesen, platonik aşklar besleyen bir kadındım “Uff ne biçim çalıyorlar” diye. Bu konsepti anlattığım zaman Sinan Sakızlı bile çok zor olacağını düşündü. Herkes gönül koyarak gelecek, vakit ayıracaklar, maddi karşılığı olmayacaktı. Ve sonuçta geldiler, hiçbiriyle tek gecelik bir aşk gibi değildi, biz birbirimizi tanıyoruz, burada hazırız, haydi birleşelim artık dedik!

Bunca farklılığa rağmen albüme hakim, ortak bir sound var. Böylesi uyumu nasıl yakaladınız?
Enerji denilen şey klişe bir kelime belki ama aynı şeye inanıyorsan, aynı pencereden bakıyorsan, oluyor. Müzisyenlerin maneviyata çok değer veren insanlar olarak bu albüme girdiklerini de söyleyebilirim.

Bununla beraber, “Harmoniyi yok edelim ve ilkel tonlara katılalım” diye bir sözünüz var...
Şu çok tartışılan müzik evreni, müziğin kuralları, armoni böyledir, kalıplar şöyledir gibi şeylerin hepsine bir bomba atıp...(susuyor) Bazen çıkıp Fazıl Say bir şeyler söylüyor, diğeri başka bir şey söylüyor, şu şarkıcı detone oluyor deniyor, arabesk tartışılıyor… Herkes kendi yaşadığını bilir ve dünyayı bundan ibaret sanır durumundan çok sıkıldım. Kimsenin ekolünün peşinden gitmeyeceğim, istersem detone sesler çıkartırım. Köydeki teyze türkü çığırırken detone oluyor diye kötü mü yani?
Müzeyyen Senar’a saygı duruşu adına Fikrimin İnce Gülü’nü yorumlamışsınız.

Müzeyyen Senar, her şeyiyle benim için muhteşem biri. Hani o rakıyı çevirişi, atışı… Belki bundan sonra Türkiye tarihinde öyle insanlar gelmeyecek, hiçbir oyuncu Münir Özkul gibi olmayacak veya hiçbir gay Bülent Ersoy gibi çıkamayacak sahneye. En büyük hayallerimden biri Müzeyyen Senar’ı ziyaret etmek ve elini tutmak, öyle biri olduğu, o şekilde var olduğu için, kendisi gibi olduğu için.

Fotoğrafçılık da ciddi bir uğraşı senin için, kendi fotoğraflarını çekiyorsun...
Çok fazla model bulamıyorum, o yüzden. Bir de istediğim yerde durması, istediğim ifadeyi vermesi çok mümkün olamıyor insanların. Onun yerine kendim olayım fotoğrafta diyorum.
Albüm “Evim Nerde” introsuyla başlıyor, kitapçık “İstanbul’a diye bitiyor. İstanbul’un evin olduğunu düşündüm...
“Evim Nerde”, Şevket Akıncı’nın benim için yazdığı bir yazıdan alıntı... Uzun süreler hep bavulda yaşadım. Aslında İstanbul’da yaşamak istemiyorum, çevremde hayvanlar ve doğanın olduğu bir yerde yaşamak istiyorum… Platonik bir aşk olsun aramda İstanbul’la ve sadece başımı ağrıtmak istediğimde geleyim istiyorum...

Albüm kitapçığında Sezen Aksu ve Türkan Şoray’a ithaf var...
“Albümdeki tüm detonelerimi, komalarımı, mavi notalarımı ve arızalarımı Sezen Aksu ve Türkan Şoray’a ithaf ediyorum cümlesiniyi” detonelik tartışmalarından çok önce yazdım. Benim büyüdüğüm evde onların posterleri asılıydı, onlar bir şey yaptığında bütün kadınlar heyecanlanırdı. Sezen Aksu bir kelimeyi söylerken çok hakkını verdiğini düşünüyorum. Çok zor bir hayat yaşadığını biliyorum; acı diyorsa kadın, boşuna acı demiyor. Ya da Türkan Şoray, bakarken öyle bakıyor…