Ceylan Ertem: Yıldız Tilbe bir gün beni aradı...

Ceylan Ertem: Yıldız Tilbe bir gün beni aradı...
Ceylan Ertem: Yıldız Tilbe bir gün beni aradı...
Ceylan Ertem üçüncü albümü 'Amansız Gücenik' ile yeniden ortalarda boy göstermeye başladı. Bu kez daha arabeske yakın, bu kez daha damardan. Söylediğine göre bu albüm bir anlamda Beyoğlu'nun pavyonlarında şarkı söyleyen kadınlara bir saygı duruşu. Ceylan Ertem ile buluşup yeni albümü 'Amansız Gücenik'i konuştuk...
Haber: Muhsin TOPYILDIZ - mahfuznecip@gmail.com / Arşivi

‘Amansız Gücenik’ üçüncü albümünüz. Klasik bir soruyla başlayayım. Nasıl ortaya çıktı bu albüm?
‘Ütopyalar Güzeldir’ albümünü kaydettiğim andan itibaren bir şeyler karalıyordum. Geçtiğimiz yıl biraz yalnız bir dönem geçirdim. O yalnız dönemde arkadaşlarım sürekli mail kutuma sözlerini ve bestelerini gönderdiler. O yüzden biraz kolektif bir çalışmayla hazırlandı bu albüm. Cenk Erdoğan, Can Güngör, Umut Çetin ve Baran Göksu ‘Amansız Gücenik’in beyin takımı. Geçtiğimiz Mayıs’ta düzenlemelere başladık. Temmuz’da Çeşme ve İstanbul ’da kayıtları gerçekleştirdik. Kapak için Aytekin Yalçın ve Burcu Ürgüt’ün kapısını çaldım. Şahane insanları hayatında tutmanın kaymağını yedim bu albümde.

Genelde kendi şarkılarını söyleyen biri olarak başkalarının şarkılarının bulunduğu bir albüm hazırladın. Nasılmış? Hoşuna gitti mi?
Aslında herkes beni iyi tanıdığı için bana uygun şarkılar hazırladı. Örneğin, Elif Çağlar’ın işlerine bakarsanız ‘Gideni Tutma’ya benzer bir şeyler karşılaşmazsınız. Mabel Matiz için de geçerli bu durum. ‘Ceylan bunu hissederek söyler’ deyip yolladılar şarkıları. Yıldız Tilbe’nin ‘Kahroloji’si bile diğer sanatçılara verdiği şarkılara hiç benzemiyordu. Bu yüzden çok rahat ettim. Şarkılar benim elimden çıkmış gibiydi adeta. Şarkıları aileme dinlettim, ‘Hayır Ceylan bunları sen yazmışsın’ dediler.

İyi paslaşıldı yani...
İyi paslaşmışız ama bu kesinlikle planlanan bir şey değildi. Tamamen hisler üzerinden ilerledi.

Kendi şarkılarını söylediğinde albümü bir bakıma kendin inşa ediyorsun. Başkalarının şarkılarını söylerken durum değişiyor mu? ‘Amansız Gücenik’e sen ne kattın?
Her şeyden önce bu şarkıları ben okumasam böyle şarkılar olmayacaktı. Zira ortada bir sipariş durumu yok. Bu şarkılar ben söyleyeyim diye yazıldı. Bunun dışında doğru insanları bir araya getirme noktasında rol almış olabilirim bu albümü hazırlarken.

Albümde Yıldız Tilbe’nin parmağı da var... Hem bir şarkısını coverlamışsın, hem de sana ‘Kahroloji’yi vermiş...
Yıldız Tilbe’nin hayatımda Yıldız Abla haline dönüşmesi benim için çok önemli bir durumdu. Bir gün beni aradı. ‘Ceylan ben seni çok sevdim. Sana bir hediye vermek istiyorum. Sana bir şarkı göndereceğim birazdan’ dedi. Havalara uçtum sevinçten. Daha sonra yüzyüze de tanıştık. Şimdi iki parçayı da paylaşıyor Twitter’da. Yıldız Tilbe benim için hep çok önemli bir karakterdi. İstediği gibi yaşaması, çok iyi bir şair oluşu, ne yapmak istiyorsa onu yapması, ‘Daha sonra ne olur’u düşünmeden yaşayan bir kadın olması beni hep çok etkilemişti. Nihayetinde hayallerimden biri gerçek oldu.

‘Hırpalandı Mayıs’ta Gezi’den ve kaybettiğimiz insanlardan bahsediyorsun...
Adından da belli olduğu üzere hepimizin hırpalandığı Mayıs direnişinden bahsediyor şarkı. Ana fikri hayal kırıklığına uğramış ve güzel kardeşlerimizi kaybetmiş olmamıza rağmen bir taraftan da hayallerimizi gerçekleştirebilmiş olmamızdı. Tek sıkıntı polislerin bizimle aynı düşünmemesiydi. Bu mevzuyla ilgili şarj olmuştum. Bu şarkıyı yazmadan deşarj olamayacaktım. ‘Hayal kırıklığı yaşadık ama kahkaha atarak karşımızdakini yorabiliriz’ demeye çalışıyorum. 



