Cezaevleri 'yüzleşme müzesi' olsun

Cezaevleri 'yüzleşme müzesi' olsun
Cezaevleri 'yüzleşme müzesi' olsun

Bayrampaşa Cezaevi, Tiyatro Festivali sırasında bir oyunu ağırladı (solda). Diyarbakır ın ise yıkılması gündemde.

Sinop, Diyarbakır, Bayrampaşa cezaevleri belli ki birer butik otel olacakları günü bekliyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti de Franco'nun zindanlarını sivil topluma devreden İspanya gibi davranmalı. Bu yapılar gerçeğin üzerini örtmeye değil tam tersine hizmet edip birer 'yüzleşme ve itiraf' müzesi olsun
Haber: BERAL MADRA / Arşivi

Kentsel yenileme süreçlerinde boşaltılmış cezaevleri, ordu karargâhları veya benzeri, topluma acı çektirmiş ‘kurşun-bellekli’ yapılar ve kurumlarla kültür arasındaki ilişki nedir?  Neden bunların kültür tesisine/müzeye dönüştürülmesi sorun olur? Ya da bu binalar neden bu kadar kolay siyasal malzeme olur? Bu binalarda cefa çekmiş insanların bir hakkı var mıdır? Demokratikleşme yolunda kararlı olan ülkelerde 20. yüz yılın kanlı diktatörlerine hizmet etmiş birçok cezaevi dönüştürülmekte ya da beklemede,  o ülkenin ne kadar demokratikleştiğinin göstergesi olarak...
İlginç bir liste sunuyorum size: Geçmişiyle hesaplaşmasını bilen İspanya’da Franco döneminde ‘hizmet veren’ Los Merinales (Seville), San Marcos (Leon), Extremadura Castuera ve Miranda de Ebro temerküz kampları sivil örgütlere teslim edilmiş ve birer bellek anıtına dönüştürülmüş.
Goli Otok, Kuzey Adriyatik’te bir ada. 1948 - 1989 arasında bu ada Yugoslavya’nın en karanlık siyasal cezaevi ve kürek cezası (zorunlu çalıştırma) unvanına sahip. Komşu St. Grgur adası da kadın mahkûmlara tahsis edilmiş.  1989’da burası hızla terk edilmiş, bütün belgeler ve bellek oluşturan ne varsa yok edilmiş ve ada ıssızlaşmış, ama son dönemde bazı uluslararası tiyatro ve gösteri etkinlikleri için kullanılmış. Bu arada bir avcı grubu adayı av sahasına dönüştürmek istemiş. Hırvatistan sahillerinin turizme açılmasıyla birlikte Rijeka’lı girişimci bir grup ada için bir proje üretiyor ve adanın turizm potansiyelini kültür ve sanatla karıştırarak kullanmayı planlıyormuş... Turizm ve kültür burada iki işe yarıyor: Adanın karanlık geçmişini aydınlatmak ama aynı zamanda buradaki insan kıyımına da saygısızlık etmemek...

Cuntanın sürgün adaları
Ege’deki bir çok ada,  Yiaros, Leros, Samothraki ve Kythira, Yunan cuntası döneminde sürgün adası ve cezaevi olarak kullanılmış. İtalyan işgalinde Leros’ta 50.000 kişilik bir askeri karargah ve daha sonra da Partheni cezaevi var. Bu adada 1959’da bir psikiyatri kliniği de kurulmuş. 1980’lerde 4000 hastası olan bir klinik! Bu korkunç klinik 1997’de Avrupa gazetelerinde yayınlanınca hemen boşaltılmış. Bu ada ancak yakın zamanda turizme açılmış.
Aegina adasındaki cezaevi de ünlü; bu Yunanistan’ın ilk valisi tarafından yetimhane olarak kurulmuş daha sonra askeri karargâh ve cezaevi olarak kullanılmış, şimdi Animal Respect adlı grup bu cezaevini köpek ve kedi barınağı olarak kullanıyor. Bu adalar şimdi turizm cenneti olduğu için, kimsenin anımsadığı yok bu karanlık geçmişi...
Slovenya’da Lublijana’nın merkezinde 1911’de kurulmuş bir askeri karargâh var: Metelkova. 12.500 metrekarelik alanı kaplayan bu karargâh 1993’te boşaltılmış. Daha eskiden halk önünde infazlar yapılırmış burada! Buradaki dönüşüm de hiç kolay olmamış: 1990-95 arasında sanatçılar, aydınlar, STK’lar ile devlet ve belediye arasındaki çekişmeler bize hiç yabancı değil. Sanatçılar binaları işgal etmiş; belediye suları, elektrikleri kesmiş... Sanatçılar yılmamışlar ve buradaki etkinlikler sürdürülmüş. 1995’te uyuşma sağlanmış ve burası kültür/ sanat alanı olarak korunuyor! 

