Çünkü Tanpınar, her şeyin hızla değersizleştiği bir çağda...

Çünkü Tanpınar, her şeyin hızla değersizleştiği bir çağda...
Çünkü Tanpınar, her şeyin hızla değersizleştiği bir çağda...
İstanbul Modern, koleksiyonundaki eserlerden oluşturduğu sürekli sergisini yeniledi. Yeni eserlerle zenginleşen serginin adı 'Sanatçı ve Zamanı'. İlhamını da Ahmet Hamdi Tanpınar'dan alıyor. Edebiyatla bu kadar ilgili bu sergi nasıl hazırlandı? Müze direktörü Levent Çalıkoğlu'na sorduk.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

İstanbul Modern’in sürekli sergisi ‘Sanatçı ve Zamanı’ başlığı altında yenilendi. Süreli ve tematik bir sergi gibi, ama değil. Bu sergiyi sıradan bir koleksiyon sergisinden ayıran özellikler neler?
İstanbul Modern’in bu yeni koleksiyon sergisi, daha öncekilerden farklı olarak, bu coğrafyada var olan yazın alanı ile görsel sanatlar arasındaki yakın ilişkiye de işaret etmiş oluyor. Bu yaklaşım, sergilerinde disiplinlerarası bakışı merkez alan kurumsal misyonumuzun koleksiyon sergisi bağlamında taşıdığı değeri ortaya koyması açısından da önemli. Bu başlangıcı Ahmet Hamdi Tanpınar gibi eşsiz bir kimlik aracılığıyla gerçekleştirmek de ayrı bir sorumluluk aslında. Bu yaklaşımın, gelecekte edebiyat ve görsel sanatlar arasındaki yakın duygudaşlığı yansıtacak bir sergiye dönüşebileceğini de şimdiden duyar gibiyim. Sergi, Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” sözlerini de bir çıkış noktası olarak belirliyor. Tanpınar’ın tüm çalışmalarına merkez oluşturan zaman kavramı üzerinden sanatçıların zamanlararası varoluş serüvenlerini anlamlandıracak bir yol haritası öneriyor. Aynı anda farklı zamanları hayal edebildiğimiz bir çağda, Tanpınar’ın görüşlerinin kuşatıcı ve kapsayıcı zenginliğini de hatırlatmak istiyor.


Tanpınar referansı çok önemli. Edebiyat-görsel sanatlar ilişkisi bakımından da adım. Ahmet Hamdi Tanpınar nasıl gündeme geldi. Onun zaman fikri sergiyi nasıl yönlendirdi?

10 yıldır koleksiyon sergilerimizde hep zaman sorunu üzerinde durduk. İçerik ve kurgusal açıdan zamanı referans aldık. Bu sergi bu yaklaşımı bir başka bağlamda tekrar sürdürüyor. Tüm sergilerimizin merkezinde bu disiplinlararası bakış olduğu için koleksiyon sergimizin de bu omurgaya oturması çok doğal.
Romancı, şair, öykücü, edebiyat tarihçisi, siyasetçi ve estet kimlikleriyle Tanpınar, Cumhuriyet Türkiyesi’nin en önemli düşünürlerinden biri. Doğu-Batı ekseninde modernleşme sürecinin yarattığı sıkıntılar, gelenek ve modernlik arasında yaşanan çelişkiler, tarih ve belleğin birbirinden koparılması gibi konularda bireyin yaşadığı dönüşüm ve çıkmazları yapıtlarında temel bir izlek olarak kurgulayan Tanpınar’ın zaman üzerine görüşleri bugün hala güncelliğini koruyor. Osmanlı’dan Türkiye’ye geçişte yaşanan kimlik sorununa kimi zaman ironik kimi zamanda melankolik bir tonda yaklaştığı karakter analizleriyle cevaplar üreten Tanpınar, çalışmalarında iç zaman ile toplumsal dönüşüm arasında yaşanan gerilimi merkez alır. Şimdiki zamanın getirdiği değersizlik karşısında hatıraların önemine dikkat çeker, bireylerin kendilerini bu değişim karşısında korumaları için ürettikleri dış etkilere kapalı yaşam biçimlerini görünür kılar. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasında her şeyin aynı anda hatırlanabildiği yekpare olmakla beraber geçişken bir zaman anlayışı önerir. Tanpınar’a göre bu zaman fikri maneviyat, medeniyet ve gündelik hayat arasında bir uzlaşı sağlayacaktır. Bu zaman fikri, bir yandan da zamanın farkında olmak, ona yön ve şekil vermek ve hatta ona bir anlam katmaktır. Her şeyin hızla yer değiştirip değersizleştiği bir çağda, bu zaman anlayışı yaşamın bütünlüğünü yakalamanın ve bu sayede huzura kavuşmanın anahtarıdır.


Tanpınar’ın en temel meselelerinden biri modernleşme/batılılaşma’dır. Bu konuda sergi bir şeyler söylüyor mu?

