Çünkü onlar hiç sıkılmadı...

Çünkü onlar hiç sıkılmadı...
Çünkü onlar hiç sıkılmadı...
Birlikte müzik yapmaktan asla sıkılmamalarını umduğumuz Pet Shop Boys'tan su gibi akıp giden bir albüm
Haber: SARP DAKNİ - twitter.com/sarpdakni / Arşivi

5 Eylül ’de Berlin’de izleyeceğim Leonard Cohen konserine saatler kala biraz oyalanmak için kendimi Kastanienallee civarındaki plakçılara atmaya karar vermiştim. Nitekim tam da bu sırada tüm ilan panolarını kaplayan bir afişin dikkatimi çekmesi uzun sürmedi. İlk bakışta Pet Shop Boys’un yeni albümünün çıkışını haber veren sıradan bir tanıtım afişi olduğunu düşündüm. Ama yaklaştıkça tam da bu akşam Kreuzberg civarındaki Hebbel Theatre’da gerçekleşecek ve yeni albümlerinden şarkıların yer alacağı özel bir konserle ilgili olduğunu dehşetle fark ettim. Haliyle üzüntüden az daha oracığa yığılıyordum. “Neden sadece bir gün sonra değil de bu akşam!” diye bol arabesk tınlayan bir isyan bayrağı açtım elbette ama nafile. Electronic Beats’in organize ettiği 45 dakikalık bu mini performansı internetten hâlâ izlemeniz mümkün. Ben öyle yaptım. Buna da şükür...
Birlikte müzik yapmaktan asla sıkılmamalarını umduğumuz Neil Tennant ve Chris Lowe’ın 11. stüdyo albümleri Elysium ilk dinleyişte bugün hâlâ grubun kariyerinde çok ciddi bir kırılma noktası olduğunu düşündüğüm en kendine özgü albümlerinden 1990 tarihli ‘Behaviour’u hatırlatıyor. O dönem hem dinleyicileri hem de eleştirmenleri oldukça şaşırtarak analog dünyasının en baba isimlerinden biri olan Harold Faltermeyer’in Münih’teki stüdyosunda kaydedilen ve Johnny Marr’ın bile ucundan tuttuğu bu ilginç albüm, bugün hâlâ synthpop diskografisinde kaydedilmiş en ilginç prodüksiyonlardan biri. Şiirsel ve son derece derin şarkı sözlerinin yanında hepsi ortalama pop şarkılarının enselerine okkalı birer tokat yapıştırabilecek güçteki ‘To Face the Truth’, ‘Only the Wind’ ve elbette ‘Being Boring’ gibi cevherleri barındıran ‘Behaviour’, ‘Elysium’ ile yapacağınız yolculuk öncesinde size rehberlik edebilir.

Sakin, güçlü, temiz 
Gelelim esas mevzumuza. Seçilen ilk single ‘Winner’ı bir süredir dijital atmosferde ve radyolarda dinlemiş olabilirsiniz. Eğer albümden hemen önce 4 parçalık bir EP formatında piyasaya sürülen ‘Winner’ı edinirseniz, kazan doğurdu misali bir Bee Gees yorumu olan ‘I Started a Joke’ sizin olabilir. Albümde yer almayan iki başka şarkı da cabası.
‘Elysium’, grubun daha önceki albümlerinden de alışık olduğumuz Mark Farrow imzalı zarafetten yıkılan kapak tasarımının da hissettirdiği üzere su gibi akıp gidiyor. Sakin, duru, güçlü, temiz ve Neil’in fiziksel görüntüsünün aksine asla yaşlanmayan vokallerinin de etkisiyle kaçınılmaz şekilde hüzünlü. Tennant’ın farklı taksi şoförleriyle yaptığı ilginç diyaloglardan oluşturduğu ‘Your Early Stuff’ başta olmak üzere tüylerimi diken diken eden büyülü ‘Breathing Space’, kendine has bir dünyası olan ‘Memory of the Future’, az önce söz ettiğim ‘Behaviour’dan fırlamış gibi tınlayan ‘Invisible’ ve uzun zamandır duyduğum en iyi kapanış şarkısı ‘Requiem in Denim and Leopardskin’ başta olmak üzere her şarkı ayrı ayrı ilgiyi sonuna kadar hak ediyor. Dolayısıyla bu yazıyı daha farklı bir şekilde bitirmem mümkün değil: “Çok Yaşa Synthpop!”