Çember tamamlandı

Deep Purple için 'Efsane geri dönüyor' sözünü bu kez 'Efsane başladığı noktaya geri dönüyor' şeklinde formüle edebiliriz.
Haber: ASLI ONAT / Arşivi

İSTANBUL - Deep Purple için 'Efsane geri dönüyor' sözünü bu kez 'Efsane başladığı noktaya geri dönüyor' şeklinde formüle edebiliriz. Son albümleri 'Abandon'ın dünya turnesini 1 ve 2 Haziran 1998'de Harbiye Açıkhava Sahnesi'nde verdikleri iki konserle İstanbul'dan başlatan topluluk, üç yıl sonra başlangıç noktasına geri dönüyor. 1 Haziran konseri, Deep Purple'ın ilk defa üç kez bis yaptığı konser olarak da tarihe geçti.
Grup, turnenin son konserini 8 Eylül'de gene İstanbul'da, Bakırköy Fildamı Arena'da verecek. Son sekiz yıldır değişmeyen kadrosu Jon Lord (tuşlu çalgılar), Ian Paice (davul), Steve Morse (gitar), Roger Glover (bas gitar) ve Ian Gillan'dan oluşan Deep Purple ile yeniden buluşmaya az kala, Steve Morse, Stuttgart'taki otel odasından sorularımızı yanıtladı.
İstanbul'da verdiğiniz iki konser hâlâ unutulmadı. Üç yıl sonra yeniden İstanbul'a dönecek olmaktan memnun musunuz?
Şunu söyleyebilirim ki, şimdiye kadarki en iyi turne başlangıcını İstanbul'da yaptık. O konserleri andığımız çok oluyor. Dinleyicilerin enerjisinden çok etkilendik. Dünyanın her yanında konser verdik, ama İstanbul konserlerimiz, bizim için gerçekten çok özel. İstanbul'un başlangıç için de bitiş için de mükemmel bir seçim olduğunu düşünüyorum.
1 Haziran 1998 tarihli konserinizde bir ilki gerçekleştirip üç kez bis yaptınız. Bunun İstanbul'da olmasını ne sağladı sizce?
Yeniden sahneye döndüğünüzde seyirciyi manipüle etmek ve karşı taraf sizden çok şey bekliyormuş gibi davranmak çok kolaydır. Biz bunu yapmayı pek sevmiyoruz. Onun yerine 'Peki, biraz daha çalıp gidiyoruz tamam mı?' tavrındayız. Bis yapmayı seviyoruz ama bazen süreyi aştığımız için konserimizi bitirmek zorunda kalıyoruz.
İstanbul'dayken sahnede ekstra süremiz vardı ve dediğim gibi seyirciyle aramızda muhteşem bir elektrik oluşmuştu.
Deep Purple'ın 33 yılı devirmesi hakkında neler söylersiniz?
Harika bir duygu. Deep Purple'ın hem dinleyicisi hem gitaristi olmam çok hoş bir karışım benim için. Deep Purple'ın ilk parçası 'Hush' yayımlandığında gençtim ve kendi grubumla bu parçayı çalardık. Kendi büyüme sürecimle grubun gelişimini birlikte takip ettim. Ben ABD'de yaşıyordum, aramızda belki binlerce mil vardı ama onlara duyduğum sevgi son derece güçlüydü. Yıllardır da birlikte çok iyi vakit geçiriyoruz.
Deep Purble'a 1994 yılında katıldınız ve Ritchie Blackmore'un boşluğunu doldurdunuz. İlk zamanlar Blackmore ile kıyaslanmanız canınızı sıktı mı?
Hayır, bu benim için asla bir sorun yaratmadı. Kendi gruplarımdan (Steve Morse Band, Dixie Dreggs, Kansas) eleman değişikliğine alışıktım. Aslına bakarsanız Deep Purple dinleyicileri, beklediğimden daha iyi bir tepki verdi, ben çok daha kötüsünü bekliyordum (gülüyor).
Bazı dinleyicilerin gözünde sevdikleri üyenin yeri değişmez zaten. Deep Purple hayranı olmam da bana yardımcı oldu. Ritchie Blackmore'a zaten hayrandım. Gruba katıldığımda sound'u biraz Deep Purple'ın eski günlerine döndürmeye çalıştım. Diğer üyelerle de çok iyi kaynaştım ve hepimizin hoşuna giden bir sonuç elde ettik.
Jon Lord'un bir süre önce dizinden bir operasyon geçirdiğini öğrendik. Kendisi İstanbul konserine kadar iyileşebilecek mi?
Aslına bakarsanız daha önce söylenenden daha uzun bir sürede iyileşeceğini öğrendik. Ama İstanbul konserine kadar iyi olacağını sanıyorum.
Sizin favori Deep Purple albümünüzü öğrenebilir miyiz?
En sevdiğim Deep Purple albümü 'Machine Head'dir. Çok iyi bir rock'n roll albümü olduğunu düşünüyorum. 'Highway Star'ı da hâlâ çok severek çalıyorum.
Pek çok rock dinleyicisi iyi rock'ın yalnızca 1970'lerde yapıldığını düşünüyor. 1980'ler ve 90'lardaki rock tarzına ise pek sıcak bakmıyor. Deep Purple ve Led Zeppelin onlar için tanrı gibi. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Her dönemde iyi müzik yapıldığını düşünüyorum. Ancak büyük değişiklikler yaşandığını kabul etmek gerek. Müzik işitsel olduğu kadar görsel hale geldi.
Plak şirketleri, kontrat imzalattıkları şarkıcı ve grupların moda haline gelmesini çok önemsiyor ki bu rock felsefesine çok aykırı bir tavır. Ancak rock grupları da kaçınılmaz olarak bu furyaya kapıldı. Rock glam rock, metal, vb. türlerle daha da çeşitlendi. 1970'li yıllarda farklı olmanın yarattığı bir gurur vardı, insanlar açık fikirli ve hoşgörülüydü. Ayrıca daha az ticariydiler. Bir daha böyle bir süreç yaşanmayacak. Ama gelecek dönemlerde de çok iyi müzisyenler yetişecek.