'Çok teşekkürler babacığım'

'Çok teşekkürler babacığım'
'Çok teşekkürler babacığım'

Caz a gelebilir: Paul McCartney, yakında Avrupa turnesine çıkıyor. İstanbul Caz Festivali nin kendisine teklif götürdüğü biliniyor. Kim bilir, belki temmuz ayında vuslat gerçekleşir.

Yeni albümünün ismini 'Kisses on the Bottom' koyacak kadar hınzır, caz standartlarını unutmayacak kadar kadirşinas... Efsane Paul McCartney hâlâ formunda
Haber: DAN CAIRNS* / Arşivi

Paul McCartney, yeni albümünün adını ‘Popodaki Öpücükler’ anlamına gelen ‘Kisses on the Bottom’ koymaya karar verdiğinde, bu kararı sadece havaya kalkan kaşlarla değil, aynı zamanda, bazıları tarafından da panikle karşılandı. McCartney’nin bu kararı vermesinin altında, kendisinin de itiraf ettiği gibi, biraz da haylazlık yapma isteği vardı. Eski Beatles üyesi şöyle açıklıyor: “Haylazlığı severim. Haylazlık ruha iyi gelir. İnsanlara kötü bir fikir olarak gelenler aslında iyi fikirlerdir.”
Albümde McCartney, Diana Krall ve grubuyla çalışmış. Harold Arlen, Frank Loesser, Irving Berlin’den seçmelerin yanı sıra, ‘It’s Only a Paper Moon’, ‘The Glory of Love’, ‘More I Cannot Wish You and Ac-Cent-Tchu-Ate the Positive’ gibi Amerikan İç Savaşı ve savaş sonrası caz standartlarından oluşuyor. Bu şarkılar, zamanında bir müzik grubunun lideri olan McCartney’nin babasının büyürken dinlediği şarkılar. Albümün adının da nereden geldiği belli oluyor; Fats Waller’ın 1935’teki hit parçası ‘I’m Going to Sit Right Down and Write Myself a Letter’dan alınan bir dize ‘Kisses on the Bottom’ ve McCartney’in müziğe ve melodiye başlamasına neden olan adama verilebilecek cinsten bir hürmet göstergesi.
“İlk müzikal hatıralarım babamdan geliyor. Evde arkadaşı Freddie Rimmer ile piyano çalardı, ikisi de Liverpool’da pamuk pazarında satış elemanı olarak çalışıyorlardı. Bilirsiniz eski günlerde kendi eğlencemizi kendimiz yaratırdık. Halıya uzanır, babamın piyano çalışını dinler ve özümserdim. Bence müzikal yeteneğimi ondan aldım. Karmaşık yapıda şarkılar dinliyordum, o zamanın müzikleri öyleydi” diyor sanatçı. 

Göçebe Beatles
Merak her zaman McCartney’nin sanatını şekillendirmiştir, bazen zararına olsa da (En son yaptığı pek de iyi yorumlar almayan ‘Ocean’s Kingdom’ balesi gibi). Ama genelde, McCartney’nin yaratıcılığının tam da bu özelliği, diğer Beatles üyeleriyle yaptığı sonu gelmez yenilikleri ve sonradan yaptığı eserlerin göçebe doğasını açıklamaya yardımcı olur.
Yeni albümünü değerlendirirken şunu da göz önünde bulundurmak gerek, Beatles dağıldığından beri McCartney’nin aklıselimliğe sıkıca tutunuşunu... Bu albümünün çok büyük tepkiler, kavgalar çıkaracağını beklemediği ya da onu eleştirenleri 180 derece değiştirmeyeceğini bildiği belli. Gene de bu albüm hayranlarını büyüleyecek, sadece birleştirdiği bu eski noktalardan dolayı değil, aynı zamanda geçen ay Londra O2 Arena’da verdiği olağanüstü üç saatlik konser sayesinde birleştirilmiş noktalardan dolayı. Albümün tasarlama ve kayıt süreci hakkında konuşurken, öğrendiği dersler ve yaşadığı anılardan ötürü, sanatçının kendisinin de albümden büyülendiğini görmek zor değil.
“İlk zamanlarda John (Lennon) ile yazdığım şeyleri neyin etkilediğini şimdi anlayabiliyorum. John’la konuşurken, o da ‘Ah, ben de o ve şu şarkıyı çok seviyorum’ derdi. Onun en sevdiği iki şarkı ‘Little White Lies’ ve ‘Close Your Eyes’dı. John’dan çok etkilenmemin sebeplerinden biri de buydu, sadece rock’n’roll dinlemiyorduk. Şimdi Beatles’ın yaptığı işlerin bütününe baktığınızda, rock’n’roll tınılarının yanısıra arka planında da tamamen başka bir dönemin müziğinden etkilenmiş olduğunu görebilirsiniz.”
“İnsanlar bana Beatles’ın müziğinin nasıl hâlâ yaşayabildiğini sorduğunda, hep kendime göre bir cevap bulmaya çalışırdım. Şimdi cevap verebiliyorum, sebebi müzikal form. İyi şekilde düzenlenmiş bu şarkılar. İçlerinde hiçbir gereksiz kısım yok.”
“Tabii ki bu müzikal form ile birlikte, önceden kestirilemeyen ve müzikal olarak serbestçe dolaşma isteği, bu albümün hangi dönemi kapsadığını gösteriyor. Dick Lester, ‘Beatles’ın ilk iki filminin yönetmeni, şarkılarınızın hep nereye gittiğini kestiriyorum ama hiçbir zaman da tahmin ettiğim şekilde devam etmiyorlar’ derdi.”
Albümün büyük bir kısmı Hollywood’daki meşhur Capitol stüdyolarında kaydedildi ve ilk defa, Paul McCartney sadece vokalistti. O da ilk başlarda zorlandığını itiraf etti. “Bu yepyeni rol beni biraz korkuttu. Sesimi arkasında saklayabileceğim ne bir gitar vardı, ne de bir piyano. Bu yüzden kendime bir şarkı söyleme tarzı bulmalıydım. Birçok şarkının da ses aralıkları fazlaydı. Bazen bu şarkının içinde bu kadar tiz notalar olabileceğini hiç tahmin etmemiştim dedim. Tabii ki ne olup bittiğini görebilen çok iyi müzisyenlerin arasındaydım ve bazen kendi kendime, ‘Kendimi rezil edeceğim. Bu gruptaki en kötü üye ben olacağım, böyle olmamalıyım. Yüzüme gülecekler ama içlerinden de bu herifte de bir numara yokmuş diyecekler’ dedim. Ama sonra düşündüm ki, ‘Hadi ama Macca, kendini toparlamalısın’.” 

