Christian Bale: Musa'nın hikayesi bugüne ışık tutuyor

Christian Bale: Musa'nın hikayesi bugüne ışık tutuyor
Christian Bale: Musa'nın hikayesi bugüne ışık tutuyor
Christian Bale yeni filmi Exodus: Tanrılar ve Krallar'ı Radikal'e anlattı. Bale hem rolüyle, hem de dine bakışıyla ilgili samimi itiraflarda bulundu.
Haber: AİDA TAİKA O'REILLY / Arşivi

RADİKAL - Radikal’in Hollywood muhabiri Aida Taika O’Reilly, geçtiğimiz hafta vizyona giren Exodus: Tanrılar ve Krallar filminin yıldızı Christian Bale ile konuştu. “Hikayeye baktığınızda Hz. Musa bir özgürlük savaşçısı mı, yoksa bir terörist mi sorusuyla karşılaşıyorsunuz” diyen Bale hem filmdeki rolüyle, hem de dine bakışıyla ilgili samimi itiraflarda bulundu.

Sizin de bu hayatta Musa’nınki gibi dini bir arayışınız var mı? Varsa, bu arayış yıllar içinde değişti mi? 
Evet, kesinlikle. Gençlikte insan her şeyi maksimum şekilde, en uçlarda yapmaya çalışır. Her şeyi riske edersiniz, sınırları zorlarsınız ve sonunda galip gelirsiniz. Hayatın heyecanı da buradadır. Bu heyecan asla sona ermez. Ama artık, hayatımda bana en büyük heyecanı ailem yaşatıyor. Bir ailesi olmayan insanlar, bunun ne kadar inanılmaz, ne kadar uçlarda bir heyecan yarattığını anlayamaz. Benim de şimdi onlarla beraber olmak için bir sebebim var. Hayatımdaki yeni arayış bu ve bu arayış her zaman , sonsuza dek içimde olacak.

Peki çalışmalarınız buna nasıl uyum sağlıyor?
Hep beraber gidiyoruz ve ben herkesi birleştiriyorum. Bunlar çok güzel deneyimler. Beraberce seyahatlere çıkıyoruz, ilginç yerlere gidiyoruz. Beni kostüm giyerken ve komik hareketler yaparken görüyorlar. Hayat bunlarla güzelleşiyor.


Dünyadaki çalkantıları düşününce bu hikayenin nasıl bir önemi var sizce?
Bence hikaye, dünyada yaşananlarla çok alakalı. Bunun tek sebebi, hikayede İbrahimi dinler arasındaki en önemli peygamberlerden birinin anlatılması da değil. Hikayeye baktığınızda Hz. Musa bir özgürlük savaşçısı mı, yoksa bir terörist mi sorusuyla karşılaşıyorsunuz. Tek bir adamın özgürlük savaşı genellikle terörizm olarak adlandırılır ve biz de bunu dünyanın pek çok farklı yerinde görmekteyiz. Olay Mısır İmparatorluğu’nda geçiyor ve imparatorlukla aynı fikirde olmayan, bir şeylerin değişmesini isteyen bir grup insan var. Hz. Musa da ekstrem bir karakter. Hz. Musa, şu an yaşadığımız zamanlara uygun bir karakter değilmiş. Eğer bugünlerde yaşasaydı feci şekilde korkardım. Hatta düşününce, Hz. Musa şu anda bu odaya girseydi, hepimizin hayatları için endişe etmesi gerekirdi. O zamanlar şimdikinden farklıydı ve o da o zamana uygun bir adamdı. Ancak başka insanların inançlarına toleranslı birisi değildi. Düşmanlarına, savaş mahkumlarına hatta kendi halkına karşı kılıcını kullanmaktan çekinmezdi. Müthiş bir adalet duygusu vardı, ama kendi amaçlarına ulaşmak için bir anlamda adaletsiz olmaya da hazırdı. Bu zıtlığı harika bir şekilde bünyesinde birleştirmişti ve inanılmaz derecede karmaşık bir karakterdi. Filmde tüm bunları, insanların kafasını karıştırmaksızın anlatmaya çalıştık. Hikaye sonunda dönüp dolaşıp Ramses ve Hz. Musa arasındaki ilişkiye dayanıyor. Ancak Hz. Musa, insanı kendine hayran bırakan bir karakter. Dünyadaki insanların arzularını da göz önünde bulundurmak zorundasınız. Hikayede önemli bir dini kişilikten bahsediyoruz ve ona bugünün şartlarıyla yaklaşıyoruz. Bazı kişiler onun ciddi şekilde barbar olduğunu düşünüyor, bazıları da barışçıl tarafına odaklanıyor. Bu yüzden de hikaye günümüzle çok fazla alakalı bence. Onun bu denli önemli bir peygamber olmasının bir sebebi var. Kendi içinde bazı zıtlıkları barındırdığı gibi, kanunları da o çıkardı. Aynı zamanda etik anlamda tek tanrıcılığı ilk ondan öğrendik. Ayrıca söylendiği kadarıyla Hz. Musa, Tanrı’yla yüz yüze konuşan tek peygamber. Ancak bugün birisi yanınıza gelip, “Hey dostum beni dinle, bazı sesler duyuyorum ve bazı şeyler görüyorum. Bana bazı şeyler yapmamı söylüyorlar. Sanırım Tanrı ile konuşuyorum” dese, neye inanacaksınız? Tanrı’yla gerçekten konuştuğuna gerçekten inanabilir misiniz?

