Cannes'da Bush'un yalanları

Cannes'da Bush'un yalanları
Cannes'da Bush'un yalanları

?Fair Game?in Cannes gösterimine yönetmen Doug Liman (ortada) ve oyuncular Naomi Watts (solda) ve Liraz Charhi katıldı. fotoğraf: afp

Altın Palmiye için yarışan 'Fair Game', Bush'un 'Irak'ta nükleer bomba var' yalanını açığa çıkaran eski diplomat Joseph Wilson ile CIA ajanı eşi Valerie Plame-Wilson'ın hikâyesini anlatıyor. 'Fair Game', başroldeki Sean Penn ve Naomi Watt's'la daha da çekici hale geliyor
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

CANNES - Festivalin sonuna yaklaşırken, genel izlenim ‘sinemasal dağınıklık’ olarak özetlenebilir. İşlenen konulardan biçimsel tercihlere kadar yerine oturmadığı duygusu veren, hatta ne söylemek istedikleri tam olarak belli olmayan ya da çıkmazlara saplanıp kalan filmler artan bir doyumsuzluk yaratırken, Altın Palmiye adayları arasında ne mutlu ki hoş sürprizler de çıkıyor. Örneğin, Güney Koreli iki yönetmen, Lee Chang-dong ‘Şiir’, Im Sangsoo da ‘Hizmetçi Kadın’ adlı filmleriyle, ince duyguları ya da kaba şiddeti aynı özenle sergilemeyi başaran Asya sinemasının duyarlı, biçimsel düzeyde de tutarlı iki örneğiyle göz dolduruyor ama, Cannes’ın ikna etmesi zor izleyicisini ayağa kaldıracak kadar özgün bir bütünlük sergileyemiyorlar...
Pazar gecesi yapılacak ödül töreninde söz sahibi olmaları beklenen Xavier Beauvois, Alejandro Gonzalez Inarritu ve Mike Leigh üçlüsünün önüne çıkabilecek tek aday Ken Loach’un, Bağdat sokaklarında geçen filmi ‘Irish Road’dan önce, politik filmler serisine yine Irak savaşını konu alan bir yenisi daha eklendi: Naomi Watts-Sean Penn ikilisinin daha da çekici kıldığı, içeriğiyle önemli, biçimiyle de buram buram Hollywood kokan ‘Fair Game’...
Amerika geniş kitle sinemasının ‘Swingers’ ve ‘Mr.&Mrs. Smith’ gibi tipik örnekleriyle tanınan Doug Liman, ‘Fair Game’ ile kimseyi eğlendiremeyecek bir konuya el atıyor: 2003 Irak savaşını haklı çıkarmak için ortaya atılan “Saddam’ın elinde kitlesel imha silahları var” yalanını, gerçek olaylardan yola çıkarak bir kez daha çürütüyor. Başarılı oyuncularıyla heyecan veren, zevkle izlenen film, gerçekleri harfiyen yansıtmasına rağmen, bir kurmaca duygusu verecek kadar ‘casus filmi’ reçeteleriyle kotarılmış. Bir belgesel değil ama, Michael Moore’un Bush karşıtı belgesellerinden daha suçlayıcı bir öze sahip ancak, işlediği konunun önemini, seri Hollywood üretimi benzerlerinin izinde giden biçemsel tercihleriyle sulandırıyor.
Irak’ın nükleer bomba yapacak durumda olmadığını kanıtlayan CIA ajanı Valerie Plame-Wilson’un raporlarına karşın, tersini söyleyen Başkan Bush, 20 Mart 2003 tarihinde Irak savaşını başlatır. Bu konudaki araştırmalara katılmış olan eski diplomat, Valerie Plame-Wilson’un kocası Joseph Wilson, bu büyük yalan karşısında isyan eder, ‘idealist vatansever Amerikalı entelektüel’ kimliğiyle kaleme aldığı makalenin 6 Temmuz 2003 tarihli New York Times gazetesinde yayınlanması Beyaz Saray’ı çok kızdırır... Dick Cheney’nin sağ kolu Lewis Libby’nin tezgâhladığı oyunla, Valerie Plame’ın CIA ajanı olduğu, işbirlikçi bir gazeteci tarafından tüm dünyaya ifşa edilir...
Nükleer kitle imha silahları konusunun Irak’tan İran’a kaydığı bir dönemde, uluslararası kuvvet dengelerini unutmamak, her söylenene sorgulamadan inanmamak gerekmiyor mu?