Çehov'u bir Çehov karakterine dönüştüren oyun

Çehov'u bir Çehov karakterine dönüştüren oyun
Çehov'u bir Çehov karakterine dönüştüren oyun
Tıp bilimini karısı olarak edebiyatı metresi olarak kabul etmiş büyük yazar Anton Çehov'u anlatan "Şiddetle Yaşamak İstiyorum" Paris'te sahneleniyor. Binlerce mektup ve eserden süzülerek yaratılan oyun, hem yazarı hem yazdıklarını izleyiciye çok iyi anlatıyor
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

Tiyatro oyuncularının en fazla rağbet ettiği, günümüz tiyatro dünyasında eserleri en çok oynanan yazarlardan biri olan Anton Çehov, herkes tarafından bilinir ve sayılır. Peki ya Anton’un kişiliği, ailesi, yaşamı hakkında bildiklerimiz? Rusya’nın ücra bir köyünde, bir çiftçinin oğlu olarak, 1860 yılında dünyaya gelen Anton, nasıl oluyor da, sanki çağdaşlarıymışız, kardeşleriymişiz gibi hep bizi bize anlatabiliyor? Bu fakir köylü çocuğu nasıl oldu da böyle ünlü bir yazar olabildi?

İşte Bruno Abraham-Kremer, tek başına sahnede, bu sırrı seyirciyle paylaşmaya çalışıyor. Anton’un yaşamını anlatan Çehov’u bizzat kendisinden dinlemek başlı başına bir şölen. Modern tiyatronun mucidi Çehov’un yaşamı, bir tiyatro sahnesinden başka bir yerde zaten anlatılamazdı. Edebi ve teatral eserleriyle ilgili yazdığı mektuplar aracılığıyla, Anton, yaşama ne kadar sıkı sıkı bağlı olduğunu ve yaşamak için nasıl can attığını yazar. Bu oyun sayesinde Anton, deli bir hiciv barındıran çehovvari bir karakter olarak sahnede boy gösterir. “Büyük büyük oynamayın, aksine öyle olmayı deneyin” diyen Anton, biz seyircileri yaşamlarımızın oyuncuları olmaya davet ediyor.

Çehov’un oyunlarından söz ederken “slav ruhu” deyimini pek sık kullanırız. Mutluluktan uçarken, en derin melankoliye geçiş yapabilen bu Rus halkının özü nedir? Neden, ölümünün üstünden bir asır geçmesine rağmen, Çehov’un oyunları hala oynanmakta? Büyük dramaturg “Üç Kız Kardeş”’in karakterlerinden bir tanesine “Mutlu değiliz, mutluluğu ancak arzulayabiliriz, çünkü mutluluk yok” dedirtirken, kahramanı Platonov’e, şakağına tabancayı dayarken “Şiddetle, yaşamayı arzuluyorum” dedirtebiliyor. Bruno Abraham- Kremer sayesinde, 19. yüzyılın sonlarında yaşamış bu muhteşem Rus yazarın eserinde güzel bir yolculuğa çıkıyoruz.

Rus dilinde, duygular anlatılırken sanki çarpıcı derinliği olan sıfatlara sıkça başvurulur. Aynen Platonov’un ölüm döşeğinde “Şiddetle yaşamak istiyorum” dediği gibi; çünkü hayat korkunç ve korkutucu, ancak ürküten ve dehşet veren yokluk onu sindirebilir. Rus edebiyatında yarım, eksik kalmış bir şey olamaz. Her şey bir step örtüsü gibi devasa boyutlardadır. Çehov’un, gazetelere yazdığı ilk kısa öyküler bile, onun eserinin ateşini yansıtır ve dünya tiyatrosunun feneri olacağını müjdeler. Tıpla evli, edebiyata aşık Çehov, çelişkilerin adamı: Ağaçların üstünü örten kardan paltonun hayranı; ama aynı zamanda veremin zaferini geciktiren güneşin delicesine de aşığı…

Bu fakir ve itelenmiş çocuk, büyüyünce insan türünü incelemekten bir an bile vazgeçmiyor ve acının hüznün her tonunu tasvir ediyor. Doktor olduğu için, bu konuyu derinlemesine biliyor. “Tıp benim nikâhlı karım, edebiyat ise metresim“, “birinden sıkılınca geceyi öbürüyle geçiririm.”

ANTON'UN ÖZGÜRLÜK RÜZGARI
Çehov’un hümanist ve anlayışlı doktor karakteri her oyununda karşımıza çıkar. Çehov yaşamış ve ebediyete kadar ölmeyecek insan türüne ait. O, eserlerinde, kendini görünmeze indirip silerek, okuyucularına ve izleyicilerine bir nebze zeka sunan ve saygınlık kazanan büyük yazara Kremer büyük bir duyarlılıkla yaklaşmaya çalışıyor. Kremer sayesinde, Anton’un yaydığı sevgi rüzgârı, özgürlük nefesi, başkaldırıları, sorgulamaları ve yaşama arzusu, biz seyirciye ulaşıyor.