Mısır ve onun tarihi hakkında ne kadar bilgiliydiniz? Hiç oraya gittiniz mi? Mısır’a, Sahra Çölü’ne ya da Arap Çölü’ne…

Ben küçükken bir keresinde ailecek bir seyahate çıkmıştık. O zaman 6 yaşındaydım ve bu bizim ailece çıktığımız tek tatildi. İsrail’e gitmiştik ve sonra da Sina yarımadasında Bedevilerle çay içtik. Bundan 10-12 yıl evvel ise Mısır’daki Kahire şehrine gitmiştim. Nil kıyısında gezinirken, oradaki anıtları da ziyaret ettim. Nehir boyunca bir aşağı bir yukarı giderek birkaç haftamı orada geçirdim. Böylece ülkeyi biraz tanımış oldum. Ayrıca çocukken, bölgenin mitolojisi de çok ilgimi çekiyordu ve bu konuda pek çok şey okuyordum. Aslında daha çok Yunan mitolojisini okuyordum, ancak Mısır tanrıları ve tanrıçaları konusunda da bilgi sahibiydim. Hz. Musa bölgeye tek tanrılı inanışı getirdi. Mısır’da daha önce de bu tip girişimler olmuştu zaten. Ancak hiçbiri kalıcı olmamıştı. Her seferinde her şey mahvolmuş ve çok tanrılı inanış yeniden egemen olmuş. Ancak Hz. Musa tek tanrılı inanışı yaratmayı başarmış. Fakat bu da kadınlar için pek iyi olmamış, çünkü kadınlar üzerine inşa edilmiş bir inanç sistemi varken, bir anda tek tanrılı inanç sistemi geliyor ve bu kez sistem bir erkek üzerine inşa ediliyor. Bunu fark ettiğimde, “Bu durum hiçbir feminist hareket için iyi olmamıştır herhalde” diye düşünmekten kendimi alamadım.





