Ceylan Cannes'da konuştu

Ceylan Cannes'da konuştu
Ceylan Cannes'da konuştu
Cannes'da dünya basınının karşısına çıkan Nuri Bilge Ceylan, "Kış Uykusu'nda Türkiye'nin şu andaki siyasi duruma bir gönderme yok, çünkü filme üç yıl önce başladık. Sinemacının gündemi kovalamsı hem zor hem de şart değil. Sinemanın gazetecilik yapmasına gerek yok" dedi.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR / Arşivi

CANNES- ‘Kış Uykusu’, dün 67. Cannes Film Festivali’nde dünya medyasıyla buluştu ve basın toplantısına yönetmen Nuri Bilge Ceylan, senaryoyu birlikte yazdığı Ebru Ceylan, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki, yapımcı Zeynep Özbatur ve Fransız ortak yapımcı Alexandre Mallet-Guy, başrol oyuncuları Haluk Bilginer, Demet Akbağ ve Melisa Sözen katıldılar. Filmin çıkış noktasını soran bir gazeteciye “Filmin çıkış noktası jemerikte de yazdığı gibi Çehov’un birkaç kısa öyküsüdür ve hatta Çehov’dan doğrudan diyaloglar da var ama sonuçta Ebru ile birlikte yazdık ve çekime başlamadan diyaloglara çok bağlı kaldık. Biraz doğaçlama da yaptık” dedi.
Eski filmlerine oranla ‘Kış Uykusu’nun konuşluğuna dair ise “Aslında ben diyalogları çok severim. ‘Kasaba’da ilk olarak senaryoda çok diyalog vardı ancak sesli çekim sorunları yüzünden doğrusu beceremedim ve bu nedenle sonrakilerde bundan kaçtım” diyerek şaşırttı ve devam etti: “Tiyatroyu da çok severim ama tiyatrodaki edebi dil sinema için çok da tehlikeli olabilir. Örneğin Shakespeare’in ‘mezarcı’ karakteri sinemaya uyarlanabilir mi gibi? Bu nedenle diyalogları sokak diline dönüştürmeye dikkat ettik.”
“Tiyatrodaki gibi prova yaptık, hatta bunları kaydettik. 200 saatlik kayıttan 196 dakikaya ancak indirdik” diyen Haluk Bilginer, 182 sayfalık kalın senaroyu ilk gördüğünde korktuğunu ama okuduktan sonra metne aşık olduğunu söyledi. “İletişimde usta bir insan ve ne istediğini almayı beceren bir usta yönetmen!” sözleriyle Ceylan’a övgüler yağdırdı.
Türkiye ’deki son durumlarla ilgili ekibin ruh halini Demet Akbağ, “Buruk bir sevinç yaşıyoruz. Bir yandan yüreğimiz kan ağlıor diğer taraftan burada filmimizi tanıtmamızın mutluluğunu yaşıyoruz” sözleriyle anlattı. Ceylan da “Tüm duyguları aynı anda yaşıyoruz. Olaylar biz buraya gelirken başladı Sevincimiz kursağımızda kalıyor” diyerek tamamladı.
Nuri Bilge Ceylan, filmdeki politik bulduğunu söyleyen bir gazeteciye “Şu andaki siyasi duruma bir gönderme yok, olmaz da çünkü biz filme üç yıl önce başladık. Sinemacının gündemi kovalamsı hem zor hem de şart değil. Sinemanın gazetecilik yapmasına gerek yok. Sanatçının görevi kendi geldiği kültüre başka bir bakış açısı getirebilmektir. Zayıf taraflarımızla yüzleşmek gerek ki bu bizim kültürümüzde yaygın değildir. Kültürün onur, gurur, utanma eşiklerini aşma kaygısı gütmeden topluma hizmet etmesi gerekir. Özellikle kendi zayıf taraflarımızla yüzleşmek için sosyal reflekslerle değil insan anlamaya çalışarak film yapmak bana daha anlamlı geliyor” dedi.
“Hayatta insan her yerde aynıdır. Yaşamla ilgili ikircikli filmleri seviyorum, her şeyi çözüme ulaştıran değil, muhtelif duyguları gösteren, ucunu açık bırakan filmler bana göredir” diyen Ceylan, filminde umut var mı diye soran bir gazeteciyi ise “Filmlerime özel olarak umut koymayı sevmiyorum. Hayatta ne kadar varsa filmlerde de o kadar umut olmalı. Filmlerimde karamsar olma hakkımı kullanıyorum” diye yanıtladı.