Cannes'ın sürprizi Ken Loach

Cannes'ın sürprizi Ken Loach
Cannes'ın sürprizi Ken Loach

Başrolünde Russell Crowe?un oynadığı açılış filmi ?Robin Hood?un dev afişlerine Cannes?da her yerde rastlamak mümkün. fotoğraf: AFP

Tim Burton'ın jüri başkanı olacağı 63. Cannes Film Festivali, Ridley Scott'un 'Robin Hood'uyla bu akşam açılıyor. Ken Loach da son filmiyle Altın Palmiye için yarışacak
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

CANNES - Uzun ve yüksek gövdesi, parlak ışıklı güvertesi, cilalı balo salonları, irili ufaklı beyazperdeleriyle düşsel ya da gerçek dünyalara doğru demir alan ve hiç batmayacağına inanılan devasa transatlantik ‘Cannes-Titanik’, bu gece 63. sanal yolculuğuna başlıyor. Kaptanlar, Gilles Jacob ile Thierry Frémaux, davetli yolcular listesini topluca açıklama geleneğinden son yıllarda giderek vazgeçer oldular. Üç hafta önce yapılan ilk basın toplantısından bu yana, yeni davetli yönetmenlerin adlarını içeren elektronik duyurular birbirini izledi.
Pazartesi gecesi, yine böyle bir e-mektupla, duvarları altın rengi palmiye yapraklarıyla süslü lüks kamaraların 19. yolcusu, festival sırasında yeni bir sürprize de açık kapı bırakan açıklamalar eşliğinde açıklandı: Ken Loach!... Günün politik gerçeklerine, toplumsal sarmallarına aydın sorumluluğunun bilinciyle, cesurca el atan, tarihsel gerçekleri aynı bilinçle deşen, 40 yıldan bu yana politik sinema türünün en özgün örneklerini imzalayan hümanist sanatçı kimliğiyle İngiliz sinemasının en uzun soluklu ustası Ken Loach, bir hafta önce yapımcısı tarafından festivale aday gösterilen ‘Route İrish’ ile ikinci bir Altın Palmiye arayacak.
2006’da ‘Özgürlük Rüzgarı’ ile podyumun üst basamağına çıkan Ken Loach, geçen yıl, Eric Cantona ’lı ‘Looking for Eric’ ile ödül listesinde adı unutulmuş olsa da, en içten, en hümanist filmlerinden birini imzalamıştı. Bu kez, ‘Route İrish’ ile yine sıcak bir politik konuyu işleyerek, İngiliz ordusunun son Irak savaşına katılımını sorgulayacak... Geminin alt katlarında, 2. ve 3. sınıf kamaralarda yolculuk etmek zorunda kalanların yaşamlarıyla, üst güvertede yaşanan tutkulu bireysel ilişkilerden daha fazla ilgilenen Ken Loach, arşivleri karıştırmaktan, yöneticilerden hesap sormaktan son nefesine kadar vazgeçmeyecek.
Woody Allen, Stephen Frears, Ridley Scott ve Oliver Stone’un yarışma dışı katılacakları festivalde, Abbas Kiarostami, Takeshi Kitano, Mike Leigh, Nikita Mikhalkov ve Bertrand Tavernier gibi ‘eski’ yolcular, bir kez daha Altın Palmiye sınıfında yolculuk edecekler. Yedinci sanatın kendilerini kanıtlamış bu ustalarına, genellikle ‘zor’ sıfatıyla nitelediğimiz özgün sanat filmlerinin programlandığı Belirli Bir Bakış (Un certain Regard) yan bölümüne davet edilen Jean-Luc Godard ile, sinemanın 102 yaşındaki duayeni Manoel de Oliveira’yı da eklersek, 63. festivalin yaş ortalamasını yukarılara çıkaran bir klasisizmden söz edebiliriz.
Altın Palmiye’nin 19 adayı arasında ilk filmini imzalayan bir, Belirli Bir Bakış bölümünde de dört genç yönetmenin bulunması, bu görüşü desteklemekte. 

Türkiye resmi programda yok
Türk sinemasının uluslararası platformda gördüğü ilgi acaba duraklama aşamasına mı girdi ? Iki yıldan bu yana uzun ya da kısa hiçbir filmimizin Cannes’da, yan bölümlerde bile yer bulamaması bu soruyu gündeme  getirmeye yeterli değil. Aslında, geçen yıl çekilen ilk filmlerin oranının %50’lere varması  umut getirdiği kadar, çağımızın hastalığı olan hızla başarılı olmak; bir iki hamlede öne çıkmak dürtülerinin saman alevleri olarak kaygı da yaratıyor. Geleceğe yönelik umutların başında, bu yıl Hüseyin Karabey’in ‘Sesime Gel’ adlı yeni projesiyle, ‘Cinefondation’ vakfı atölyesine seçilen 15 proje arasında yer alarak ortak yapımcı ve finans kaynağı bulma konusunda sağlam bir sıçrama tahtasına çıkmış olması... Ayrıca, festivalin sinema pazarı etkinlikleri kapsamında birkaç yıldan bu yana gündeme gelen ‘kısa filmler köşesi’nde yer alan yüzlerce kısa film arasında, bu yıl Koray Çalışkan’ın ‘Esma’ adlı filmi izlenebilecek.
Bu yıl, Cannes’ı uzaktan izlemek de kolaylaşıyor. Festivalin Internet sitesi, ciddi bir atılımla, İngilizce ve Fransızcanın yanısıra, Arapça, Çince, İspanyolca, Japonca, Portekizce ve Rusça olarak da hizmet vermeye başladı. Böylece, sanal yolculukların sanal izlenimlerini milyarlarca insan kendi anadilinden izlemek olanağına kavuşuyor.
Bu atılımın, sinema dilinin tek olduğu ve ancak karanlık salonlarda dinlenebileceği gerçeğini unutturmamasını diliyoruz.

Cannes Film Festivali’nde Türkiye standı
Resmi programda Türkiye’den filmin yer almadığı Cannes Film Festivali’nde Türkiye standının organizasyonu Berlin’de olduğu gibi Ankara Sinema Derneği üstleniyor. Türk sineması hakkında bilgi edinmek, son dönemde çekilen ve proje aşamasında olan filmlere dair ayrıntılı bilgi almak isteyen festival katılımcıları için iki ayrı katalog hazırlandı. Festivalde özellikle dağıtımcılar ve uluslararası festivallerin seçicilerine uzun metrajlı
filmlerin fragmanlarının yer aldığı bir DVD ile uzun metrajlı ve belgesel filmlerin DVD’leri dağıtılacak. 
Festival kapsamında Pelin Esmer’in ‘11’e 10 Kala’, Taner Elhan’ın ‘Acı Aşk’, Murat Şeker’in ‘Aşk Geliyorum Demez’ ve Atıl İnaç’ın ‘Büyük Oyun’ filmlerinin yapımcılar tarafından organize edilen market gösterimleri yapılacak.


    ETİKETLER:

    Eric Cantona