Cesaria Evora'nın hemşerisi Carmen

Cesaria Evora'nın hemşerisi Carmen
Cesaria Evora'nın hemşerisi Carmen

Albüm kayıtlarının Londra Toronto, Paris, New York gibi kentlerde mobil stüdyolarda yapıldığını belirten Carmen Souza, ?Bu muazzam bir deneyimdi? diyor.

Cape Verde'li bir ailenin kızı olan Carmen Souza, memleket şarkıları dinleyerek büyümüş ve Ella Fitzgerald, Nina Simone, Billie Holiday gibi efsanelerin yoluna girmeye karar vermiş. Ortaya çıkardığı müthiş birleşimi, 23 Mart'ta CRR'de seslendirecek
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

İSTANBUL - Çağdaş caz ve Afro-Latin ritimlerini keskin sözlerle buluşturan Carmen Souza yeni albümü ‘Protegid’ (Korunan) dolayısıyla 23 Mart’ta CRR’de konser verecek. Cape Verde’li bir ailenin kızı olarak 1981’de Lizbon’da doğan sanatçı profesyonel olarak şarkı söylemeye 17 yaşında bir Lusophone Gospel korosunda başladı. O dönemden  itibaren kendisine ait üç albüm yayınlayan Carmen Souza bir yandan da besteci, söz yazarı ve şarkıcı kimlikleriyle çeşitli proje albümlerde yer aldı. ‘Protegid’in rüzgarı ile kendisine uzun turne yolları görünen Carmen Souza’ya İstanbul konseri öncesindeki arada derede biz de birkaç soru sorduk.

Hayattaki misyonunuzun müzik olduğunu söylüyorsunuz. Bir insan böyle iddialı bir yargıya nasıl varabilir ki?
Müziğin ne kadar evrensel olduğunu fark edip tek bir kelime anlamadan bile bu yolla beni dinleyen herkese temas edebildiğimi gördüğümde böyle olduğuna hükmettim. Evet konserlerde hangi parçada ne söylediğimi tek tek açıklıyorum zaten ancak insanın mesajını bu şekilde aktarabildiğini hissetmesi daha güzel bir duygu. Ayrıca yeteneğimin Tanrı tarafından bahşedildiğini ve benim de ona olan sorumluluğumu yerine getirmem gerektiğini düşününce müzikle insanların hayatında bir şeyleri değiştirebileceğime inandım.

Cape Verde dünya müziği adına önemli bir kaynağı temsil ediyor.  Bu kaynağın ve diva Cesaria Evora’nın müziğinizde ne gibi etkileri olduğunu düşünüyosunuz?
Cape Verde müzikleri dinleyerek büyüdüm ben, yaşamımın bir parçası bu. Çünkü ebeveynlerim bu kültüre ait. Dolayısıyla ben de bu kültürle, dille, Creole adı verilen müzik geleneğiyle sarmalandım daima. Orada doğmamış olsam bile Cape Verde ile olan bağlarımı her zaman hissettim. Cesaria Evora’ya gelince, evet bu ülkenin en büyük sanatçılarından biri o. Söyleyişindeki doğallıkla bizleri her zaman etkilmiş olmasının yanında tarihiyle de onu çok sevdim.

Evet ama müziğinize Theo Pas’cal, Ella Fitzgerald, Horace Silver, Luis Morais, Bill Evans, Nina Simone, Billie Holiday gibi isimleri referans gösteriyorsunuz. Bu durumda sizin bunların bir karması olduğunuzu söylesem?
Evet, bunu söylemek mümkün. Çünkü hepsi gündelik hayatımın en ortasındaki müzisyenler. Hepsini her gün dinliyorum, gerçekten. Öncelikli etkilendiğim elbette ki Theo Pas’cal çünkü o bana müzik, kompozisyon ve enstrümanlar adına çok şey öğretti. Onunla tanışmadan önce de bahsettiğiniz diğer isimleri dinliyordum fakat müziklerinin nasıl okunması gerektiğini hep Theo sayesinde öğrendim. Örneğin Ella Fitzgerald’ı, sesini enstrüman gibi kullanabiliyor olmasından ve sesinde hep yeni bir şeyler keşfedebilmekten ötürü çok seviyorum.

Peki sizin müziğinizi başkalarının etkilerinden bağımsız ele aldığımızda nasıl tarif etmeliyiz?
Yeni bir sound arayışı olduğunu söyleyebilirim. Tanımlanabilir gibi değil ve aslında benim müziğimi bana ait kılan şey verdiğim mesaj, yani sadece usta müzisyenlerle değil gündelik hayat deneyimleri ve günlük konularla da şekilleniyor bu müzik.

O halde bir müzisyenin siyasi bir tavrı olması gerektiğine de inanıyorsunuz.
Bence bir müzisyen kendisi için doğru ve doğal olanı yapmalı. Gayet uygulanabilir örnekler üstünden insanların neden bahsettiğimi anlayabildiğini görüyorum. Siyasi davalarla fark yaratan müzisyenler olduğunu biliyoruz. James Brown ve Nina Simone gibi ırkçılık karşıtı isimlerin siyahi topluluk için neler ifade ettiğini de. Bunların kolay işler olmadığı kesin ancak mesela çocukların korunması ve eğitimine yönelik her türlü sosyal adımı atmayı ben çoktandır göze aldım. Hatta bu albümde Mara Marga isimli bir parçam var. Dünyadaki milyonlarca benzeri gibi, babası tarafından döverek öldürülen küçük kızı anlatıyor. Çocuklar masum, gerçek, korunmasız ve ne yazık ki büyüklere muhtaç. Onların bizlerden daha iyi insanlar olmaları için elimizden geleni yapmazsak gelecek için umutlanacak çok bir şey kalmayacak.

Yeri gelmişken biraz da son albümünüz ‘Protegid’den söz edelim. Ne kadarlık bir süreci kapsayan ve yola çıkış amaçlarınızı ne derece karşılayan bir iş oldu?
Bir parçanın nasıl olması gerektiğini kesinlikle planlayamıyoruz, doğal olarak gelişiyor fakat ‘Protegid’ üstünde yaklaşık altı ay çalışarak parçaların ilk olarak vokal-bas ardından piyano-vurmalılar zeminine göre düzenlenemesini öngören besteler yaptık. Londra’daki kayıtlara Toronto, Lisbon, Paris, New York gibi kentlerde mobil stüdyolarda devam ettik. Çünkü turnedeydik. Muazzam bir deneyimdi, acayip sessiz ve ilham verici çevrelerde, sabit bir stüdyo ortamına bağlı kalmaksızın kayıt ve miksleri tamamlamak... Sonuç olarak birbirinden değerli müzisyenlerle bu süreci geride bırakmaktan ötürü gurur duyuyorum.
Carmen Souza 23 Mart Salı 20.00’de CRR Konser Salonu’nda. Biletler 40-36 lira.