Albümde bir de TSM şarkısı söylüyorsun. ‘Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun’u okumak fikri nasıl ortaya çıktı? Albümü Çeşme’de kaydederken her gece verandada elimize gitar alıp şarkılar söyledik. Can Güngör hep ‘Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun’ çalıyordu. Şahane de bir düzenleme yapmıştı. Çok istemiştim albüme koymayı. Tek seferde bir gitar bir de ben kaydettik şarkıyı.

Günlük yaşantındaki eğlenceli görüntüne pek benzemiyor albümdeki kadın. Diğer albümlerine oranla daha karanlık bir albüm mü bu?
‘Ceylan Ertem’i kim üzdüyse onlara gününü göstermek istiyorum’ diye bir twit gördüm geçenlerde. (Gülüyor) Ortada bir arabesk fikri vardı. Geçen yıl çok fazla geçmişe döndüm. Beyoğlu’nun pavyonlarındaki şarkıcılarla röportaj yapmıştım zamanında. O kadınların hayatını az çok biliyorum ve onlara bir saygı duruşu niteliğinde bir şeyler yapmak istedim. ‘Bile İsteye’deki kadın elbette ben değilim ama bu kafaları seviyorum. Bu albüme kadar bir aşk şarkım olmamıştı bile. Varsa bile çok şifreli anlatıyordum. Bu albümde arabesk yanımızı deşmek istedim. O yüzden her şeyi direkt halde anlattım. Aslında ‘Amansız Gücenik’ son iki yılımın nasıl geçtiğinin bir resmi.

Bu arabesk damarı geçmişten mi geliyor?
Bizim evde kimse Beatles filan dinlemezdi. (Gülüyor) Çok kalabalık bir evde büyüdüm. Evdeki kadınlar Türkan Şoray gibi yürüyen, Sezen Aksu gibi konuşan, Bergen’in kocasına küfürler eden kadınlardı. Elbette ki bunların izleri vardır bende. Babam Müslüm Gürses’i çok dinlerdi. Şimdiye kadar albümlerimdeki hiçbir parçayı dinlemez ve sevmezdi bizim sülale. Ama şu an ‘Bile İsteye’ babamın telefon melodisi. (Gülüyor)

Bir başkasının seni müzikle ilgili sınıflandırmalara sokmasından pek hoşlanmadığını söylüyorsun her yerde. Peki kendini müzik dünyasında nereye koyuyorsun?
Onu ben söylemeyeyim. Müzik yazarları ne yapıyor bu memlekette? (Gülüyor) Bir gün rock müzisyeni diyorlar bir gün caz şarkıcısı. Ben hangi kategoriye girdiğimi bilmiyorum. İlk albümüm caz ve akrabası müziklere yakındı. İkincisi pop ve rock aralığında dolaşıyordu. Bu albümde arabesk hakim ama belki biraz caz da bulunabilir içinde. Aslında bu füzyon durumu bizi başka bir türe oturtabilir. Sadece ben değil dinlediğim birçok müzik grubunu bir türe oturtamıyorum.

Bu süregelen değişimin içinde olmaktan memnun musun?
Seviyorum tabii ki. Ortaçgil gibi tutarlı müzisyenleri de çok seviyorum aslında. Ama bir taraftan yeni şeylerin peşinde koşan, hikayesini başka türlü de anlatmayı denemeye çalışan müzisyenlere saygı duyuyorum. Tutarsızlığımın tutarlı tarafım olması hoşuma gidiyor. 



Senden ve belki sayılabilecek birkaç müzisyenden daha müzik piyasasında kol gezen slogan şarkıların aksine daha şiirsel şarkılar dinliyoruz. Şiiri müziğin neresine koyuyorsun? Müzisyenlerden çok şairlerden etkilendiğimi her yerde söylüyorum. Şarkı sözleri benim için çok önemlidir. Müzikle birlikte birbirlerini taşırlar. Bizim evde Ferhangi Şeyler kaseti çok dinlenirdi. Ferhan Şensoy ‘Ben müzisyenlerin sorunlarını anlamıyorum’ diye başlayıp bir hikaye anlatıyordu. Çarşamba’da bir ozan Yeşilırmak’a ayaklarını uzatıp ‘Bu Çarşamba’yı alsa alsa sel alır’ diye düşünüp türküsünü yazıyor ama radyolarda çalmıyor. Gerçekten insanlar ölüyor ama türkü söylenmiyor. Ben oradayım aslında. Bir yiğit solcu olduğu için vuruluyor da Dom Dom Kurşunu yazılıyor. Sen diskoda dingilde diye değil. Yaşanmışlıklar müzikleri çok daha kuvvetli hale getiriyor. Bülent Ortaçgil’i, Mazhar Alanson’u, Sezen Aksu’yu bu yüzden sevmiyor muyuz? Onların öncülleri büyük ozanlarımız var. Onun dışında şairlerimiz var. İkinci Yeni’den çok etkileniyorum.