Sinop’un koleksiyonu
Görüldüğü gibi bu karanlık geçmişli mekânlar öyle kolay müzeleşmiyor. Bu açıdan Almanya ’yı bir kez daha kutlamak gerekir; bütün temerküz kamplarını müzeleştirebildikleri için...
Kestireceğiniz gibi bu konuya bizim ünlü cezaevlerimizden söz etmek için girdim. Boşaltılmış olanlar ve boşaltılacaklar... Sinop, Diyarbakır , Sultanahmet, Bayrampaşa v.d... Sultanahmet Cezaevi’nin müze olması için büyük savaş verildi, ama sonuç yenilgi! Bugünkü kuşak bu binanın cezaevi olduğunu bilmiyor! Bayrampaşa Cezaevi’ni Rem Dans grubunun etkileyici performansı dolayısıyla gördüm; vahşice tahrip edilmiş. İçindeki cami bile bu vahşetten nasibini almış! Akıbetini bekliyor! Sinop Cezaevi de akıbetini bekliyor. 2006’dan bu yana Sinopale’de bütün sanatçılar bu cezaevinin belleğini diri tutmak için işler ürettiler; böylece çağdaş sanat yapıtlarından oluşmuş bir Sinop Cezaevi sanat koleksiyonu var! Bu koleksiyonun satın alınması ve bu binaya diğer belgelerle birlikte yerleştirilip, Karadeniz Bölgesi’nin en anlamlı kültür merkezi yapılması gerekirken, duyduğuma göre ‘butik otel’ yapılması düşünülüyormuş!
Diyarbakır Cezaevi güncel siyasal çekişme malzemesi... Siyasal irade yıkılacak dedi; sivil toplum ‘müze olsun’ diyor! Bakalım akıbeti ne olacak? Türkiye yüzlerce müzesi ve her türlü belge koleksiyonu olan, ama içerik ve sunum açısından ‘müze özürlü’ bir ülke! Bu ülkede müzeye küresel kapitalizm açısından bakılır ve müze turizm sektörünün müştemilatıdır. 

Bellek ağır geldiğinden
Bu ülkede müzeye bellek ve kültür açısından bakılamıyor, çünkü bu ağır geliyor. Günümüzde müze yüzleşme, gerçeği keşfetme, hesaplaşma, özeleştiri ve itiraf kurumudur. Türkiye müzelerinde bu özellikleri bulmak mümkün değil! Türkiye müzeleri saklama, örtme, gerçekleri saptırma, kitleye masal anlatma kurumları olarak işlev görüyor. Bu nedenle cezaevlerini/askeri karargâhları müzeye dönüştürme işi öyle kolay iş değil! Hele bu, devlet veya yerel yönetim eliyle yapılacaksa, aman yapılmasın!
Bu tür binaların içerikleri ve yönetimi sivil toplumun yetkisi ve sorumluluğunda olmalıdır.
O çok özlediğimiz olgun demokrasiyi bu kurşun-bellekli yapılarda oluşturacağımız yüzleşme ve itiraf müzelerinde bulabiliriz...