Cem Yılmaz ile Ayhan Işık'ın ortak noktası ne?

Cem Yılmaz ile Ayhan Işık'ın ortak noktası ne?
Cem Yılmaz ile Ayhan Işık'ın ortak noktası ne?
İstanbul Film Festivali'ndeki Bu İkiliye Dikkat bölümünde Ayhan Işık ve Cem Yılmaz'ın filmleri arka arkaya gösteriliyor. Küçük Hanım'ın Şöförü ile Her Şey Çok Güzel Olacak'ın ortak yanı 'otomobil'.

İstanbul Film Festivali’nin Türk sinemasının 100. Yılına adadığı Bu İkiliye Dikkat bölümünde yarın (11 Nisan Cuma) Cem Yılmaz ve Ayhan Işık’ın birer filmi arka arkaya gösterilecek. İstanbul Modern’de gösterilecek filmler Ayhan Işık’ın 1962’de Belgin Doruk’la çektiği Küçük Hanımın Şöförü ile Cem Yılmaz’ın 1999 tarihli Mazhar Alanson’la birlikte yaptığı Herşey Çok Güzel Olacak filmi. Saat 11.00’de gösterilmeye başlayacak iki film ve iki büyük yıldız arasındaki ortak nokta, ‘otomobil severlik ve alıp başını gitmek’ meselesini Fatih Özgüven şöyle anlatıyor:
Küçük Hanımın Şoförü ile Her Şey Çok Güzel Olacak’ın görünürdeki tek ortak noktası, sosyetik kafadarlar Ayhan Işık’la Sadri Alışık’ın ince kalem bıyıkları ile Cem Yılmaz’ın belli ki onlardan görüp özendiği ince kalem bıyık değil (kaldı ki arada Oğuz Aral’ın Utanmaz Adam’ı da var). Yeşilçam’ın büyük başarı kazanmış bu iki komedisi de hem buruk hem eğlenceli bir biçimde, alttan alta, arabalarla ilgili.
Haylaz zengin çocuğu Ayhan Işık’ın baba parasıyla galeriden aldığı Chevrolet’den sevimli hayta Cem Yılmaz’ın akıllı uslu abisi Mazhar Alanson’u bile baştan çıkaran “bir gezmelik ödünç” Carrera’ya, sonra ikisinin Bodrum’a kaçmakta kullandıkları mazbut yerli Renault’ya kadar, iki filmde de otomobil metaforunun içinden geçen Türkiyeli gençlik tahayyülleri, yırtma hayalleri, basıp gitme fantezileri var; “Otomobil Uçar Gider / Gönlüm Gibi Geçer Gider.”
Ayhan Işık için, efendi çocuk olmanın, aklını başını devşirmenin yolu bir süreliğine de olsa Belgin Doruk’a şoförlük yapmaksa, Cem Yılmaz’ın hiç böyle tekdirlerle yola gelesi, efendi çocuk olası yok artık. 60’lar Türkiye’sinin 90 sonları Türkiye’sine daha da acilleşerek devrettiği özlemler: Hem yerinden kımıldayamamanın hem yerinde duramamanın sıkıntısı, çocuklarına hep efendi olmayı vazeden bir toplumun kısıtlamalarına isyan… Yaramazlık özlemi, kılık değiştirme, başkası olabilme ihtiyacı. İki filmde de hareket imkânı/imkânsızlığı erkeklikle özdeşleştiriliyor; erkeklik çocuksuluğa, çocuksuluk büyüyememişliğe işaret ediyor. Hepsinin üzerinde nazlı nazlı süzülüp duran sınıf fikri, derinden derine sızlayan bir ayrıcalık-yoksunluk hissi.
Minibüs arkalarında dendiği gibi: Babam Sağolsun! 60’lar Türkiye’sinden, Özal Türkiye’si ve sonrasına devredilen izin verilenler/izin verilmeyenler, imkânlar/imkânsızlıklar, tüketim toplumu olma/olamama sancısı. Liberal ekonominin dolambaçları, ihtiyaçlar ve arzular denkleminin sarpa sardığı uzun ince bir yol…