Chaplin: Sekizde bir Rumen Çingenesiyim!

Chaplin: Sekizde bir Rumen Çingenesiyim!
Chaplin: Sekizde bir Rumen Çingenesiyim!

Salyangozlar ve İnsanlar , spermlerini satan bir işçinin hik yesini konu alıyor.

Romanya'nın Yeni Dalga akımıyla yaşıt 10. Transilvanya Film Festivali, gerçek olamayacak kadar güzel Cluj şehrine yakışır bir festival. Bu yılın onur ödülünü ise Charlie Chaplin'in kızı Geraldine Chaplin aldı
Haber: ÇİĞDEM ÖZTÜRK / Arşivi

“Çocukluğumda en güzel hediyeleri alıp beni en çok şımartan kişi, amcamın karısı Henriette Yengemdi. Bunun sebebini yengemin Rumen olmasına bağlıyordum. Bir gün babama gidip ‘Biz neden Rumen değiliz’ diye sordum, bana dedi ki, ‘Benim anneannem Rumen Çingenesiydi, yani sekizde bir Rumen sayılırım, bu durumda sen de 16’da bir Rumen kanı taşıyorsun.’ Sonrasında ne zaman bir yerim kesilse, akan kanın içimdeki Rumen kanı olmaması için dua ettim. Dünyada varlığından haberdar olduğum ikinci ülke Romanya benim için cömertlik ve hediyeler anlamına geliyordu.” Romanya’nın Cluj-Napoca kentinde 1-10 Haziran arasında düzenlenen 11. Transilvanya Film Festivali’nde yaşam boyu başarı ödülü alan, Charlie Chaplin’in dört numaralı kızı Geraldine Chaplin, açılış töreninde bu hikâyeyi anlattı. Romanya sinemasının son 10 yılı Geraldine Chaplin’in sözlerini fazlasıyla doğruluyor, bu genç sinema ‘Romanya Yeni Dalgası’ adı altında dünyaya cömertçe bir sürü güzel film hediye etti.
Transilvanya Film Festivali (TIFF), sadece Romanya’daki sinema çevreleri için değil, dünyanın dört bir yanından gelen konuklar için de gözde festivaller arasında yer alıyor. Festivalin düzenlendiği Cluj-Napoca kentinin merkezi, arada neredeyse hiçbir parazite rastlamadığınız güzel eski taş binaları, başınızı kaldırdığınızda ucube gökdelenlerin yırtmadığı gökyüzü manzarası, büyük meydanları, kentin içinde akan nehri, sokak aralarından gözüken yeşil vadileriyle gerçek olamayacak kadar güzel bir şehir. TIFF de her köşesini kullanmayı bildiği bu kente yaraşır güzellikle bir festival.
Kanıtlar sağlam: 10 yıldır kullanılmayan tarihi görkemli Continental Oteli’nde ‘Iron Sky’ filminin gösteriminin ardından filmin müziklerini de yapan Laibach’ın verdiği endüstriyel rock konseri, Unirii Meydanı’nda kurulan dev ekranda yüzlerce kişinin çıt çıkarmadan izlediği filmler, kentin dört bir yanındaki dev festival afişleri ve daha niceleri. Ayrıca Cluj’a Casa TIFF adında kalıcı bir karargâh da kurulmuş. Casa TIFF’in bahçesinde, Siouxsie and the Banshees elemanı Steven Severin’in canlı müzik yönetiminde izlediğimiz Carl Dreyer’in 1932 yapımı sessiz filmi ‘Vampyr’in gösterimi unutulmazdı.
