@ErkanAktug

Cengiz Bozkurt: 'İyi Biri'nin üstüne atladım, çünkü...

Cengiz Bozkurt: 'İyi Biri'nin üstüne atladım, çünkü...
Cengiz Bozkurt: 'İyi Biri'nin üstüne atladım, çünkü...
Geniş kitlelerin 'Leyla ile Mecnun'un Erdal Bakkal'ı olarak tanıdığı Cengiz Bozkurt, 51. Antalya Altın Portakal'da seyirci jürisi tarafından en iyi film seçilen 'İyi Biri' filmiyle sinemalara konuk oluyor. Ayhan Sonyürek'in yönettiği filmde ilk kez 'iyi biri' olarak seyirci karşısına çıkan Bozkurt'la Altın Portakal'da yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

‘Leyla ile Mecnun’dan başlayalım. Özlüyor musunuz Erdal Bakkal’ı?
Özlüyorum, daha doğrusu özlettiriyorlar insana. Hatırlatıyorlar. Sokakta yürürken hala elinde Erdal Bakkal saati, “Şimdi senin saatini aldım abi, bununla fotoğraf çektirmemiz lazım abi” diyenler, vapurda ellerinde Erdal Bakkal kupası olan insanlar, Twitter’da dönen Erdal Bakkal replikleri… Sağ olsun seyircimiz unutmamıza izin vermiyor Erdal Bakkal’ı. Bir şekilde bir geri dönüş yapmamız lazım diye düşündüğüm de oluyor. ‘Leyla ile Mecnun’un filmi zaten olur da hani Erdal Bakkal üzerine bile bir film yapılabilir. Diğer taraftan her işte bir hayır vardır diyelim, belki de üçüncü sezonun sonunda bitmemiz iyi de olmuş olabilir. Tabi kendimiz bitirmiş olsaydık daha iyi olurdu ama böyle gittik, daha şanlı gittik, boşver, namımız yürüdü. (Gülüyor)

Takip edilmesi çok zor bir oyuncusunuz. ‘L&M’den sonra ‘Ben de Özledim’, ‘Sevdaluk’, ‘Aramızda Kalsın’ dizileri, ‘Eyvah Eyvah 3’, Cem Yılmaz’ın ‘Pek Yakında’, Burak Aksak’ın ‘Bana Masal Anlatma’ ve Altın Portakal’da yarışan ‘İyi Biri’ gibi filmler. İşkolik misiniz?
Var galiba. Geçenlerde konuşuyorduk menajerim Yasemin Özbudun’la. “Farkında mısınız, boş kalınca sanki kötü bir şey olmuş gibi hissediyorsunuz ve sürekli çalışmak istiyorsunuz” dedi. Bu aslında senin söylediğin işkoliklik kategorisine giriyor. Uzun yıllar yurtdışında yaşadım ve ajandayla geldim Türkiye ’ye. Elimizde ajanda, randevularımız saatine kadar belli. Hatta tiyatro, set, günlerimiz o kadar doluydu ki arada başka bir şey çıktığında “Bunu da öğle tatili arasında konuşalım mı?” diye öğle tatiline bile aldığımız oluyordu. Böyle bir düzenden geldiğim için, ajandada boş sayfalar görmek beni çok rahatsız ediyor. Gerçi bizim toplum yapımıza uymadığı için ajandayı çoktan attım!

Reddettiğiniz işler de çok oluyor mu?
Çook. Aslında ben çok çalışıyorum diye eleştiriliyorum. Biraz geri dur, yüzünü bu kadar eskitme diyen meslektaşlarım var. Bu sezon üç film var. Bunlar gelen işlerin neredeyse 10’da biri diyebilirim. Çok büyük bölümüne hayır demek zorunda kaldık zamansızlıktan.


FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN
Ayhan Sonyürek’le 2006’da ‘Unutulmayanlar’da çalıştınız. 51. Altın Portakal’da seyirci oylarıyla en iyi film seçilen ‘İyi Biri’in senaryosunu da sizi düşünerek yazmış.

Ayhan’la hem arkadaşlık hem de iş arkadaşlığı ilişkimiz var. Birbirimizi iyi tanıyoruz, iyi tanıdığımız için de güveniyoruz. O benim oyunumu biliyor, ben onun senaristliğini, yönetmenliğini. Hatta Ayhan, Mahinur Ergun’la birlikte beni tiyatroda izleyip “Bundan sonra yaptığımız işlere seni çağıracağız” diyen ve bunu da yapan insanlar. ‘Unutulamayanlar’da oynadım, onu batırdık. (Gülüyor) Onun geri dönüş projesi ‘İyi Biri’nde oynamak hem benim arkadaşlık görevimdi hem de çok zevk alarak çalışabileceğim bir işti. Bir de yol filmi zaten hep çekmek istemişimdir. Yol filmi bence her oyuncunun hayatının bir döneminde mutlaka yapması gereken bir şey. Böyle bir fırsat varken kaçıramazdım. Çok kısa bir zamanda 24 gün içinde, temmuz sıcağında Antalya ve Mersin bölgesinde çektik. Temmuz sıcağında çekilmesi benim yüzümdendi, arkadaşlarımdan çok özür diliyorum, çok eziyet çektiler. (Gülüyor) Sonuç hiç de kötü olmadı bu kadar kısa sürede.

