Cazın yıldız haritası

Cazın yıldız haritası
Cazın yıldız haritası

Lyambiko

Keith Jarret, Marcus Miller, Antony and the Johnsons, Caro Emerald ve Morrissey'li İstanbul Caz Festivali 50 konserlik bir programla başlıyor
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

İstanbul bu sene esaslı bir konser programına sahneyse bunda ’19. İstanbul Caz Festivali’nin payı malum. Bu akşamki açılış töreniyle başlayacak festival 19 Temmuz’a kadar avangard cazdan pop ve rock’a uzanan bir yelpazede 50 önemli konsere ev sahipliği yapıyor. Keith Jarret, Marcus Miller, Antony and the Johnsons, Caro Emerald programda yer alanlardan sadece birkaçı.
Senenin kuşkusuz en esaslı konuklarından Morrissey 19 Temmuz’da Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde onu hevesle bekleyen bir kitlenin karşısına çıkacak. Daha önce de Caz Festivali’nde sahne almış olan Antony Hegarty ise bu sefer özel bir projeyle festivale konuk oluyor. Bugüne kadar yayımlanmış dört Antony and the Johnsons albümünden şarkıların 39 kişilik bir filarmoni orkestrası eşliğinde seslendirileceği konser 9 Temmuz’da Harbiye Açıkhava’da.
Senenin en merakla beklenen işbirliğinin, Marcus Miller’ın Türkiyeli müzisyenlerle beraber sahne alacağı ‘The Istanbul Project’in mekânı da aynı yer. 5 Temmuz’da gerçekleştirilecek konserde Miller’a eşlik edecek isimler Hüsnü Şenlendirici, Burhan Öcal, İmer Demirer, Bilal Karaman.
Büyük bir izleyici kitlesi çekeceği şimdiden tahmin edilen bir diğer popüler festival konuğu, neo-soul kraliçesi Erykah Badu da Harbiye’de izlenebilir. Festivalin bu seneki bir başka soul ve funk diva’sı Sharon Jones 17 Temmuz 21.00’de ekibi The Dap-Kings’le 17 Temmuz’da Santralistanbul’da. Haliç Kongre Merkezi ise en son 3. Caz Festivali’nde İstanbul’a konuk olan doğaçlama ustası Keith Jarrett ve ekibini ağırlıyor. Konser tarihi 18 Temmuz. Almanya’nın Grammy adayı Till Brönner, geçen sene en iyi çıkış yapan şarkıcı Grammy’sinin sahibi Esperanza Spalding ve Lyambiko ve Sly & Robbie dahil efsanevi reggae’cilerin buluşacağı ‘Jamaika Gecesi’ kaçırılmayacak konserlerinden.
Bir festival geleneği Tünel Şenliği de bu sene 7 Temmuz’da başlıyor.

Ruacan’a başarı ödülü
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen Caz Festivali’nin bu akşam The Marmara Esma Sultan’daki açılış gecesinde Neşet Ruacan’a ‘Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ takdim edilecek. Konserde sahne alacak Elif Çağlar’a Engin Recepoğulları, Serkan Özyılmaz, Erdal Akyol ve Ediz Hafızoğlu eşlik edecek.
Törende ayrıca festival sponsorlarına da plaket sunulacak.

İstanbul bizi çağırdı

Kanada’dan çıkan en iyi oluşumlardan biri unvanını kimseye kaptırmayan indie grup The Dears festivalin ağır toplarından. Grubun vokalisti ve şarkı yazarı Murray Lightburn’e bağlandık

Murray Lightburn (soldan ikinci) önderliğindeki ‘The Dears’ 12 Temmuz’da İstanbul Modern’de sahne alacak.

Önceki albümlerinizden ‘Missiles’ için trajikomik tanımı yapmışsınız. Yeni albüm ‘Degenaration Street’e nasıl bir tanı getirirdiniz?
Söylemek zor. İki tane birleşeni var albümün, sözleri ve müziği… Bir de albümün arkasındaki konsept söz konusu. 

O konseptten biraz bahsedebilir miyiz?
Albümün isminin ‘Degeneration Street’ olmasının bir sebebi var tabii ki. Çürümeyle, çürüme noktasıyla ilgili bir albüm bu. 

Çürümeden bahsederken toplumsal bir içeriği de var mı bunun?
İlla toplumsal bir içeriği olsun gibi bir niyet yoktu. Yoruma açık olsun istedik. Yaptığımız hiçbir şeyde parmağımızı gözünüze sokmaya çalışmıyoruz. Hep soyut kalsın istiyoruz. 