TIFF ve Romanya Yeni Dalgası diye adlandırılan akım aynı yılda, 2001’de doğdu. TIFF aslında bu dalgayla nasıl baş etmesi gerektiğini bilen usta bir sörfçüye benziyor. Başlangıç noktası Cristi Puiu’nin ‘Para Pul’ filmi kabul edilen ve Çavuşesku rejiminin 1989’daki yıkılışının ardından beliren insan manzaralarına odaklanan Romanya Yeni Dalgası, Avrupa’dan ve hatta yeni kıtadan büyük ilgi görüyor. Bu türün içinde birbirinden farklı eğilimlere sahip yönetmenler bulunsa da ortak noktalarından birinin minimalist estetik olduğunu söylemek mümkün. Bu popülaritenin tek sebebi estetik anlayışı değil elbette; yıllar geçse de üstünden, demirperdenin öte yanı, eski rejimden yeni rejime geçişi anlatan hikâyelere aç, hatta muhtaç. Hele bir de Romanya’nın insan ruhunun derinliklerinde gezinen sinema anlayışı hesaba katıldığında Romanya sinemasının bu hızlı yükselişini anlamak işten değil.
Cristi Puiu’nin 2005 tarihli ‘Bay Lazarescu’nun Ölümü’ adlı filmi Romanya Yeni Dalgası’nın diğer başyapıtlarından biri sayılıyor. Ayrıca bu yılki İstanbul Film Festivali’ne gelen Corneliu Porumboiu’nun ‘Bükreş’in Doğusu’ ve ‘Polis; Sıfat’, Radu Muntean’ın ‘Kâğıt Mavi Olacak’, çok erken ayrılan yönetmen Cristian Nemescu’nun ‘California Dreamin’ filmleri de türün kaçmayacak örneklerinden. Bir diğer başyapıt da 2007’de Cannes’da Altın Palmiye alan ‘4 Ay 3 Hafta 2 Gün’, ki bu filmi izlemiş bir uzaylı için bile Türkiye ’deki kürtajı yasaklama girişimi karadeliklerden de kara görünüyordur herhalde.
Bu yılki festivalin katılımcıları ve hatta Cluj ahalisi bile geçen 10 yıla kıyasla yeni Romanya filmlerinden pek memnun olmadıklarını dile getirdiler. Hatta Cluj’lu festival takipçisi gençler Çavuşesku ve Romanya Yeni Dalgası meselesinde biraz yorulduklarını itiraf ettiler. Onlar öyle düşünedursun, Romanya’da ’80 sonu, ’90 başı arasına sıkışmış hikâyeler maden gibi! Aynı zamanda festivalin kurucusu da olan Tudor Giurgiu’nun yeni filmi ‘Salyangozlar ve İnsanlar’ çalıştıkları fabrikanın kapanmaması için yeni rejimin getirdiği imkânlardan medet umarak spermlerini satıp fabrikayı satın almak isteyen işçilerin hikâyesini anlatan hoş bir film. Ayrıca İstanbul Film Festivali’nin de ağırladığı genç yönetmen Adrian Sitaru’nun ‘İyi Niyetler’i, annesinin hastalığı karşısında paranoya krizleri geçiren Alex’in hikâyesinin anlatıldığı, bu yıl Romanya’dan çıkan en iyi yapımlardan biri.
Romanya Yeni Dalgası’nda adı anılan yönetmenlerin neredeyse tamamı erkek olsa da bu yıl TIFF’in en çok ilgi gören animasyon filmlerinden ‘Crulic–Öteki Tarafa Yolculuk’ bir kadın yönetmenin, Anca Damian’ın elinden çıkma. Suçsuz olduğu halde hırsızlıktan hapse atılan ve cezaevinde açlık grevinde ölen Claudiu Crulic’in gerçek yaşamöyküsünü anlatan ‘Crulic’, bu yıl İstanbul Film Festivali’ndeki Sinemada İnsan Hakları yarışmasında mansiyon ödülü almıştı. Bu yıl öne çıkan diğer Rumen yapımları arasında Dan Chişu’nun Romanya’da kolay yoldan zengin olma hayallerini anlatan ‘Gökkuşağının Peşinde’si, Radu Gabrea’nın ‘Noel’e Üç Gün Kala (Elena ve Nikolay Çavuşesku’nun Son Günleri)’ adlı belgeseli ve Bogdan Ilie-Micu’nun yol filmi ‘Hayal Taciri’ yer alıyor.
Romanya sinemasındaki canlılık Romanya Yeni Dalgası adı altında tartışılıyor. Fakat bu adlandırmayı gereksiz bulanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla. İster bir adı olsun ister olmasın, bu kadar iyi hikâye anlatıcısının çıktığı bir memleketten gelecek filmleri izlemek dünyanın geri kalanı için büyük bir zevk.