'Caza ilgi her zaman az olacak'

'Caza ilgi her zaman az olacak'
'Caza ilgi her zaman az olacak'

Başlangıçta rock?a merak saran Sarp Maden, Müzik Festivali?nde gittiği konserlerde caza aşık olmuş.

Trio Mrio, Quartet Muartet gibi gruplar derken Sarp Maden ikinci solo albümü 'Ardından'la çıkageldi. Maden, 'Cazı seven insanların sayısı her zaman az olacaktır. Bu, dünyada da böyle. Ben sadece çalıyorum, tanımlamıyorum. Müzik yapmanın bir enerjisi var' diyor
Haber: CEREN AKARDAŞ / Arşivi

İSTANBUL - Türkiye’nin sayılı caz gitaristlerinden biri Sarp Maden. Rock’a meraklı olduğu için enstrüman olarak gitarı seçen Maden, Milliyet gazetesinin liselerarası müzik yarışmasında dereceye girdikten sonra gitarı hiç bırakmamış elinden. Fakat İstanbul Müzik Festivali’nde seçip gittiği konserler sayesinde caza aşık olmuş ve yoluna caz’la devam etmiş. Acid Trippin, Lodos, Trio Mrio, Quartet Muartet gibi grupların yanı sıra Sibel Köse, İmer Demirer, Okay Temiz gibi ustalarla çalışan Sarp Maden, geçtiğimiz günlerde yeni albümü ‘Ardından’ı Kalan’dan çıkardı. Efsane grafik tasarımcı, şair, ressam Sait Maden’in oğlu Sarp Maden’le müzik serüvenini ve cazı konuştuk.

Türkiye’de caz zenginlerin müziği midir?
Belki. Çünkü Türkiye’de yabancı kültüre nispeten daha açık olan insanlar maddi olarak iyi durumda olanlar olabilir. Ama bu, bence maddi durumla çok da alakalı değil. Burada belirleyici olan, insanların kültürel olarak hangi seviyede oldukları. Caz, dinleyenlerin zengin, çalanların fakir olduğu bir müzik türü diyelim.

Caza olan ilginiz nereden geliyor? Nasıl başladınız müziğe?
Dinleyici olarak başladım herkes gibi, ama cazla değil rock’la. Dinlemek yetmedi zamanla, çalmak da istedim. E tabi rock dinleyince seçtiğim enstrumanda elektrik gitar oldu. 14-15 yaşlarındaydım ve hobiydi benim için tıpkı bisiklete binmek gibi. Öyle kalmadı, sonrasında çok bağlandım. Milliyet gazetesinin düzenlediği liselerarası müzik yarışmasında dereceye girdikten sonrada bırakmadım hiç. İlgilendiğim tür değişti ama enstruman kaldı. Son albümde akustik ve klasik gitar da çaldım ama ağırlıklı olarak elektrik gitar çalıyorum.

Rock sonrası caz nasıl oldu?
Tesadüfen. İstanbul Müzik Festivali’nde aradan seçip gittiğim konserlerde aşık oldum caza. Merak etmeye, albümler dinlemeye ve okumaya başladım. Çalabilmek istedim. Rock zaten çalıyordum, o dönemde bir de blues eklenmişti ve sonrasında caz. İlk katıldığım grup Acid Trippin’dir benim, Ali Perret’in bir grubuydu Acid... 1990’ların ortalarında başladılar, ben de 1997’de katıldım aralarına ve o yıl bir de albüm yapıldı. Sonra Lodos’u korduk Ateş Tezer, Mahmut Yalay ve Oğuz Büyükberber’le birlikte. Onlarla da bir albüm yaptık. Üçüncü olarak Volkan Öktem ve Çağlayan Yıldız’la Trio Mrio. O grubun devamı olan Quartet Muartet’la da iki albüm yaptık. İşte sonrası da ‘Ardından’. Nasıl geçti anlamadım, bir baktım 40 yaşındayım.

İçinden gelenleri gitarla herkese aktarabilen bir insan diyorlar sizin için?
Öyle diyenlere bunu hissettirmek güzel ama abartmışlar. Ben sadece çalıyorum ve bunu da tanımlamıyorum. Müzik yapmanın bir enerjisi var, tıpkı meditasyon gibi. Müziğe karşı açlık duyuyorum, o da beni besliyor. Belki de bencilce ama yaptığım müzikleri insanlarla da paylaşıyorum. Başlangıçta bencilim, devamı paylaşımla geliyor.

Albümde çalıştığınız müzisyenlerle ilgili neler söylersiniz?
Adnan Karaduman, Türkiye’nin en önemli keman sanatçılarından biri. Adnan’ın tarzı geleneksel Türk müziği ve kendi altyapısından getirdiği tarzla albüme etnik bir hava kattı. Albümün mix’leri piyanist Genco Arı’dan, basta Eylem Pelit, davulda da Turgut Alp Bekoğlu var. Turgut’la Eylem benim ilk beraber çaldığım caz müzisyenleri, yıllar sonra beraber kayıt yapmak da çok anlamlıydı. İmer Demirer’se Türkiye’nin en iyi müzisyenlerinden biri, onun da yeni ve çok güzel bir albümü çıktı. Şevval Sam da Türkiye’deki en iyi şarkıcılardan biri.

Parçaların oluşum süreçleri nasıl gelişti?
Tamamen spontane bir şekilde ortaya çıkıyolar, evde gitar çalarken doğaçlama yani. Hoşuma giden bir şeyler çıkınca onu takip ediyorum. Pasif durumdayım besteleme sürecinde. Doğaçlamalar sonucu çıkanları, sahnede grupla beraber çalıyoruz. 

