Cannes'da siyasetin dozu arttı

Cannes'da siyasetin dozu arttı
Cannes'da siyasetin dozu arttı

Cannes tabii ki biraz da güzel yüzler demek. Gençlik filmi Kaboom?un oyuncuları Roxanne Mesquida, Thomas Dekker, Haley Bennett (soldan sağa) kırmızı halının ilgi gören üçlüsü. fotoğraf: afp

Cannes Film Festivali'nde gündemin ilk sırasında 'sinema ve politika' var. Fransız milliyetçiler kızgın; Berlusconi sert çıkıyor; Rus yönetmenler Mikhalkov'u protesto ediyorlar; İran yönetimi Jafar Panahi'yi yurtdışına göndermiyor...
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

CANNES - Sıcak politika, Cannes Festivali’nin gündemine açılış gecesinden haftalar önce gelip yerleşmişti. İlk polemiğin kaynağında Fransız milliyetçiliğini buluyoruz : Cezayir kökenli Fransız yönetmen Rachid Bouchareb’in,  Cezayir adına yarışacak Altın Palmiye adayı filmi ‘Kanun Dışı’ (Hors-la-loi) ile yakın Fransız tarihinin en kirli sayfasını gündeme getirmesi, aşırı milliyetçi çevrelerin tepkisine yol açıyor.. Konu verilerini artık kimsenin tartışmadığı bir katliam : 1945 baharında Fransız polis ve ordusunun üç gün içinde 45 bin Cezayirliyi katletmesi... Fransa’daki polemik, aşırı sağdan önce davranan iktidar partisi milletvekillerinden birinin sert çıkışıyla başladı. Hükümet yetkilileri bugün havayı yumuşatmayı bir ölçüde başarmış olsa da, gelecek hafta yarışacak olan ‘Kanun Dışı’nın gösterimine karşı festival sarayı önünde gösteri düzenlenmesinden endişe edilmekte... 

‘Draquila, iyi bir belgesel’
Fransa’da bile bir filme karşı bu tür tepkiler yaşanırken, İtalya’dan daha yüksek düzeyde bir protesto geldi. Sorun, Berlusconi iktidarının yolsuzluklarını kıyasıya eleştiren; özellikle de iş çevreleriyle işbirliği içinde kamu kaynaklarını nasıl talan ettiğini belgeleriyle ortaya koyan, adalet sistemine de müdahale ederek yavaş yavaş tehlikeli bir diktatörlüğü nasıl yaşama geçirdiğini gözler önüne seren Sabina Guzzanti’nin belgesel filmi ‘Draquila’ydı. Cannes’da yarışma dışı gösterileceği açıklanan belgesele Berlusconi sert tepki gösteriyor; İtalya Kültür Bakanı Cannes yolculuğunu iptal ediyordu... İtalya Başbakanı, kirli çalışmalarını ortaya döken bu filme kızmakta çok haklıydı. Sabina Guzzanti, Michael Moore türü siyasi belgesellerden çok daha etkin, sağlam temeller üzerine kurulmuş ciddi bir filmle alkışlandı. ‘Draquila’, sinsi bir faşizme doğru kayan endişe verici gelişmeler karşısında sessiz kalmanın tarihi sorumluluğuna dikkatimizi çekiyor. Benzer iktidarların baskıcı uygulamalarına hedef olan her ülkenin insanlarını, bilinçle tepki göstermeye, demokrasiyi, özgürlükleri ve insan haklarını korumaya davet ediyor...

Jafar Panahi gündemde...
Öte yandan, İran hükümetini eleştirdiği için sorgulanan ve ülke dışına çıkması yasaklanınca Cannes’a gelemeyen Jafar Panahi’nin jüri üyelerine ayrılan bölümdeki boş koltuğu, açılış gecesinde uzun uzun alkışlanmıştı... Panahi, ertesi gün yine gündemdeydi: ‘Belirli Bir Bakış’ (Un certain regard) yan bölümünün açılış töreni başlangıcında, Jafar Panahi’yle İran’da yapılan kısa bir söyleşi beyaz perdeye yansıdı. İranlı muhalif yönetmen, üç saat süren resmi sorgulaması sırasında, “Filmlerini neden gidip ülke dışında çekmiyorsun?” sorusuna nasıl sinirlendiğini anlatıyordu... Ardından, sinema dünyasının duayeni, 102 yaşındaki Manoel de Oliveira, sağlam adımlarla tek başına sahneye çıktı. Salonun ayakta, uzun uzun alkışladığı Portekizli ustanın ‘Belirli Bir Bakış’ın açılışını yapan son filmi ‘Angelica’nın Tuhaf Öyküsü’, metafizik temaları incelikle işleyen, alabildiğine şiirsel, bir o kadar da duru, saf bir başyapıt, ciddi konulara ‘hafif’ bir dille eğilen güzel bir sinemasal vasiyetti... 

Rus yönetmenler de tepkili...
Politik nedenlerden kaynaklanan bir tepki de Rusya’dan geliyor. Rus yönetmen ve eleştirmenler, 60 kûsur imza taşıyan bir bildiriyle, Putin’in yakın dostu olan Nikita Mikhalkov’un Rus sinemasına verdiği zararları sıralayarak, bu yıl Altın Palmiye adayı olmasını kınıyorlar...
Sonuçta, Cannes Festivali’nin bağımsız sanat çizgisine gölge düşüremeyecek olan bu tepkiler, sinema ile politika arasındaki karmaşık ilişkilerin, özellikle siyasi ve ekonomik bunalım dönemlerinde ne kadar kolayca sansürcü eğilimleri tetikleyebildiğinin yeni göstergeleri olarak kaygı vermekte.
Ormanlar Kıralı Robin Hood efsanesinin her kültürde benzeri bulunan varyantlarındaki ana fikre bir kez daha kulak vermek giderek önem kazanıyor : Ortaçağın despot krallarının ya da bugünün seçilmiş diktatörlerinin zulmü karşısında özgürlüğe ve adalete susayan halkların gücüne kimse karşı çıkamaz ! Her dönemde ve her coğrafyada ortaya çıkacak yeni Robin Hood’lar, demokrasi ve özgürlük savaşlarının liderliğini üstleneceklerdir...
Küresel siyasi ve ekonomik bunalımlar, Cannes’da gündemin sıcak  konusu olmayı sürdürecek. Sırada Oliver Stone’nun ‘Para Hiç Uyumaz’ altbaşlığını taşıyan, yine Michael Douglas’lı  yeni  ’Wall Street’i var.  Filmin Cannes’da yarışma dışı gösterildiği gün, Avrupa borsalarında büyük düşüşlerin yaşanmasıysa ilginç bir rastlantı oldu...


    ETİKETLER:

    Silvio Berlusconi