Videolarınızın bazılarından ve röportajlarda ‘Uzay Yolu’ referanslarınızdan belli, bilim kurgu hayranısınız. Şarkılarınızın distopik atmosferine de yansıyor mu bu ilgi?
Bilim kurgu bizim için sadece bir konsept. Bir bilim kurgu grubuyuz gibi bir şey yok. Sanırım bizi çevreleyen gerçeğin ötesinde düşünüyoruz. Sabah kalkıp kahvaltı etmemiz gerektiği gibi normal gerçekliğin ötesinde bir olasılıklar dünyasından bahsediyoruz. Hatta bir anlamda gerçek ötesi gibi bir şey. Tüm o olasılıklar orada gibi bir şey. Bazen orada duyularla algılanan şeylerin ötesinde bir şeyler olduğunu fark etmemizde bilim kurgu işe yarıyor. Bu da hayal kurmak için bir alan açıyor aslında. 

Blues etkisi, albümlerinizin eleştirilerinde sıklıkla rastladığımız bir tespit, Hiç evde klasik blues falan dinlediğiniz oluyor mu?
Tamamen değil. Son zamanlarda Natalia’yla (The Dears’in klavyecisi Natalia Yanchak) bit pazarlarına gidip plaklar alıyoruz. En son bir Diana Ross albümü almıştık. Genelde 20 ya da 50 yıl öncesinden falan oluyor aldıklarımız. 

Turnelerde gittiğiniz ülkelerde de bu bit pazarı turlarını yapıyor musunuz?
Onun şöyle bir zorluğu var. Turnelerde alışveriş yapmak tam baş belası bir iş. Tüm o ıvır zıvırı eve götürmeniz gerekiyor. Uçmamız gereken turnelerde alışveriş yapıyoruz ama. En son tam zamanını hatırlamıyorum eve büyük bir orgla dönmüştüm. Karavanla gittiğimiz yerlerde hep alışverişin peşine düşerim. İnternette dolanırım, misal Los Angeles’ta hiç Craigslist’ten çıkmam. 

Montreal’densiniz. Kuzey Amerika’da Avrupa’yı en çok anımsatan şehirlerden olduğu söylenir. Bunun müziğinize bir etkisi var mı sizce?
Başka bir yerde hiç yaşamadım. Grubun yarısı için de durum bu. Galiba daha gençken, ilk bestelerimi yazdığım zamanlarda buranın bayağı etkisi altındaydım. Ama daha çok gezdikçe o sırada etrafımda olanlara daha çok ilgi duymaya başladım. 

2008 tarihli ‘Money Babies’ şarkısının ekonomik krizle bir bağlantısı olduğunu söylemiştiniz. Şimdiki durum için ne düşünüyorsunuz?
İşin komiği o zaman da ekonomik krizin en şiddetli olduğu dönemi yaşıyorduk, şimdi de. O yüzden kafam biraz karışık. Aslında tamamıyla ekonomik krizle de bağlantılı değildi şarkı. O şarkıyı Utrecht’te gece yarısı süt almaya çıkıp hiç açık bir dükkan bulamayınca yazmıştım. Dolayısıyla biraz endişelendim. Bir de komik geldi. Çünkü birkaç sene öncesinde tam tersi bir durum vardı. Durumun ironisi üzerine kafa patlattım biraz. Çocuğunu bile besleyemeyecek olmanın korkusundan bahsediyordu şarkı. O albüm de tamamen korkuyla ilgiliydi. Ölüm korkusu, yoksulluk korkusu... Ekonomik kriz meselesine gelince tamamen zamanlamayla ilgili bir şeydi o. Çünkü o şarkıyı yazdığımda işler daha bu kadar b.ka sarmamıştı. 

‘Degenaration Street’ten önce grubu tekrar toparlamanız gerekti. Bu nasıl bir süreç? Yaratıcılığı kamçılıyor böylesi durumlar?
Sahneye tam olarak güvendiğim bir grupla çıkmam gerekİyordu. Çünkü Dears’ın en önde gelen özelliklerinden biri canlı performanslarıdır. Seyirciyle grubun sahnede bir araya gelişi, Dears’in kendi hikâyesinden daha önemlidir. Ve ‘Degenaration Street’ öncesi Dears’i bir araya getirme süreci, biraz şu Sylvester Stallone’li, Dolph Lundgren’li ‘Cehennem Melekleri’ filmine benziyor. (Gülüyor) Bilirsiniz tüm karakterler aynı amaç için bir araya gelir. Bizde de eğer bu turnede her şey yolunda giderse bu bir süre daha böyle devam eder. Öncesinde de bunu herkes için daha da kolaylaştıracak kurallar koyduk. İstanbul’da çalacağız Tanrı aşkına... Herkes için çok heyecanlı bir durum. Grup olarak önceliklerimizden biri de müziğin bizi çektiği yere gitmektir. Şimdi de oraya çektiği için çok müteşekkirim. Soruya dönersem bu grubu bir araya getirmek çok ilham verici bir süreçti, bir hastalığın tedavisini bulmak için birleşen bir grup bilim insanı gibiyiz.
Bir gazeteci de ‘Cazcı Kardeşler’e benzetmiş bu süreci...
Gerçekten de öyle. (Gülüyor) Hatta bu daha da iyi bir benzetme. ‘Cehennem Melekleri’nden çok ‘Cazcı Kardeşler’ gibi...