Hiç prova yapmadan
“Bir gün ses mühendisi dedi ki, ‘Bu mikrofonun Nat King Cole’un mikrofunu olduğunu biliyor musun?’ Ben de madem öyle, herhalde iyi bir iş çıkarırım diye düşündüm. Sonra Diana’yla şakalaştığımda, ‘Ne olduğunu bilmiyorum, birden Fısıldayan Jack Smith’e döndüm,’ dedim. Evet, benim için enstrümansız olmak, ürkütücü bir deneyimdi. Birkaç şarkı deneyip alışmam gerekti. Herhalde o birkaç şarkının albümde olmadığını söylememe gerek yok.”
Miles Davis ve Al Jarreau gibi isimlerin prodüktörlüğünü yapan Tommy LiPuma’nın prodüktörlüğünü üstlendiği bu kayıt süreci, McCartney’e göre “Tamamen ‘organik’ çalışmayla ilgili. Bunun en iyi tarafı, albümü kaydettikten sonra bunun farkına varmış olmamdı. Beatles da böyle çalışıyordu. Birileri bir fikir getirirdi, hem de hiç prova yapmadan, kimse işin sonunun nereye varacağını bilemezdi. Mesela, ‘Eight Days a Week’ ile girerdik, sonra işte bulduk deyip, bir taslağını hazırlardık, birbirimize gösterirdik, bir girişe ne dersin deyip, oraya bir ‘Da-da-da-da’ koyardık, önümüzdeki yarım saatte, evet yarım saatte de düzenler ve kaydederdik.” 

O iğrenç böcekler!
Albümün ismiyle ilgili sorumuza geri dönünce, McCartney gözlerinde muzur bir ışıltıyla şöyle cevap veriyor: “Düşündükçe daha çok önem vermeye başladım. Şöyle düşündüm, ‘Biliyor musun, bu başlık, o güvercinlerin arasına bu kediyi koyacak.’ Ve öneriyi yaptığımda, şu endişeli mesajı aldım, ‘Paul, hiçbir şekilde bu başlığı koyamayız.’ Çocuklardan biri ‘Karnıma bir yumruk yemiş gibi oldum’ dedi. Ben de dedim ki, ‘Beni dinle. Bu tepkiyi ilk gördüğümde, insanlara grubun adına Beatles koyduğumuzu söylediğimizde olmuştu.’ İnsanlar çılgına dönmüştü, ‘Gerçekten o iğrenç sürüngen böcekler mi?’”
(29 Ocak tarihli The Sunday Times’dan kısaltılarak çevrildi.)

Kraliçeye saygılarla
Paul McCartney, Kraliçe Elizabeth’in tahtta çıkışının 60. yılı onuruna yapılacak kutlamalarda da sahne alacak. Bu yaz düzenlenevek konserde McCartney dışında Tom Jones, Shirley MacLaine, Jesse J. gibi isimler de yer alıyor. Konserin organizatörlüğünü üstlenen Gary Barlow’un, McCartney’i jübilede yer alması için uzun süre ikna etmeye çalıştığı da konuyla ilgili haberler arasında.