'Clint Baba' bu kez olmamış!

'Clint Baba' bu kez olmamış!
'Clint Baba' bu kez olmamış!
Clint Eastwood yönetmenlik serüveninde yaptığı işler bakımından 'vicdanlı' yaklaşımların sahibi. Lakin bu kez gözü kararmış ve Keskin Nişancı'da (American Sniper) adeta 70'ler boyunca 'Dirty Harry' üzerinden kendisine yöneltilen 'faşist' suçlamalarını haklı çıkarır bir çizgiye gelmiş.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - ‘Bilge’ dediğin serinkanlı duruşunu kaybeder mi? Etmez diye biliyordum ama ‘Keskin Nişancı’yı (‘American Sniper’) izledikten sonra Clint Eastwood kişiliğinde “Bilgelik de bir yere kadarmış” dedim. Eastwood benim için büyük bir değerdir; her filminde özel bir ışık, özel bir bakış açısı, özel bir derinlik görürsünüz, bulursunuz. Sadece sinemasal değil, felsefi ve ahlaki açıdan da. Sinemasal geçmişi ve mitleriyle hüzünlü bir hesaplaşma niteliğindeki ‘Unforgiven’ başta olmak üzere size hayata ve onun cilvelerine ilişkin kulak vermeye değer o kadar çok şey anlatır ki, sanki ailenin en büyüğü yaşadığı onca tecrübeyi sinema yoluyla size aktarıyor sanırsınız. Neyse, Eastwood’u ve sinemasını yeniden hatırlatmaya çok da gerek yok, yaptıkları, çektikleri ortada.

Lakin ‘Keskin Nişancı’, aramızdaki bu ‘derin bağlar’ın sorgulanmasına neden olacak bir film olup çıkmış. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan yapım, ‘Donanma komandoları’ndan bir ‘sniper’ın (ismi Chris Kyle), Irak’ta onca insanı öldürürken giderek kendi silah arkadaşları arasında ‘Efsane’ katına yükselmesini anlatırken arada aile değerlerine de göz atıyor. Doğrusu film boyunca şunu düşündüm: Elinizde son model bir silah, gözünüzü dayayıp nişan alıyorsunuz ve sürekli insan öldürüyorsunuz. Öldürdüğünüz de ‘karşı’ taraftan olduğu için ‘katil’liğiniz ‘resmiyet’ kazandığı kadar kutsallaştırılıyor da. Neyse, devletin böyle adamların sırtını sıvazlaması zaten bilinen bir şey, lakin çok da özel bir yetenek gerektirmeyen kanlı bir işte ‘Efsane’ olmak ne demek?

IŞİD BU FILMLERIN IŞINI KOLAYLAŞTIRIYOR!

Eastwood ise benim için yönetmenlik serüveninde yaptığı işler bakımından ‘vicdanlı’ yaklaşımların sahibidir. Lakin bu kez gözü kararmış ve adeta 70’ler boyunca ‘Dirty Harry’ üzerinden kendisine yöneltilen ‘faşist’ suçlamalarını haklı çıkarır bir çizgiye gelmiş. Aslında ‘Keskin Nişancı’yı, ülkesi Amerika’da orta sınıf için uygun bir film haline getiren ve alkış tutulmasına neden olan unsurların başında, özellikle IŞİD’in son eylemleri olduğu kanısındayım. Film, bir anlamda “İşte bu adamlar böyle, herkesi asıp kesiyorlar. Biz, Irak’ta bu gibilere karşı mücadele ettik. Yani onları öldürürken haklıydık” mantığıyla kendine savunma alanı yaratıyor. Yönetmenin, yapım notlarından gördüğümüz kadarıyla filmine yaklaşımı ise şöyle: “Savaşın bir insanda yol açtığı yaraları ve tüm aile üzerinde neden olduğu baskıları gösteriyor…”

‘WESTERN DÜZLEMİ’


Öte yandan Eastwood, Iraklı sniper -ki aslen Suriyeli ve eski olimpiyat şampiyonu- Mustafa karakteriyle meseleyi yine ‘Western düzlemi’ne çekiyor ve hikâyeyi, bir nevi iki düellocu sathında kuruyor. Arada da sürekli Iraklılar, çoluk çocuk demeden öldürülüyor, Amerikan deniz komandolarından da bazıları hayatlarını kaybediyor, ne gam...

İçindeki Tarantino’yu çıkarmış!’

Sonuç? Amerikalı bir eleştirmen filmi beğenmiş ve “Eastwood, içindeki Tarantino’yu ortaya çıkarmış” yorumunda bulunmuş. Beğenmeyenler de şu noktaya dikkat çekmişler: “Eastwood’un filmi seyircinin hiç tarih bilgisi olmamasına dayanıyor... Buna, Amerikalıların kökten dinci İslamcıları destekleyip finanse etmeleri de dahil... Mesela filmde seyirci asla Iraklıların neden Amerikalılara direndiğini de öğrenmiyor.”

‘KAHRAMAN ASKERLER’, ‘HURT LOCKER’DA KOTASINI DOLDURMUŞTU

Bu arada ‘Su testisi su yolunda kırılır’ misali hayata veda eden öykünün kahramanı Chris Kyle’ı canlandıran Bradley Cooper’ın ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında Oscar’a aday olduğunu hatırlatalım. Film, toplam altı dalda Oscar yarışına katılıyor. Aslında Akademi Irak’ta görev yapmış ‘Yiğit Amerikalılar’ı (!) ‘The Hurt Locker’da kutsamıştı. Keza filmin yönetmeni Kathryn Bigelow, Oscar’ı aldıktan sonra yaptığı konuşmada “Bu ödülü Ortadoğu ’da savaşan kahraman askerlerimize adıyorum” demişti. Dolayısıyla ‘Keskin Nişancı’nın özellikle ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ gibi ana dallarda pek de iddialı olduğu kanısında değilim…
Son olarak şu noktanın altını çizmek isteri: Hani Eastwood’un o güzelim filmlerinden ‘A Perfect World’ün finalinde, amirinin emrini beklemeden Butch Haynes’i (Kevin Costner) vuran ve minik Phillip’i (TJ Lowtner) gözyaşlarına boğan bir ‘Sniper’ı vardı ya, benim nazarımda Chris Kyle’ın ondan hiçbir farkı yok…
**
Keskin Nişancı
Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Bradley Cooper, Sienna Miller, Kylee Gallner, Sammy Sheik, Mido Hamada
ABD yapımı