Cannes'da 'dayanışma' havası

Cannes'da 'dayanışma' havası
Cannes'da 'dayanışma' havası
Ken Loach'un İrlanda'da 1930'lardaki politik baskıları anlattığı son filmi 'Jimmy's Hall', Cannes'ın bu son günlerindeki dayanışma havasına katkıda bulundu.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR / Arşivi

“Filmimle Cannes’a İrlanda havası getirdim, üzgünüm” diyerek usta İngiliz yönetmen Ken Loach’un, birkaç gün önce başlayan ama dün epeyce şiddetlenen yağmurlu havaların vebalini üstlenmesine elbette gerek yoktu. Ama İrlanda’daki bağımsızlık mücadelesi sonrası, 1930’lardaki politik baskıları anlattığı ‘Jimmy’s Hall’ adlı filminin Cannes’ın bu son günlerindeki dayanışma havasına katkıda bulunduğu kesin. 2006’da Altın Palmiye kazandığı ‘Özgürlük Rüzgarı’ filminden sonra yeniden İrlanda açmazına dönen Loach, memleketinden sürgün edilen tek İrlandalı olarak tarihe geçen Jimmy Gralton’ı anlatıyor. Jimmy, İngiltere’ye karşı bağımsızlık yandaşı olduğundan ABD ’ye kaçmak zorunda kalmış ve 10 yıl sonra döndüğü köyünde yeniden açtığı halkevi nedeniyle kilise ve yöre zenginlerinin tepkisini toplamıştı. Altın Palmiye için yarıştığı filminin basın toplantısına katılan Loach, dans, müzik, sanat ve boks gibi uğraşlarla köy halkını buluşturan mekanın bu kadar tepki görmesini “Eğitim yeri olduğu için otoriteleri korkutuyor” sözleriyle açıkladı. “Jimmy’s Hall”un son kurmaca filmi olduğunu ve artık sadece belgeseller yapmak istediğini söyleyen Ken Loach’un “Durun bakalım, galiba depoda en azından bir filmlik daha benzin kaldı” sözleriyle emekliliğini ertelemesi ise günün sevindirici haberleri arasındaydı.

Dayanışma ahlaki bir seçimdir
Geçen yılın Altın Palmiye yarışıyla mukayese edersek bu yıl daha politik filmlerin öne çıktığını söylenebilir. Festival merkezinin konuşlandığı meşhur Croisette caddesinin gamsız ve neşeli kalabalığına bir ara, iki dondurma arası da olsa ‘eşit haklar istiyoruz” sloganı attıran yarışma filmi ‘Two Days, One Night’, basit ama devasa bir ikilem üzerinden dayanışma ruhunu hatırlattı; Oscarlı Marion Cotillard’ın oynadığı kadın işçinin kovulmamasını sağlayacak tek şey, iş arkadaşlarının alacakları primden vazgeçmeleri! Patronun işçiyi işçiye düşürüp kenara çekildiği bu ahlaki ikilemle, haftasonu boyunca Cotillard’ın diğerlerini iknaya çalışması, insan onurunu sınava tabi tutuyor. İki tane Altın Palmiye sahibi Belçikalı kardeş yönetmenler Jean-Pierre ve Luc Dardenne de zaten “Oyuna gelmemek gerek. Bu ekonomik değil ahlaki bir seçimdir. Dayanışmaya inanıyoruz” dediler.

Politik haller
Arka planda dünya meseleleri, önde insanlık halleri; yarışmadaki Nuri Bilge Ceylan, İngiliz Mike Leigh, Japon Naomi Kawase misali esasen varoluşumuzun manasını irdeleyen yönetmenlerin yanısıra Malili Abdurrahman Sissako “Timbuktu”, Amerikalı Tommy Lee Jones “Homesman”, Oscarlı Michel Hazanavicius “The Search” filmleriyle doğrudan istila, baskı politikaları ve savaşlarla ezilen sıradan insanı anlatıyorlar.