Cem hocanın kahkahaları

Onu yakından tanıyanlar, önce dostluğunu, sevecenliğini, yardımseverliğini hatırlar.
Haber: ORHAN KAHYAOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - Onu yakından tanıyanlar, önce dostluğunu, sevecenliğini, yardımseverliğini hatırlar. İlişkilerdeki zarafeti, mütevazılığıyla, rastladığım nadir insanlardan biriydi o. Ben, üniversitesinde öğrencisi olmadım. Yakın dostu ve dergi arkadaşıydım. Kendisiyle yaptığımız her buluşma, telefon konuşması ya da dergi toplantısında, insana yaydığı pozitif enerji en başta kahkahalarıyla içimize sızardı.
Engin bilgisi, birikimi, formasyonu hep bu yaydığı pozitif enerjinin ardından gelirdi. Cem Hocanın öldüğü haberini, cenazesinden bile saatler sonra öğrenmek, ona yetişememek, beni içten içe tarifsiz üzdü. Tabii ki değişecek bir şey yoktu; onun çok yönlü güzellikleri hayatımız boyunca gönlümüzün bir köşesinde duracaktır.
Profesör denince utanırdı
Yazdıklarım kesinlikle bir methiye değil. Onu insanlar önce bu özellikleriyle tanır. Bir 'kültür adamı' kimliği ardından gelir. Örneğin, onun bir vesileyle 'profesörlük' unvanını andığımızda çekinir, tepkisini gülümseyerek gösterirdi. Hocalığındaki özeni yetiştirdiği öğrencilerden duyardım.
Zaten, kendini anlattığı hiçbir muhabbet hatırlamıyorum. Araştırmacı, yazar yanını Türkçe yayınlanan ilk ve tek kitabı
'Modernist İngiliz Şiiri': William Butler Yeats ve Ezra Pound' ile tanımıştım. Modern şiirin bu iki 'büyük' yaratıcısının doğurduğu şiir dünyasını bana en iyi tanıtan çalışmalardan biriydi bu. Ama, benim en önemli kazancım, kitaptan öte Taylan'ın kendisiyle tanışmam olmuştu.
'Darwin Kuramı'nı çevirmişti
Çünkü, kitabını yayımlayan yayınevinin editörüydüm, yayıncısıydım. Dostluğumuz bu dönemle birlikte pekişmişti. D. H. Lawrence'in ünlü romanı 'Oğullar ve Sevgililer'i kendi çevirmiş, eski baskısını bulup elleriyle getirmişti bana. Sonra Cem hocanın bir çevirisini daha öğrendim. Bugünlerde Pan Yayınları'ndan yeni baskısı yayımlanan 'Darwin Kuramı' adlı kitap.
Cem hocaya yazı yazdırmak çok zor olurdu. Ama, bunu başarıp, Sombahar şiir dergisinde bazı makalelerini yayımlamıştık. Dostluğumuz bu süreçte gitgide yoğunlaşmıştı. Hocada beni en çok cezbeden hep inanılmaz arşivciliği oldu. Hem de yalnız edebiyat ve şiir değil. Özellikle sinema ve müzik konusunda, en çok başvurulan insanlardan biriydi. Türkiye'deki en iyi sinema arşivcilerinden olduğunu herkes bilir.
Hiçbir ekonomik beklentisi olmadan, bazı firmalar için dünyadaki çeşitli film festivallerine danışman olarak giderdi. Şu da aklımda; Öğretim üyesi olduğu Boğaziçi Üniversitesi'nde uzun süre sinema dersleri verdiğini biliyordum. Ama, dediğim gibi, o yaptıklarını anlatmayı hep sevmeyenlerden biri olmuştu. Ama, ben özel bir anektodu hiç unutmuyorum: Bir gün muhabbetimizde ona, en çok sevdiğim romancılardan birinin Carson McCullers olduğunu söylemiştim. Özellikle de 'Hüzünlü Kahvenin Türküsü' kitabını. Gülümsediğini hatırlıyorum. Ve sonraki buluşmamızda, bir baktım ki elime bir video-kaset uzatıyor ve içinde bu kısa romanın, hiç de ünlü olmayan ama o denli de önemli(ymiş) bir yönetmeninin
'Hüzünlü Kahvenin Türküsü' filmi.
Arşivinden, bazı film festivallerine katkılarını kısa süre önce öğrenmiştim. Müzik de ayrı bir konu. Tanıdığım uzun yıllar boyunca, periyodik olarak İMÇ'ye giden -özellikle Kalan Müzik'i merkez yapan, bu firmaya çeşitli yardımları olan- Cem hocanın devamlı evine tomarla kaset-CD ve boş video kasetler taşıyışını hatırlıyorum.
Ludingirra'yı çıkarmıştık
Bana, etnik müziğe dair kaynak desteklerini unutmam mümkün değil. Her yurt dışına gidişinde, isteklerimi sorardı. Utanarak istediğim bazı şeyleri, unutmadan getirirdi. Müzik deyince, hocanın son yayımlanan son çevirisi Igor Stravinsky'nin 'Müziğin Poetikası'nı da anımsatmadan geçemiyorum. Son derece zor bir metindi bu.
Onunla, şiir dergisi Ludingirra'yı da beraber çıkarmıştık. Onun, sırtındaki kocaman ve ağır çantasıyla toplantımıza koşa koşa gelişini hatırlıyorum. Dergimizin ufkunun açılmasında fikirleri ve 'zor' yazdığı yazıları unutmam mümkün değil. Onunla, hayatını kaybettiği ABD'ye gitmeden kısa bir süre önce görüşmüştük. Ona, hep, yeni dergi düşünü ilettiğimde, beni yürekten destekleyen ilk insanlardan biriydi.
Yeni dergimizi çıkaramadık Cem hoca. Zaten çıkaramazdık ama, sizin verdiğiniz moral olmadan artık imkânsız gibi geliyor bana. Bu işler, insan olmaya özen gösteren kişilerce yapılır. Biz, has bir insanı kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz. Ama, bizi, yine de en çok kahkahalarınız ayakta tutacak. Yazdıklarınız başvurumuz olacak. Her şeyden önce 'insan' olan hocamızı unutmamız mümkün değil. Sevgili eşi ve çocuklarına sabırlar diliyoruz.