'Çekin lan duvarı, teli, insan gibi yaşayın!' yazısını görünce...

'Çekin lan duvarı, teli, insan gibi yaşayın!' yazısını görünce...
'Çekin lan duvarı, teli, insan gibi yaşayın!' yazısını görünce...
Yaşadıkları mahallelerde gitgide alanları daralsa da dansları, şarkıları ve kendilerine özgü stilleriyle hayallerinin peşinde koşan, kendilerine 'mekansız krallar' diyen gecekondulu gençlerin hikayesinin anlatan 'Çekmeköy Underground'un yönetmeni Aysim Türkmen, filmin Çekmeköy'ü gezerken gördüğü "Çekin lan duvarı, teli, insan gibi yaşayın" şeklindeki duvar yazısından sonra şekillendiğini söylüyor.

‘Çekmeköy Underground’un çıkışı nasıl oldu? Çekmeköy’de tanıştığınız gençlerin hikayesinden yola çıkarak oluşturduğunuzu okuduk... 

Çekmeköy’de gezerken “Çekin lan duvarı, teli, insan gibi yaşayın” diyen bir duvar yazısı gördüm. Mahallede tanıştığım gençler bu duvar yazısını yazan Küllü Harap olduğunu ve 5 yıldır haksız yere hapiste yattığını söylediler. “Abi”leri suçsuzdu ama aşk acısı çekerken yanlış adamlarla takılmaya başlamıştı. “Küllü Harap”ın kardeşi biraz daha farklı anlatıyordu öyküyü. “Abi”nin suçluluğu konusundaki muğlaklık üzerinde düşünmeye başladık. “Küllü Harap”hapisten çıkmak üzereydi ve gençler onun için arabesk rap bir klip hazırlamışlardı. Mahalledeki duvar yazıları ve bu klipten yola çıkarak senaryoyu yazmaya giriştik.

Bu gençlerle sonrasında görüştünüz mü, filmi izlediler mi?
Bu aralar tekrar konuşmaya başladık. Daha filmi izlemediler. Fragmanı görmüşler. Çok heyecanlanmışlar. İçlerinden biri keşke bizi de oynatsaydın dedi. Ben de çok isterdim dedim. “Küllü Harap”la buluşma nasıl olacak çok merak ediyorum, onunla hiç tanışmadık.

Sizi özellikle belgesellerden tanıdığımız için öncesinde bir belgesel fikri de var mıydı Çekmeköy gençliğiyle ilgili?
Artık uzun metraj kurmaca film yapmayı düşünüyordum ama gençlerle tanışınca hikaye belgesel gibi şekillenmeye başladı. Gençlerle sonra tekrar buluşamadık ama hikaye içimize girmişti. Kurmacaymış kısmet..

Bir de belgeselden kurmacaya geçiş nasıl bir deneyimdi sizin için? Hangisinde kendinizi daha iyi ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?
Kurmaca filmin yapım ve finans taraflarındaki inanılmaz zorlukları kenara koyarsak, zor olmadı. Ben belgeselle kurmaca arasında çok büyük ayırımlar olduğunu düşünmüyorum, zaten yaptığım belgesellerde de hep hikaye vardı. Ancak kurmaca senaryo yazımı sırasında bir hayal dünyası yaratmak ve size inanan onlarca kişiyle birlikte çalışarak bu hayali görünür kılmak muazzamdı. Kurmacaya daha yakınlaştığımı hissediyorum.
Bu muazzam deneyim bir yana, hikaye beni yönlendirecektir. Eğer gerçek bir mekan ya da kişi bir karakter olarak hikayeyi alıp götürüyorsa çok büyük keyifle belgesel yaparım.


Aysim Türkmen
Şehir antropoloğu olduğunuzu biliyoruz. Şehir antropoloğu gözüyle istanbul’u yorumlayın desek nasıl bir yorum yapardınız?

Ben İstanbul’un dünya kenti olma sürecinde yaşadığı çatışmalara bakıyorum. Londra’nın iş merkezinde, New York - Wall Street’te, İstanbul-Levent’te çalışan üst düzey beyaz yakalılar, yeni dünya düzeninde beraber çalışıyor ve benzer şekillerde yaşıyorlar. Kent, onların yaşam tarzlarına göre düzenleniyor, yani dünya piyasalarıyla içiçe ama varolduğu yerel mekandan kopuk. Beyaz yakalıların talepleri ve dünya gayrımenkul piyasalarının etkisiyle İstanbul’da oluşan siteleşme, hızlı sanayileşme döneminde oluşmuş gecekondu mahalleleri üzerine oturuyor ancak bu mahallelerde sanki yaşayanlar yokmuş ya da yaşayanlar suçla içiçeymiş gibi davranıyorlar. 1960’lardan itibaren bir sürü ekonomik bunalımı gecekondu mahalleleriyle çözmüş bir sanayi şehrinin üzerine bir dünya kenti inşa ediliyor. Bir filin avize dükkanına girmesi gibi görüyorum bu inşa sürecini. Mahallelerde varolan bir sürü denge yok sayılıyor.


