Cannes'da 'Kıyamet'

Asyalıların filmleriyle istila ettiği, İngilizler'in varlık gösteremedikleri
yıllar boyunca kaybettikleri itibarlarını kazanmaya çalıştığı Cannes Film Festivali, ünlü akınına uğruyor.

CANNES - Asyalıların filmleriyle istila ettiği, İngilizler'in varlık gösteremedikleri
yıllar boyunca kaybettikleri itibarlarını kazanmaya çalıştığı Cannes Film Festivali, ünlü akınına uğruyor. Nicole Kidman, Ewan McGregor, Paul McCartney, Francis Ford Coppola, Melanie Griffith, ünlü medya patronu Rupert Murdoch ve Laetitia Casta gibi birçok ünlü güneşli sahillerde yerini aldı.
Açılış filmi 'Moulin Rouge'un başarısız olarak değerlendirilmesine rağmen, merakla beklenen yarışma filmleri birer ikişer görücüye çıkıyor. Bugünkü programda yer alan Coen'lerin 'Orada Olmayan Adam'ı ve yarın gösterilecek olan Michael Haneke'nin
'Piyanist'i merakla beklenen yapımlardan. Türkiyeli oyuncu Yelda Reynaud'nun rol aldığı, Cedric Kahn'ın 'Roberto Succo'su da yarın seyirci ve eleştirmenlerin huzuruna çıkacak.
Cannes seyircisini en heyecanlandıran olaylardan biri ise kuşkusuz 53 dakika daha uzun, yenilenmiş şekliyle yıllar sonra festivale dönen Francis Ford Coppola'nın
'Kıyamet'i...
Baz Luhrmann'ın 'kırmızı perde filmleri' diye adlandırdığı serisinin üçüncü filmi olan 'Moulin Rouge', güzeller güzeli Nicole Kidman, 'Transpotting'le haklı bir ün kazanan Ewan McGregor ve özenle hazırlanmış dekorları sayesinde son derece görkemliydi. Ancak film, 'stilden ibaret olup, ruhtan ve gerçek tutkudan yoksun olduğuna' dair eleştirilere maruz kalarak Altın Palmiye yarışında arka sıralara düştü.
Geçen yıl Luhrmann gibi umutlu bir şekilde Cannes'a gelip de umduğunu bulamayan Coen Kardeşler ise bu sene şansını Joel Coen'in yönettiği 'Orada Olmayan Adam'la deniyor. 1949 yazında Kaliforniya'da küçük bir kasabada geçen film, hayatının rutinliğinden ve karısının ihanetlerinden bıkan berber Ed'in hikâyesini anlatıyor. Filmde Katherine Borowitz, Frances MacDormand, Billy Bob Thornton ve James Gandolifini gibi 'ağır' oyuncular dikkat çekiyor.
20'nci Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde filmleri kapalı gişe oynayan Michael Haneke ise 'Piyanist'le festivale katılıyor. 'Huzursuz filmlerin yönetmeni' Haneke bu kez 40'ına merdiven dayamış, annesiyle ve duygusal yoksunluk içinde yaşayan piyano öğretmeni Erika'ya ve onu taciz eden genç öğrencisine uzatıyor kamerasını.
İranlılar da Cannes'da
Filmleri beş kez Cannes'a katılan ve artık festivalin müdavimlerinden olan İranlı yönetmen Mohsen Makhmalbaf 'şiirsel bir manifesto' olarak nitelendirilen
'Kandahar'la boy gösteriyor festivalde. Ünlü yönetmen 1987'de çektiği 'The Cyclist'te olduğu gibi yine Afganistan'a doğrultuyor kamerasını. Kanada'da yaşayan Afganistanlı gazeteci Nafar, intihar etmeye karar veren kızkardeşinin mektubunu okuyunca, ülkesine doğru yola çıkıyor. Nafar'la birlikte seyirci de sivil savaşın yaralarını sarmaya çalışan bugünün Afganistan'ında dolaşmaya başlıyor. İran sinemasının köşe taşlarından Abbas Kiarostami de hemşerisi Makhmalbaf gibi Cannes'da. Yönetmenin 'A.B.C. Africa'sı, Belirli Bir Bakış bölümünde gösteriliyor.
1979'da Cannes'da Altın Palmiye'yi kucaklayan 'Kıyamet' bu sene yeni bir yüze sahip olarak Fransız Rivierası'na geri döndü. Bu sefer Belirli Bir Bakış bölümünde ve daha uzun. Yeni filmde 22 sene boyunca kutularda kalmış 53 dakika uzunluğunda hiç görülmemiş sahne mevcut. 3 saat 17 dakikaya çıkan 'Kıyamet' için yönetmen Francis Ford Coppola, "'Kıyamet' şimdi daha romantik, daha erotik ve daha politik..." diyor. (Kültür Sanat)