Çekip gidelim bu diyardan!

Çekip gidelim bu diyardan!
Çekip gidelim bu diyardan!
İlk filmi 'FerahFeza'yla dağınık bir hikâye anlatımı sergileyen Elif Refiğ, liman ve deniz ağırlıklı mekân kullanımıyla boşlukları doldurmaya çalışıyor.
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

FERAHFEZA **
Yönetmen: Elif Refiğ
Oyuncular: Uğur Uzunel, M. Sitare Akbaş, Mert Asutay, Hüseyin Sevimli, Sırrı Süreyya Önder
Süre: 97 dk.
Elif Refiğ, kısa filmlerinin ardından gelen ilk uzun metrajlı çalışması ‘FerahFeza’yla, daha çok Amerikan bağımsız sineması ürünlerinde gördüğümüz bir hikâye anlatım modeli üzerine yoğunlaşıyor. Müziğin de harfiyen bu modele hizmet eder bir görüntü verdiği yapım, hayata dair her şeyi kaybettiklerini düşünen iki karakterin (âşık da oluyorlar zamanla) ‘umut kırıntısı’nın peşinden koşmalarını ve ‘çekip gitme’ isteklerini anlatıyor. Ancak, anlattığı şeyin içini duygusal ipuçlarıyla doldurmanın altından kalkamayan Refiğ, bunu daha çok görsel dille yansıtmaya çalışıyor, ki bu da belli bir noktaya kadar taşıyabiliyor filmi. Özellikle sonlara doğru iyice dağılıyor hikâye ve karakterlerin gittiği yolu anlamlandırabilecek donelerden yoksun bir yapıya mahkûm oluyor.
Karakterlerin ‘gitmek’ eylemi üzerine yoğunlaşmalarını destekler biçimde ‘Vamos’ adlı olmayan bir geminin umudu temsil ettiği hikâyede, kendilerini anlamayan ailelerinden koparak ‘başka bir hayat’ yaşama motivasyonuna sahip iki gencin eylemlerini izliyoruz. İkilinin birbirlerine tutunma hamlelerinin çarçabuk devreye girdiği, ailelerin durumunun yüzeysel bir biçimde ele alındığı, diğer yan karakterlerin de ‘yokmuş gibi’ çizildiği bir hikâye bu. Örneğin, ‘vekilimiz’ Sırrı Süreyya Önder’in canlandırdığı karakterin ne hikâyeye ne de karakterlere bir katkısı var. “Bulmuşken oynatalım” mantığı öne çıkıyor daha çok sanki.
Hikâye anlatımında bariz sıkıntıları olmasına rağmen, Elif Refiğ’in filminde öyle sağlam bir mekân kullanımı var ki, bazı şeyleri görmezden gelmemize ya da gözden kaçırmamıza neden oluyor. Liman ve deniz ağırlıklı bu durum, karakterlerin yabancılaşmasını da görünür kılarken, bazı defoların üstünü kapama işlevi de görüyor. Mekânın anlatımla bütünleştiği ender anlardan biri olan ‘güven’ sahnesiyse kaçınılmaz biçimde Hal Hartley’nin ‘Güven’ini (Trust) hatırlatıyor, filmin Amerikan bağımsızlarına tutunduğunu işaret edercesine.
Sonuç olarak, bir adım ötesinde bize ne sunacağını tahmin edemediğimiz bir yönetmeni tanıtıyor ‘FerahFeza’. Elif Refiğ, yönetmenliği konusunda belirgin işaretler vermemiş olsa da, hikâyeleri kurduğu atmosferle belli bir noktaya taşıyabileceğini gösteriyor. Ama bunun ötesine geçmesi gerektiği de aşikâr...