Pek çok farklı rol oynadınız ve çeşit çeşit kostüm giydiniz. Kendinizi ilk olarak bu rolde izlediğinizde neler hissettiniz ve bunun size ağır geldiğini düşündünüz mü?
Başlarda bunu çok fazla hissettim. Önceleri uzun saçlarım ve uzun sakallarım olması gerektiğini düşünüyorduk. Sonra durup, “Cidden mi?” dedik. Bu anıtsal, ruhsal, dinsel, tarihsel ya da adına her ne derseniz deyin o türdeki yolculuğu tamamen saça mı indirgeyecektik? Bunun geniş kitlelere hitap eden bir yolculuk olması gerekiyordu. Biz de kalkıp saça mı odaklanacaktık? Sonuçta Hz Musa karakterinin kendisine odaklanmaya karar verdik. Tevrat ya da Kur’an’da onun yaşamının ilk yılları hakkında az bilgi vardı. Zaten okuduğunuz her dini yazıda, kendisine ait bir yorum bulunuyordu. Çünkü zaten orijinal dilinde yazılmamıştı. Demek ki bu bir tercüme değil, orada okuduğunuz şeyin bir yorumuydu. Benim üzerimde pek çok farklı görünüş ve kılık denedik. Ardından bazı çekimler yaptık ve fark ettim ki tam bir fanatik gibi görünüyorum ve mantıksız bir görüntü ortaya çıkmış. Ki insanların kendisini takip etmesini isteyen birinde bu özelliklerin zaten bulunması gerekir. Kızıl Deniz’i geçerken tüm yaşamsal dürtüleri isyan ediyordu. “Bu delilik, kesinlikle öleceğiz!” diyorlardı ama inanılmaz şekilde tutkulu ve oradan mutlaka geçmelerini söyleyen bir adam vardı. Tüm dürtülerini ve inançlarını ona teslim edip, ona güvenerek yola koyuldular. Ve belki de gerçekten öleceklerdi. Ridley ile doğal, ham, coşkulu, birazcık da korkutucu performanslar denemiştik. Sonra da seviyeyi biraz aşağı çeken, daha yumuşak performanslar yapmıştım. Daha insani bir seviyedeki performans, dramatik olana nazaran insanların daha kolay empati kurmasını sağlıyor.

Hz. Musa’yı oynayacağınızı duyunca aileniz nasıl tepki verdi? Sizinle çekimlerin yapıldığı yerlere geldiler mi?
Ailem sürekli beni ziyarete geliyordu. Hatta kızım da filmde kısa bir süre görülüyor. Aslında bunu planlamamıştık ancak bir gün sette takılıyordu ve Ridley kızım için "Mısırlı gibi giydirip bir baksak mı?" diye sordu. Sonuçta kısa bir süre John Turturro’nun yanında göründüğü bir sahne çekildi. Bence bu harika oldu çünkü o sahnede savaştan dönüyordum ve çok rahatsız edici bir olay yaşanmak üzereydi. Ridley o sahneden önce, “Christian’ın kızına bir kıyafet giydirin ve yalnızca arka planda gözüksün” dedi, kızım da “Olur” diye cevap verdi. Aslında aktris olmayı istemiyor, bu konuda bir merakı yok. 9 yaşına geldi. Sahne çekilirken orada duruyordu ve ben de yanımda Joe ile yaklaşıyordum. Bu sahnede savaş yüzünden mahvolmuş ve yorgun düşmüş olmamız gerekiyordu. Hatta sonrasında da psikolojik olarak insanı çökerten bir olay yaşanıyordu. Sonra bir anda kızımı gördüm, kafasında bir peruk vardı ve Firavun’un yanından duruyordu. Bu pek de beklemediğim bir şeydi ve bir anda gülmeye başladım. Çünkü gerçekten inanılmaz şekerdi. Bunu da sahneye adapte etmek istedim ve içimden "Hz. Musa neden gülüyor olabilir, acaba bu kadar komik olan nedir?" diye düşünüyordum. Sonra bir sahne daha çekmemiz gerekti ve kızım, “Olamaz, bir daha mı yapacağız?” deyiverdi. Hemen sıkılmıştı çünkü.

Büyüyünce ne olmak istediğini biliyor mu? 
O yaştayken bunun cevabını bilmesini beklemiyoruz. Ancak müzik ve sanata bir merakı olduğunu biliyorum. Sette çok güzel savaş sahneleri çekilmişti. Kızım bunlara şöyle bir baktı ve “Neyse baba, sonra görüşürüz” deyip gidiverdi.

Geçenlerde bir motosiklet kazası geçirmiş ve elinizi sakatlamıştınız. Dövüş sahnelerinde zorlandınız mı?
Aslında elim iyileşiyordu ancak yine de bana birkaç problem çıkardı. Henüz motor becerilerimi tam olarak kullanamıyorum. Yakından baktığınızda sol kolumun sağ koluma nazaran daha ince olduğunu da görebilirsiniz. Çünkü yaralandıktan sonra kolum iyice zayıfladı.

