Cemal Emden: Nitelikli mimari sanıldığından çok daha az

Cemal Emden: Nitelikli mimari sanıldığından çok daha az
Cemal Emden: Nitelikli mimari sanıldığından çok daha az
'Cemal Emden Mimari Fotoğraflar' kitabı iki tema etrafında hazırlanmış. Mimarların gözünden Cemal Emden fotoğrafları, Emden'in gözünden mimari yapılar... Mimari fotoğraf denince ilk akla gelen isimlerden Emden, kötü mimari örneklerden rahatsız: "Bazen hasta bile oluyorum! Aslında nitelikli mimari sandığımızdan çok daha az tüm dünyada."
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Bazen düşünürüm, fotoğraf keşfedilmeseydi, var olan bir şey yok olduğunda onun varlığını nasıl kanıtlardık? Anıları canlandırmak bu kadar kolay olur muydu? Ya da geçmişi belgelemek? Sözcükler, yazı var, derseniz eğer bunlar ne fotoğraf kadar kesin anlatabilirler ne de yorumsuz.
‘Cemal Emden Mimari Fotoğraflar’ kitabını karıştırırken ilk gözüme çarpan fotoğraflardan biri şimdi yerinde yeller esen Robinson Crouse Kitapevi’nden bir kare oldu. Sonra büyük bir dönüşüm geçiren Bomonti Bira Fabrikası’nın bir daha asla göremeyeceğimiz, yok olmaya direnen metruk hali gözüme takıldı.
‘Cemal Emden Mimari Fotoğraflar’ kitabının editörlüğünü Hülya Ertaş üstlenmiş, önsözünü kent sosyoloğu Murat Güvenç yazmış. Güvenç’e göre Emden’in mimari fotoğraf alanında katkısı önemli. “Fotoğraflarının özgünlüğü, yeniliği ve öncü rolü, kullanılan en yeni ve yüksek teknik ve teknolojiden çok, sanatçının önerdiği kadrajdan kaynaklanıyor. Ve onun fotoğrafı, hakkında konuşulmayanı resmetmenin yanı sıra yeni bir görsel iletişim dili için ipuçları içeriyor”.
Cemal Emden’le bir araya gelip kitaptan mimari geleneğe uzanan keyifli bir sohbet yaptık...

Cemal Emden. Fotoğraf: Uğur Ceylan

Cemal Bey nasıl çıktı bu kitap ortaya?
Elimde o kadar çok malzeme birikiyor ki, bazılarını iş için bazılarını da kendim için çekiyorum merakımdan. Bir kaç senedir “Bir şeyler yapmalıyım, acaba nasıl bu fotoğrafları bir araya getirsem” diye düşünüyordum. Geçmişe de gidip baktığım zaman, bir şekilde bir mecrada yayınlanmayan fotoğrafların da bir anlamı olmadığını silinip gittiğini görüyorum.
Mimarlık Dergisi 21’in editörü Hülya Ertaş her zaman “Dergi çıkarıyorum ama aslında bir kitap yapmak istiyorum” derdi. “Hadi gel beraber yapalım” dedim. Kitabın çerçevesini oluşturdu. Son bir yılda çektiğim tüm fotoğrafların içinden bir seçki yaptı.

Konsepti nasıl belirlediniz?
Hülya kitabı iki bölüme ayırdı. İlk bölümde piyasadaki belli başlı 10 mimar bu seçkiden birer fotoğraf seçip onu yorumladılar. Zaten yer alan mimarların bir çoğu benim yapılarını çektiğim, birlikte çalıştığımız isimler. Ama içlerinden sadece mimar Kerem Erginoğlu tesadüfen çektiğim bir asma yaprağı fotoğrafını seçti. Ben yıllar önce ona bu fotoğrafı yollamıştım, o da bana sonra bir üzüm salkımı eskizi hediye etmişti. Bu fotoğraf konsepte uymasa da bir zenginlik kattı kitaba.

İkinci bölümde neler var?
İkinci bölümde ise arşivdeki tüm malzemeyi Hülya Ertaş üç ana başlıkta topladı. Form, malzeme ve zaman. Aynı zamanda Hülya’yla form ve malzemenin üzerine konuştuğumuz bir söyleşi yaptık. Söyleşiden bölümler bu üç ana başlığın başında yer alıyor ardından da o bölümle ilgili görseller geliyor.

Bu projeyi devam ettirmeyi düşünür müsünüz?
Bir sonraki kitapta, mimarlık tarihçisi, tasarımcı gibi akademi dünyasından insanlara fotoğrafları yorumlatmak istiyoruz. Hatta bambaşka mesleklerden akademisyenler de olabilir.