İstanbul’un hızlı dönüşen semtlerinden biri olan Çekmeköy’ü filmin mekânı olarak seçme sebebiniz neydi?

Bu bahsettiğim dünya kenti dinamikleri özellikle ikinci köprü ile bağlanan TEM otoyolunun etrafında oluşmuş yeni kentte görülüyor: Levent – Maslak hattındaki iş merkezi, Kavacık, Çekmeköy, Göktürk, Beykoz gibi uydu kentler. Gecekondu mahallelerinin olduğu bu semtler bir anda gayrımenkul cennetleri haline geliyor ve jletli telli duvarlarla çevrili sitelerle kuşatılıyor.

Filmde müzikler çok ön planda, müzik kullanımına nasıl karar verdiniz?
Aslında çekimlere başlamadan önce arabesk rap parçayı yapmış olmak istiyordum. Filmin ruhunu bu parça oluşturacaktı ve de öyle oldu. Nupark grubundan Uran Apak ile beş sene önce başladık çalışmaya. Hiphop konserlerine gitmeye başladık. Sözler yazıp kendi aramızda denemeler yapıyorduk. Ancak tabi ki rap ciddi bir uzmanlık alanı! Biz sadece kendi aramızda ne istediğimizi bulmaya çalışıyorduk. Sonra Redhack’in Reddet isimli parçasını ve video klibini yapmış olan Doğu Akdeniz grubu bize DEEP22 diye bir parça yaptı. Biz bu parçaya bayıldık ancak kullandıkları sample’ların izinlerini alamadığımız için kullanamadık. Bu parçanın sadece bir kısmını filmde duyuyoruz. Bu parçayı da izleyicilere dinletmenin yollarını arıyorum şimdi. Sonra “Harabın Öyküsü”nün sözlerini Doğu Akdeniz’den Acarkhan Özkan ve senaristimiz Can Merdan Doğan’la yazdık. Acarkan Özkan rapi söyledi, Ufuk Atar ile nakaratı yazdı ve Erhan Seyran da düzenlemesini yaptı.
Ucundan kan damlayan güllerden oluşan video klibimizin “Hayal oluruz” parçası, Londra’ya yerleşerek Wild East grubunu kuran Uran Apak’tan geldi. Kendi tarzlarının çok dışındaki bir tarzda, arabesk tarzda müzik yapan müzisyenlerimiz çok zorlandılar ama harika bir iş çıkardılar. Film için toplam 11 parça yapıldı. Her bir parça ayrı bir müzik türü neredeyse..


Oyuncularla özel bir çalışma yaptınız mı? Özellikle gençlerin rap yaptıkları sahneleri çok gerçekçi. Onlar ayrıca müzikle ilgili bir ön çalışma yaptılar mı profesyonel isimlerle?

Çok uzun bir kasting döneminden sonra çok uzun bir prova süreci yaşadık. Çoğu hayli deneyimli tiyatro oyuncuları olan harika bir ekip oluştu ve senaryoyu tartışa tartışa aylarca çalıştık. Çekimleri 6 ay ertelemek zorunda kalınca biraz daha çalıştık. Gaziosmanpaşa’daki Şanzelize kulübe gidip kola açtırıp oradaki gençlerle dans ettik, her ne kadar onlar kadar güzel dans edemesek de. Sanırım oyuncular için de benim için olduğu gibi eşi bulunmaz bir ekip ruhu oluştu. Müzisyenler de bu ruhun bir parçası oldular. Acarkan Özkan Can Sipahi ile rap çalıştı, diğer müzisyenimiz Uran Apak da Acarkan’dan rap dersleri alıyor.
Çok güzel bir oyuncu kuşağı yetişiyor, özellikle yeni tiyatroların büyük bir katkısı var. Bu genç kuşak sinema yapmayı çok önemsiyor ve her türlü fedakarlığı yapıyor. Hayata bakış açıları da şahane. Bu kuşakla çalışmak büyük bir zevk.

Daha önceki röportajlarınızda gördüğümüz bu filmi gerçekleştirmek için 5 sene kadar uğraşmışsınız. Türkiye’de sinema filmi yapmayı ve bu süreci nasıl yorumlarsınız?
Kültür Bakanlığı desteği olmasa böyle bir sürece girişemezdik. Ama başka hiçbir destek bulamayınca çok zorlandık. Bakanlığın verdiği desteğin şartları çok ağır. Bu şartların değişmesi için sinemacıların verdikleri öneriler gözardı ediliyor. Sinemamızın çok güzel bir eşiğe geldiğini düşünüyorum ve bu desteğin çok önemli katkısı var. Yeni sinema kanununu çıkarıp azıcık nefes almamıza yardım etse politikacılar ne hoş olur. Oyuncular, müzisyenler, yönetmen ve yapımcılar sinema uğruna dünyada eşi benzeri bulunmaz fedakarlıklar yapıyorlar. Bu gönülden çabalar öyle kıymetli ki, kırmamak ve azıcık arkasında olmak gerek diye düşünüyorum.

‘Çekmeköy Underground’, alternatif dağıtım ağı Başka Sinema kapsamında gösterimde.