Çok uzaklardan iki aşk hikâyesi

Çok uzaklardan iki aşk hikâyesi
Çok uzaklardan iki aşk hikâyesi
34. İstanbul Film Festivali'nin altıncı gününde çok uzak ülkelerden iki farklı aşk hikayesi önerelim. Biri teknolojinin bütün nimetlerinden sonuna kadar faydalanan bir ülkeden geliyor, diğeri de sosyal medyanın yakınından bile geçmemiş gibi görünüyor.
Haber: ELÇİN YAHŞİ / Arşivi

Aşk Zahmetli İştir / Asha Jaoar Majhe / Mayınlı Bölge
Feriye, 19:00
Keşifçi sinefillere özel bir bölüm Mayınlı Bölge. “Tarzı, yaklaşımı, tekniği ya da anlatımı farklı, alışılmadık, öncü, bazen zorlayıcı, sivri, bazen deneysel” filmlerden oluştuğu yazıyor katalogdaki bölüm tanıtımında. Hint filmi Aşk Zahmetli İştir’de (çok kısa bir hayal sekansı dışında) hiç bir araya gelmeyen, hiç konuşmayan bir çiftin hikayesini izliyoruz. Konuşmuyorlar çünkü biri evdeyken diğeri işte oluyor. Aynı çarşaflarda uyuyor, banyo yaptıktan sonra aynı koridora ıslak ayak izlerini bırakıyor, birbirleri için yemek hazırlayıp dolaba kaldırıyor ama hiç karşılaşmıyorlar. Kadın gündüz bir çanta imalathanesinde, adam da gece bir matbaada çalışıyor. Çıt çıkmayan eve sokağın sesleri yansıyor, bir kere de bir radyo anonsu duyuyoruz. O dış sesler de Hindistan’daki ekonomik krizi, işsizliği hatırlatıyor bize. 


Abu Dhabi’den Mansiyon - Yeni Ufuklar, Venedik Günleri’nden En İyi Yeni Yönetmen ödülleri olan filmi izlerken bir süre sonra filmdeki eve hakim olan sükunet size de hakim oluyor, aynı şeyleri yapıp duran bu iki insanı öyle izliyorsunuz. Aynı şeyleri tekrar, tekrar, hiç sıkılmadan. Tavaya konan bir kaşık suyun yakın planda kaynayıp buharlaşmasına, sonra tavaya yağ eklenip, yağ kızınca sebzelerin kızartılmasına kadar. Hele bir kavanozlara mercimek, pirinç gibi bakliyat doldurma sahnesi var ki, terapi niyetine durmadan izlenebilir bence. Duvara Karşı’nın dolma sahnesine benzer bir etki yaratıyor. Arada telefon açıp hatırını sorduğum bir arkadaşım vardı, “Ne yapıyorsun?” deyince, “Duruyorum,” derdi. Onu hatırladım filmden sonra. Birer işleri olduğuna bile şükrettiklerini düşündüğümüz bu çift de duruyor işte. Kimbilir ne zamana dek öyle duracak, gün içinde kavuşmayı hayal edecekler.

Film izlerken insanın hiç ama hiç aklına gelmeyen bir zalim soru, sinema salonunu terkederken baş gösteriyor yalnız: Peki niye hiç twittera girmiyorlar? Her neyse, film sırasında telefonunuzu kontrol etmemeyi başarırsanız, belki tüm bu sakin atmosferde hayatınız üzerine düşünme fırsatını da bulursunuz, kim bilir? (Not: Filmin gösteriminden sonra yapımcısı Vikram Mohinta salonda olacak, ben olsam sorardım niye sosyal medya kullanmadıklarını.)


Japon Nişanlım / Tokyo Fiancee / Antidepresan
Rexx, 11:00
Bir başka aşk hikayesi de Japonya’dan geliyor. Bizde de kitapları Can Yayınları’ndan ve son dönemde Doğan Kitap’tan çıkan yazar Amelie Nothomb’un yarı otobiyografik kitabından uyarlama. Bir yazıda Amelie ile Lost in Translation’ın karışımı demişler film için. Çok küçükken bir ara yaşadığı Japonya’yla ilgili her şeye hayran olan Amelie’nin 20 yaşına gelip, kendini Tokyo’ya atmasıyla başlıyor ve Fransız olan her şeye hayran olan Japon Rinri’nin onun öğrencisi olmasıyla devam ediyoruz. Sonrası, tatlı ve klasik bir ilk aşk hikayesi fonunda Tokyo başta olmak üzere Japonya turu, Japon gelenek ve görenekleri.
Tabii aşk hikayesinde de kendini tanıma, ne istediğini soruşturmaya başlama, isteyip de gidememe derken her şey büyük deprem sonrasındaki Fukushima nükleer patlamasına gelip dayanıyor. Kızın komşularının kapısını çalıp “Lütfen ülkenize gidin, size zarar gelsin istemiyoruz. Desteğinize teşekkür ederiz ama biz bu sıkıntıyı kendi içimizde yaşamalıyız” temalı bir konuşması var ki, ‘Japonlar hakkında her şey’ denebilir.

AYRICA...
1965-1980 yılları arasında faaliyette olan ve en az iki kuşağın sinemayla, o zamanlar olmayan ‘festival filmi’ kavramıyla tanışmasını sağlayan Türk Sinematek’i kuruluşunun 50., kurucularından Onat Kutlar’ın ölümünün ise 20. yılında bir sohbet toplantısıyla anılıyor. Moderatör: Hülya Uçansu, katılanlar Cevat Çapan, Atilla Dorsay, Zeynep Oral, Vecdi Sayar, Jak Şalom kimbilir neler anlatacaklar. 16:00’da İstanbul Modern’de gerçekleşecek bu etkinlik videoya çekilse ve kalıcı olsa keşke.
‘Şeytan’ın Beyoğlu Sineması’ndaki 13:30 gösterimine yönetmeni Gust Van den Berghe katılıyor. Sinemada ilk kez tercih edilen dairesel formatı niye tercih ettiğini birinci ağızdan dinlemek için mükemmel fırsat.
‘Caligari’den Hitler’e’ belgeselinin yönetmeni Rudiger Suchsland da 16:00’daki gösterimden sonra Beyoğlu Sineması’nda olacak.

Ayrıca Rexx 2’de 21:30’da gösterilecek ‘Hamileler Diyarı’nın yapımcısı Kevin Eastwood ve yazarı Sonja Bennett de gösterimden sonra salonda olacak.