Kitapta burası Türkiye mi dediğim çok ilginç oteller, evler de yer alıyor. Yıllar içinde değişen mimari anlayışı da gözlemliyor olmalısınız?
Aslında çok enteresan bir değişim var. Günümüzde son bir kaç senedir fark edildi. Eskiden sayfiye yerlerinde çok büyük alanları kaplayan ev yaparlardı. Şimdi ise anlayış tümden değişti. İç alan minimum metrekare dışarısı, teraslar, bahçeler gibi açık alanlar çok daha fazla kullanılmaya başladı.

Yurtdışına bir projenin fotoğraflarını çekmek için gitseniz bile mutlaka objektifinize farklı kareler de takılıyordur...
Tabii ki, iş için gitsem bile bırakın gördüğümü spontane çekmeyi, gitmeden önce profesyonel olarak çekeceğim yapıların dışında nerede ne var diye uzun uzun araştırma yapıyorum. Yoksa kaybolur gidersiniz.

Santralistanbul’da 2011 yılında açılan Le Corbusier serginiz de büyük bir çalışmaydı. Başka yerlerde de tekrarlandı sanıyorum?
Evet, bu yıl birkaç yerde sergim açıldı Corbusier üzerine. 2015 yılı Corbusier’nin ölümünün 50’nci yılıydı. Bu yüzden de 2011’deki sergiden sonra da Arjantin gibi bir çok ülkede daha Corbusier yapılarının fotoğrafı çektim.
Fransa’daki ‘Fondation Le Corbusier’ bir çok aktivite yaptı dünyada. Açılış Kültür Bakanı’nın katılımıyla benim sergimle yapıldı. Bir diğeri de İsviçre hükümetinin Chandigarh’da düzenlediği beş fotoğrafçının katıldığı bir Corbusier sergisiydi.

Günümüz mimari fotoğrafçılığında yeni bir takım eğilimler var mı?
Evet, her mimarlık fotoğrafçısı aynı dil üzerinden mimariyi ifade etmiyor. Benim fotoğraflarım daha doğal olana yakın.

Bir yapıya sizin gibi mimar bir fotoğrafçının yaklaşımıyla bakmak çok daha farklı. Hiç fark edemeyeceğimiz detayları açıları yakalıyor ve bize gösteriyorsunuz...
Fotoğraf çok soyutluyor. Bütün yakın çevresinden izole ediyor. Siz kitapta bir yapıya bakarken yapıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Tabii bu soyutlama sizin daha iyi anlamanıza neden oluyor yapıyı. Tabii bu arada ışığın geliş açısı, etraftaki yolların perspektifte bıraktığı etki, yükseklik gibi etkenler de giriyor işin içine.

Mimarsınız ve mesleki yaşamınızı mimari fotoğrafları çekerek sürdürüyorsunuz. Her an binalara bakıyorsunuz. Bizde de kötü mimari örnekleri az değil, rahatsız oluyor musunuz?
Tabii olmaz mıyım, bazen hasta bile oluyorum! Aslında nitelikli mimari ürünü aramaya başladığınız zaman sayılar bir anda sandığımızdan çok daha az tüm dünyada da. Nitelikli resim, müzik, edebiyat, felsefe yapmak gibi. Corbusier gibi bir mimari dile sahip olmak kolay değil.
Aslında sadece bize özgün bir durum da değil bu, Tokyo’da da görebilirsiniz. Tabii ki kentsel düzeni İstanbul’la karşılaştırılmayacak kadar iyidir. Tokyo’daki yapıların depreme dayanıklılığı, hijyen koşulları, ısı izolasyonu, ısıtması gibi özelliği üst düzeyde olabilir.
Tokyo’ya gittiğinizde bugünü anlamak için Kengo Kuma, Tadao Andö, Shigeru Ban gibi mimarların yaptığı yapılara bakarsınız. Biraz daha eskilere gittiğinizde ise Kenzö Tange’ye, Kurokawa’ya bakarsınız. Ama ana arterlerin dışına çıkınca mimari niteliği çok kötü yapılar, mahalleler vardır mesela Tokyo’da da.

Mimari fotoğraflara yönelmeniz mimarlığınızla bağlantılı olmalı, sadece yapıları mı çekmeyi seversiniz?
Evet, evet mimari eğitimden geliyor. Aslında ben doğa fotoğrafları da çok çekmek istiyorum. Öyle bir özlemim her zaman oldu. Emekli olduğumda herhalde gerçekleşecek.

Son dönemde neler ilginizi çekiyor?
Tamamen kişisel, erken dönem Cumhuriyet mimarisini çekiyorum şimdi. Genelde benim projelerim hep amatör ruhla başlıyor, sonra bir şeye dönüşüyor...