Sahne üstündeki rulo yapılmış büyük halı, Anton’un gezgin ruhuna pusula vazifesi görürken, büyük bir kare içinde Moskova fotoğrafı, incili perdenin arkasından şehrin derin göllerini, bulutlarla kaplı gökyüzünü ve sıradan insanların her gün kat ettiği karanlık, çamurlu yollarını gösteriyor. Rulo halindeki bu halı, Anton’un memleketine, köklerine bir gönderme. Bu halı tüm bir yaşamın, yolculukların tanığı.

Anton’un damarlarında mujik kanı akıyor; çocukluğunu yaşayamayan bu köylü, acılarını, yokluklarını, babasının dayaklarını ve kız kardeşiyle annesinin bu tiran babaya baş eğmelerini ve itaatlarını bize yaşatıyor. Bu eşitsizliklerden ve ayrımcılıklardan geçerek özgürlüğe doğru yol alırken, gündelik doktorluğunda insanlığın iyiliği için çabalamalarıyla eserini zenginleştiriyor. Yalandan ve şiddetten nefret eden Anton’u sıcak bir bakış, bir sevgi sözcüğü, umutlu bir gelecek bekleyişi, beklenmedik bir karşılaşma mutlu etmeye yeter. Sibirya’yı bir uçtan bir uca kat etmesinin tek sebebi Sakhaline’deki tutukluların sağlık durumlarını öğrenme ihtiyacıdır. Verem hastası olmasına rağmen, kolera salgınıyla savaşır. Dinden korkmasına rağmen, Dreyfus olayı, antisemit hareketler ve hayalet Yahudiler üstüne kafa yorar ve Yalta’da sürgünde ölür.

Oyun boyunca çok yönlü, vakur, gururlu ve güvenilir bir karakterle karşı karşıyayız. Kahraman olmayanları, oyunun başrolüne yerleştiren bu yürekli yazar, sıradan insanlar için daha iyi bir hayat hayal etti ve onlara bir nebze umut dağıtmaya çalıştı. Onun eserinde, yaşama isteğiyle ölüm arzusu, kahkaha ile gözyaşı hep kol kola gezdi.

4000 ADET MEKTUP SAYESİNDE
4000 adet mektup sayesinde Bruno Abraham-Kremer ve Corine Juresco, Çehov üzerine derin ve sadık bir portre çizdiler ve yazarın endişelerini, karakterini ve umutlarını ortaya döktüler. Taganrog’daki yoksul çocukluğundan, Moskova’da tıp öğrenciliğine, yazar olarak kendini keşfetmesine, para pulla alakası olmayan, insan türüne büyük sevgi besleyen, kadınlarla tutkulu aşklar yaşayan, sanatçı dostlarından keyif alan bu çok yönlü yazarı Bruno Abraham-Kremer titizlikle incelemiş, bilinmeyen taraflarını, sadeliğini, insani yanını bizlere mükemmel yansıtmayı başarmış.

Bu tatlı, samimi, tuhaf, mütevazı, bonkör ve ölçülü, ölüm döşeğindeki hastaları bedava tedavi eden, ölüme elinde bir kadeh şampanyayla giden bu adamı, Bruno Abraham-Kremer büyük bir içtenlik ve zarafetle yorumluyor. Kremer, Anton’un ailesine-arkadaşlarına- dostlarına-sevgililerine yazılan mektupları okurken yazarın eserinden parçaları yorumluyor; nitekim bu parçalar hayatın ta kendisi; hayatın akışı içinde eriyen yaşamla bütünleşmiş kesitler…

Philippe Marioge’un minimal ve ince sahne tasarımı, Arno Veyrat’ın ışık ve video tasarımı, Mehdi Ahoudig’in ses tasarımı ve Charlotte Villermet’nin kostüm tasarımı hepsi bir arada, Bruno-Kremer’in sahnede Anton Çehov olarak sanatını konuşturmasına, şiirsel bir dünya yaratmaya yardımcı oluyor. Anton’un kendi şöhretine sürekli şaşırmasını yansıtan Kremer şiddetle, muhteşem ve inanılmaz insani bir performansla alkışı hak ediyor: Olağanüstü bir zerafet, kurnazca bir yumuşaklık ve özgün bir yorum… Tek başına sahnede defalarca sololara imza atan Bruno –Kremer bu gösterilerin şampiyonu olduğunu kanıtlıyor.

Biz seyirciler, Melikhovo’nun balkonuna Anton’la oturup, onun köylülerden, sabırla tedavi ettiği insanlardan, diktiği ağaçlardan, Tolstoy’dan, yazmakta olduğu hikâye veya oyundan, hayranlıkla seyrettiği manzaralardan, inşa etmekte olduğu okuldan, bir genç kıza kur yapmasına, kardeşleriyle eğlenceli hikâyeler uydurmasına, sessiz kahkahalarına, esaretten kurtulup özgürlüğü tatmak için verdiği hayat mücadelesine eşlik ediyoruz. Ve Bruno Kremer’in usta yorumu sayesinde Anton’la tiyatroda bir akşam ziyafeti yaşıyoruz.


1 saat 40 dakika aralıksız oynanan oyun Petit Saint-Martin Tiyatrosunda pazartesi hariç her akşam seyirciyle buluşuyor.