Albümün kaydı ne kadar sürdü?
İlk ana kayıtları iki-üç gün sürdü, sonra İmer ve Şevval’i kaydettik. Tanju (dağcılık tutkunu Tanju Duru, 2008 yılında Demirkazık Dağı’ndan yaşadığı kazayla hayatını kaybetti) ölünce bir süre durduk. Hem ‘Bence’yi hem de bu albümüm büyük bir bölümünü o kaydetti, çok büyük bir rolü var albümlerimin yapımında. Hiç bir karşılık beklemeden açtı stüdyosunu bize. Tanju hem çok iyi bir insan hem de çok iyi bir dosttu... Çok büyük bir kayıp. Yerini nasıl dolduracağız bilmiyorum...

Albümün konseptiyle ilgili neler söylersiniz?
‘Bence’de nispeten Latin caz bir hava vardı, ‘Ardından’ karanlık, meditatif ve Türk müziği tadı olan bi albüm oldu. Ben sürekli farklı farklı şeyler yapmayı seviyorum bir sonraki albüm akustik caz olabilir ama daha zamanı var.

Tek başınıza mı çalmayı seviyorsunuz yoksa grup olarak mı?
Gitar çaldığım anların çoğunda tek başınayım. Sahne dışında evde çalıyorum zaten ve bunu çok da seviyorum ama bir grupla olmayı ve grup etkileşimini çok önemsiyorum. Grubun yaratıcılığıyla ortaya çıkan müzik çok önemli. Grupla çalmayı daha çok tercih ediyorum.

Caz festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu festivalleri düzenleyenler işlerini çok iyi yapıyor, keşke daha fazla olsa. Konserler salonlardan ziyade caz klüplerinde olmalı diye düşünüyorum ama Türkiye’de caz kulüplerinin az ve küçük olması sıkıntılı bir durum. Bu müziğin kökenleri caz kulüplerinde ortaya çıkmış, gelişmiş, o mekânlarda yaşayan bir müzik. Oradaki saminiyet büyük salonlarda yok.

Giderek fazlalaşıyor caz kulüpleri.
15 milyonluk bir şehir için çok az. Mesela Viyana, İstanbul’a göre çok küçük bir şehir ama daha çok mekân var. Kulüplerin fazlalaşmasını çok isterim kendi adıma.

Türkiye’de caza ilgi nasıl sizce, cazı sevmiyor muyuz?
Cazı seven insanların sayısı her zaman az olacaktır. Bu dünyada da böyle, Amerika’da bile. Caz da kendi içinde ayrılıyor, daha popüler türleri de var daha az dinleyicisi olanı da. 

Takip ettiğiniz müzisyenler ve müzik türü?
Açık bir insanım müzik konusunda, her şeyi merak ediyorum ve dinliyorum. Kendi favorilerim var elbette. Müziğe rock’la başladım ve eski rock’çıları dinlemeyi seviyorum. Hint müziğini çok severim, Brezilya ve Küba müziğini de, klasik müziğin bazı dönemlerini, Türk müziğini özellikle ustalardan dinlemeyi ama en büyük aşkım caz tabi ki. Takip ettiğim müzisyenleri saysam çok uzun sürer.
Sarp Maden, pazartesi günleri Beyoğlu Mis Sokak’taki 60 m2 adlı kulüpte ve perşembeleriyse Cihangir Kaktüs’te sahneye çıkıyor. Şevval Sam da bazen Maden’e sürpriz yapıyor.
Sarp Maden/ Ardından/ Kalan Müzik

‘Teklif gelince çok heyecanlandım’
Sohbetimiz tam hızını aldı gidiyor derken, “merhaba” diyen bir ses yükseliyor... Bakıyoruz, Şevval Sam. Sohbetin neşesi birden arttı desek yeridir. Hemen dahil etmeye çalışıyoruz konumuza ama bölmemek için ısrarlı. Neyse ki daha fazla dayanamıyor ve dışarıdaki soğuk-yağışlı havanın da etkisiyle sıcak bir kahveye kanarak masamızdaki yerini alıyor. Sam ’ın gelmesiyle hareketlenen muhabbetimizin seyrine hemen farklı bir yön veriyoruz. Şevval Sam, Maden’in albümündeki beş numaralı ‘Tazecik’ adlı parçaya sesiyle destek vermiş. Nasıl oldu, Şevval Sam anlatıyor: “Albümün en başında tüm şarkılarda keman vardı, daha sonra Sarp bazı şarkılarda keman yerine vokal ve trompet kullanmaya karar verdiğinde bana teklif etti. Çok heyecanlandım, caz benim için yeni bir süreç. Zor değildi ve çok zevk aldım, Sarp’ın bestelerini çok beğeniyorum zaten. İyi müzik-kötü müzik diye bir şey var benim için, bir de söyleyebildiğim-söyleyemediğim parçalar var. Her şarkıyı söylerim diye bir şey yok, farklı tarzlarda da olsa sesime uygun olan ve sevdiğim şarkıları söylüyorum. Cihangir Kaktüs’te perşembeleri çalıyor Sarp, oraya gittiğim zaman bazen çıkıyorum sahneye. Bir şarkıyla başladık, şimdi bir kaç parça daha hazırlayacağız ve arada bir çıkıp söyleyeceğim. Ben de tıpkı Sarp gibi kendim için yapıyorum müziği, kendim için şarkı söylüyorum, meditatif bir şey bu.”
Bu esnada Sarp Maden alıyor sözü: “Çok seviyorum Şevval’in şarkıcılığını, çok iyi bir sesi var. Güzel caz söylediğini de biliyorum. İnsanlar Şevval’in şarkıcılığının başka bir yönünüde görebilecekler.”