Çok satmanın mantığı

Dünyanın neresinde olursa olsun çok satan kitapların ortak bir özelliği var. Bu kitaplar, büyük çoğunlukla roman.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

İSTANBUL - Dünyanın neresinde olursa olsun çok satan kitapların ortak bir özelliği var. Bu kitaplar, büyük çoğunlukla roman. Hangi türde olursa olsun (tarih, aşk, bilimkurgu, polisiye, korku) tümü bir başka noktada daha kesişiyor; duygusallık. Biraz daha derinleştirerek buna 'romantisizm' demek de mümkün. Kısacası, romantik romanlar bunlar.
19. yüzyıl 'tefrika' geleneğinin bir armağanı bize bu tür romancılık. Ama buradaki romantisizm kavramını gene 19. yüzyılın ürettiği önemli kavramlardan birisi
olan romantisizmle karıştırmamak gerekir. O olgu akla gelebilecek hemen bütün toplumsal, kültürel, siyasal oluşumları hazırlayan en önemli 'açar'dı.
Bununla birlikte, uzantıları itibarıyla romantisizmin çok da 'hayırlı' sonuçlar doğurduğunu söylemek güç. Her şey bir yana ulus-devlet kavramı da, milliyetçilik de, oryantalizm de o sürecin bize armağanı oldu. Bu yanıyla romantisizm bir yandan en üst düzeyde seçkinci bir kültür oluştururken, bir yandan da yeryüzünün belki de en çok tüketilen, geniş kitlelere en çok yaygınlaşan akımı haline geldi. Benim söz konusu etmek istediğim de bu, popüler kültürün içinden ele alınan romantik yaklaşımlar.
Romantik değil duygusal
Bu bağlama oturmuş romantisizm ürünleri elbette o akımın içerdiği yüksek kültür öğelerinden arınıyor. Ortaya romantik değil, duygusal (sentimental) yapıtlar çıkıyor. Onun bir adım sonrası da melodramatik yapıtlar. Yani, sulusepken bir gözyaşına boğulmuş, buram buram 'saçmalık' kokan metinler bunlar. Metin derken de sadece edebiyatı kastetmiyorum. Tersine, nasıl romantisizmin doruğa çıktığı alan müzikse, melodramatik yapının en çok kullanıldığı alan da sinema.
Nitekim, gerek bizde, gerekse Hollywood'da bu anlayış sonuna kadar kullanılmış ve ortaya alabildiğine geniş bir kitle çıkmıştır. Şimdi, 'çok satan' kitapların devraldığı miras da işte bu ikisidir; sentimentalizm ve melodram. Fakat her melodramın iyi kötü içerdiği gerilim, serüven, entrika kurguları da bu modele içkindir.
Tek başına bu anlayışın 'kötülüklerini' sayıp dökmek gibi bir niyetim yok. Popüler kültür incelemeleri bu oluşumun ardındaki mantığı yeterince incelemiş, onu hazırlayan ve bu derecede etkin kılan dinamikleri ortaya koymuştur. Ben sadece bu yapının edebiyattan ve denebilirse gerçek dramatik yapıdan niçin farklı olduğunu ve bu kopuşmanın ne türden sonuçlar türettiğini vurgulamak istiyorum.
Bu sonuçların ilki ve en önemlisi popüler kültürdür. Popüler kültür, bu anlamda türbine oynamaktır. Başka bir deyişle, popüler kültür asla derinleşmeyen, koyulaşmayan, daima yüzeysel olmayı hedef alan bir anlayıştır. Pragmatizmin kültürel alandaki yansıması olduğundan, popüler kültür, sadece somut sonuçlarla ilgilidir. Temel dürtüleri
uyarmayı hedef alır. Bu yanıyla, ağlatır, güldürür, korkutur, üzer ve mutlu eder. Onların dışında kalan alanlara açılmayı asla düşünmez.
Oysa gerçek sanat yapıtı bunun çok ötesindedir. O da elbette belli bir düzeye kadar duyguları kullanır, işin içine katar. Fakat bundan öte bir anlam ve işleve sahiptir. Çünkü, gerçek sanat yapıtı popüler kültürü sadece işlevleriyle ilgilendiği ve
uyarmak için kullandığı duyguları sorgulamak için ele alır. Bu nedenle de daima bir metafizik sorgulama içerir. 'Dramatik yapı' denilen tam da budur. Bu sorgulamanın yarattığı çekişme ve gerilimlerdir sanatın söz konusu ettiği. Eğer sanat 20. yüzyılın ikinci yarısında sadece bilgiyle algılanabilen bir nesneye dönüşmüşse, o, bu sürecin sonunda varılmış bir konaktır. Bunun da dışında, sanat, 'anlatılan şey' değildir. Anlatımın kendisidir. Onun (çok yalın ve basit de olsa) çetrefil, karmaşık yapısı ve sürecidir. Biraz daha zorlayarak, sanatın bütünüyle bir biçim (biçimcilik değil) meselesi olduğu söylenebilir. O bağlamda da sanat yapıtı işlevsel değildir. Çözümle ve çözümün formüle ediliş haliyle değil, sorunun kendisiyle ilgilidir. Sorunun yanıtı değil, sorunun kendisidir sanat yapıtı.
Çok satan sorgulamaz
İşte, 'çok satan' yapıtın ihmal ettiği bunlardır. Onların iyi örnekleri yoktur denemeyeceği gibi, iyi sanatın, popüler kültürün 'kolaylaştırıcı' öğelerini kullananları da yok değildir. Fakat, gene de bu büyük kanava kalıcı ve etkilidir. Öyle olunca da çok satan yapıt asla soru sormak istemez, sorgulamaz, irdelemez. Hatta, yeni bir cevap vermekten bile kaçınır. Daima verilmiş cevapların içinde kalır, onları yeniden kullanır. Ucuz olması daha çok bu nedenledir, çünkü, sonunda, onlar da sanayi dünyasının kütle üretimi mantığıyla ortaya çıkmıştır.
Malum, yaz geliyor. Herkes bir şeyler okuyup, izleyecek!..


    ETİKETLER:

    İstanbul

    ,

    Hollywood