Böyle bir rol için iç dünyanızda nasıl bir hazırlık yaptınız? Görünüş ve psikolojiyle ilgili konuştunuz, ancak bu tip bir rolde psikolojik hazırlıktan daha fazlasına ihtiyaç olmalı. İş sahneleri çekmeye gelince bildiğiniz her şeyden vazgeçip, sahne ne gerektiriyorsa o şekilde mi davrandınız?

Evet. Ancak bunu her filmde yapmak gerek zaten. Bu bazı filmlerde bu daha fazla göze çarpıyor. Ancak orada kendiniz gibi değil de, büründüğünüz karakter gibi hissetmek zorundasınız. Yaptığınız hareketler, o karakteri temsil etmeli ve bunda utanılacak bir şey de yok. Kendinizi yargılamamanız gerekir. Bu da insanların alışkın olmadığı bir deneyim, çünkü herkes kendisinin ya da kendini nasıl gösterdiğinin farkındadır. Kendinizden arınmalısınız.





Önceki konuya geri dönecek olursak… Hikayenin ruhsal bir mesajı olduğunu ve bu mesajın tüm dinlerden öte olduğunu söylemek mümkün mü?
Hz. Musa, etik tek tanrıcılığı ilk kez icat eden kişiydi. Bir tek Tanrı olduğunu ve o Tanrı’nın sizinle her yere gittiğini söylüyordu. Bu yüzden gidip Tanrı’yı ziyaret etmenize gerek yoktu ve Tanrı hayatınız boyunca yanınızda kalıyordu. Hz. Musa aslında bir isyan başlatmıştı ve bugünlerde o olayları anlamamız oldukça kolay. Bu isyan, kutsal bir savaşın ilk örneğiydi. Yanlışım varsa düzeltin ama o olaydan önce dini bir halk hareketinin olduğunu sanmıyorum. Üstelik, yeni ortaya çıkan bir din var ve farklı inanca mensup bu kişilere karşı savaş açılıyor. Bu şu anda da yaşanan bir şey ancak o olay ilk örnekti. Bu olaya sebep olan da aslında Hz. Musa idi. Vaad edilmiş topraklara ulaşmak ve yeni yasalar yaratmak için uğraştı. Nasıl yaşanacağına dair kurallar koydu ve bu kuralların bazıları şaşılacak şekilde pratikti. Tanrı da muhtemelen iç mimariye yatkındı çünkü ilk çıkan kurallara baktığınızda, sayfalar boyunca renk tercihinden ve mekanların nasıl tasarlanacağından bahsettiğini görüyorsunuz. Neticede Hz. Musa bir örnek oluşturdu. Onun iyi bir rol modeli mi yoksa kötü bir rol modeli olduğuna karar vermek size kalmış. Ancak o, kalbinde Tanrı’nın sesini duyan ve herkesin iyiliği için uğraşan birisiydi. Herkesin iyiliği konusuna, verilen bir takım tavizler de dahil aslında. Çünkü genele faydalı olmaya çalışırken bazen bireylerden taviz vermek gerekebiliyor. Bu noktadan hareket edince harika şeyler elde edilebiliyor aslında. Ama aynı zamanda korkutucu şeyler de olabiliyor. Hz. Musa da işte böyle birisi; bu zıtlıkları bünyesinde rahatça birleştirebilmiş. Ancak bu zıtlıkları yaşarken ve aslında hayatının tamamında da, insan olduğunu unutmuyor. Öte yandan bireysel olarak deneyimlediği şeyler de var: Ölümün kıyısına gelmiş, dağa çıkıp Tanrı’yla buluşmuş, çölde bir arınma yaşamış… Sonrasında İsrailliler de aynı şeyleri deneyimlemiş. Tüm bunlarda şairane bir taraf var ama, içinde büyük miktarda vahşilik de barındırıyor. Mesela o dönemde küçük çocukları öldürmek gibi uygulamalar da varmış. Ama Ramses’i de anlamak mümkün. İlk doğan çocuğu öldürülmüş ve bundan sorumlu olan tek kişi, eskiden onun için kardeş gibi olan Hz. Musa. Bu yüzden neden intikam arayışına girdiğini anlayabiliyorum. Bu olayın ardından ilk doğan bebeklerin tamamı katledilmiş ve bunlar da hep o barbarca dönemin getirdiği şeyler.