Bu bağlamı en güçlü şekilde yansıtan bölüm sanatçıların Anadolu coğrafyası ve kültürüyle kurdukları yakınlık arayışını gösteren çalışmaların olduğu bölgede görülebilir. Bedri Rahmi’yle başlayan Neşet Günal’la devam eden, fotoğraf alanında Yıldız Moran’la zenginleşen ve günümüzde Nilbar Güreş’e uzanan bir yanyanalık sergiliyor bu bölüm. Hümanizmadan sosyal gerçekçi bir zemine, oradan ulus-kimlik meselesine ve nihayetinde insana açılan bir zenginlik ve dönüşüm.

Ahu Antmen katalog yazısında, “‘Güzel olan daima yenidir’ diyen Tanpınar’a göre sanatta eski ya da yeni ayrımı yapılamaz” diyor. Size göre ‘güzel olan’ nedir? Bu sergiye dahil ettiğiniz eserleri nasıl seçiyorsunuz?
Kriterlerimiz arasında “güzel” başlığı olmadı bu seçkiyi yaparken. Zamanlararası eşzamanlılıklar, birbirine referans veren içerik ve arayışlar, öne çıkarmak istediğimiz yeni tartışma alanları, sanatçıların farklı dönemlerine ilişkin daha önce görülmemiş örnekler vb. yaklaşımlarla, daha içeriden bir bakışla sergiyi tasarladık. Doğanın algılanışı, su kültürü etrafında gelişen hayat hikayeleri, kimlik arayışı, beden politikaları, savaşın yarattığı yıkım, farklı coğrafyalar arasındaki ortak değerler, bugünün yönsüz dünyasında insan ve davranışları ve özellikle de İstanbul’un zengin kültürel mirası, kültürü ve dönüşümünü zengin bir görsellikle sunuyoruz. Farklı zamanlardan gelen çalışmaları belirli ortak duygular ve temalar etrafında yan yana getirerek izleyicisine sanat yapıtlarıyla kurduğu ilişkide yeni bir bakış açısı öneriyoruz.


Manuel Çıtak
‘Zamana direnebilmek’ sanatta önemli bir kriter. Bir yandan da ‘zamanın ruhu’ var. İkisi birbirini tamamlar mı, yoksa çatışır mı, ne dersiniz?

Haklısınız, her iki durum birbirini nötralize ediyor gibi görünüyor. Ama hangisinin güncel geçerliliğe hangisinin geleceğe ve zamana ait olduğunu tartışmak bitmeyen ve belki de bizim sağlamasını yapamayacağımız bir diyalog ve süreç. İnanarak arkasında duracağım cevaplar üretemiyorum sorunuz karşısında. Sanatın doğası değişken, bilemeyeceğimiz dinamikler her gün varlığına önemli veya önemsiz etkiler sunuyor.

İstanbul Modern sürekli sergisi sadece Türkiyeli sanatçılardan oluşmuyor. İstanbul Modern’in Türkiye modern sanatını temsil eden bir sergiye yer vermesi beklentisiyle bu durumu eleştirenler de var. Siz koleksiyonunuzu nasıl tanımlıyorsunuz. Uluslararası bir koleksiyon oluşturmak kolay değil, bu anlamda nasıl bir yaklaşım izliyorsunuz.
Hangi ülkenin, coğrafyanın modernleşme tarihi kendinden menkul olabilir ki? Modernleşmenin sızmadığı, etki yaratmadığı, dönüşüm gerçekleştirmediği hangi kapalı bölge söz konusu? Bu coğrafyanın başka bir tarihi mi var? Aksini savunmak modernleşmenin ne olduğuna ilişkin tüm tartışmaları bilmemek değil mi? Bu sergi tam da modernleşme tarihimizin zengin damarını ve başka ülkelerdeki modernleşme süreçlerindeki ortaklıkları hatırlatıyor. Ardıllık, öncüllük tartışmalarının ötesinde eşzamanlılıkları öne çıkarıyor. Öteki modernlik okumalarına zengin bir okuma sahası sunduğu gibi çağdaş sanatımızın da güçlü örneklerini bizlere yeniden hatırlatıyor. Hiç bir koleksiyon bir günde oluşmuyor. Kendi iç tarihi olduğu gibi sürekli değişen, devingen bir yapısı oluyor. Kendisini geliştirmeyen, yenilemeyen bir birikime, özellikle de sanat alanında koleksiyon denilebilir mi? Müze, uluslararası sanat ortamında adı bilinen ve yakın zamanda bilinecek olan, farklı malzeme arayışları içerisinde, koleksiyonun ana dinamiklerine cevap oluşturan sanatçılara ve yapıtlarına da odaklanıyor. Adım adım ilerliyor. Güncel dünya ile eşzamanlı bir yönelim sergiliyor.