Mızrap iyi de çevresi kötü!


Daha ziyade sürekli bir hinlik düşünen karakterler uygun görülüyor size. Bu üstüme yapıştı diye bir tedirginlik yaşıyor musunuz?

Hayır. Aslında seviyorum öyle karakterleri oynamayı. Çünkü bunun insan doğasına daha yakın olduğunu düşünüyorum. Tersi sanki rol yaparmış gibi oluyor. Sürekli iyi insan pozlarında dolaşmak, bilmiyorum yani… Hamaset bir şekilde vardır, insana dair şeyler bunlar. Zaten yüzyıllardan beri süzülüp günümüze kadar gelen bütün büyük eserlerde, Shakespeare’yen oyunların hepsinde vardır bu. Kötülük üzerinden gider. Çünkü çok insana dairdir. İnsan da zaten kötülük karşısından kendisinin sınanmasını izlemeyi sever. Tiyatro ve sinemada çok temel bir şey bu…

Fakat ‘İyi Biri’nde iyi birini oynuyorsunuz…
Biraz da ters köşe yapalım dedik. (Gülüyor) Bu kadar kötüyü oynayınca bir tane de iyi biri oynayalım dedik. Öyle bir şey oldu ki, hep mi bundan oynayacaksın, iyiyi sanki oynayamayacaksın gibi bir izlenim oluştu. İyi birisini de oynayabileceğimi kanıtlamak için ‘İyi Biri’ filminin üstüne atlamış olduk.


İyi birini oynamak daha mı zor?

Çok zorlandım, sekiz ay iyilerle yaşadım bir kampta, çok sıkıldım! (Gülme krizine giriyor) Şaka bir tarafa, kızımın annesi, yani eski eşim Kanada’ya gitmiş. “Kanada’da herkes çok iyiydi, çok sıkıldım, olmaz böyle bir şey” diyor. (Gülüyor) Kızım da gülüyor, diyor ki “Annem biliyorsun tartışmadan, itiş kakış yaşamadan duramaz. Kimse onun suyuna gitmediği için yine iyi davrandıkları için annem delirdi, çok sıkıldı. Herkes bu kadar iyi nasıl olabilir diye.” Montreal’de mi yaşamak istersin, İstanbul’da mı dersen ben hâlâ İstanbul diyenlerdenim. Bizim yapımıza bu kaotik ortam, bu itiş kakış, koşturmaca daha uygun galiba. Fazla iyilik ve sıkıcı derecede disiplin bizim yapımıza uymayan bir şey diye düşünüyorum. Ben de sıkılırdım yani? (Gülüyor)

İyi birini oynarken sıkıldınız mı yani?
(Gülerek) en çok sevdiğim sahne, iyi birinin isyan ettiği ve posta koyduğu sahneydi, onu söyleyeyim. İyi birinin “Ben kötü biriyim” dediği sahne. (Gülüyor)

Cem Yılmaz’ın setinden çıkıp hiç ara vermeden ‘İyi Biri’ne dahil oldunuz. Ortada bir hazırlık süreci de yoktu. Ciddi bir şive meselesi vardı, çabucak nasıl hallettiniz?
Sağ olsun bizim bir şive danışmanımız vardı. Kendisi Antakyalı, Hacettepe Konservatuar mezunu… Her sahnede başından sonuna bize destek oldu. Onun söylediğini yaptım. Samandağ aksanı aslında insanların çok da alışık olmadıkları bir aksan… İlk duyduklarında böyle aksan mı olur diye bocalıyorlar. Kıbrıs aksanına benziyor biraz. Kıbrıs’ta çok Antakyalı varmış. Soru ekleri yok, mı’lar, mu’lar… Ben de ilk duyduğumda bu kadar çok melodi olur mu diye şaşırmıştım. Ama oraya gittiğimde insanların öyle konuştuğunu gördüm. (Samandağ aksanıyla) Napııyorsuuunn, yok bir şeyyy, yok bir şeyyy… Türkçe düzgün konuşuluyor ama çok melodili… Çünkü ikinci dil orada Türkçe. Aksan biraz zorladı açıkçası. Bu yıl Hemşin aksanından çıkıp Samandağ’a, oradan da ‘Aramızda Kalsın’da Antep aksanına… Devreler yandı. (Gülüyor) Buradan yönetmen arkadaşlara yalvarıyorum, aksansız iş yapmak istiyorum artık. Valla yandı kafa. (Gülüyor)