Dağlarca: Şiir mucizedir

Türk şiirinde koca bir çınar Fazıl Hüsnü Dağlarca, 91 yaşında koca bir çınar... Vehbi Koç Vakfı, bu yıl edebiyat dalında düzenlediği Vehbi Koç Ödülü'nü Dağlarca'ya layık görerek bu koca çınarı yaşarken onurlandırdı.

İSTANBUL - Türk şiirinde koca bir çınar Fazıl Hüsnü Dağlarca, 91 yaşında koca bir çınar... Vehbi Koç Vakfı, bu yıl edebiyat dalında düzenlediği Vehbi Koç Ödülü'nü Dağlarca'ya layık görerek bu koca çınarı yaşarken onurlandırdı. Dağlarca, önceki akşam Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Oditoryumu'nda yapılan törende 100 bin dolarlık çek ve ödül plaketini alırken yaptığı konuşmada şiirin bir gramer mucizesi olduğunu söyledi ve sitem etti: "Şiir bütün ülkelerin ilk sesidir, Türkiye'ye gelince iş deği-şiyor çünkü ülkemiz kendi dilinden uzun süre yoksun bırakıldı. Genç şairlere tavsiyem, dilin gramerini hep yaşasınlar ve Türklüklerine şükretsinler. Benim şiir çalışmalarımın izi budur."
Sürekli olarak kendisini aramasının ve bulamamasının nedenini, "Bir şiiri yazmayı bitirdiğim zaman geriye dönüp hangisi diye seçemiyorum" diye açıklayan Dağlarca, "Geceleri başka bir yaşamın beni çağırdığını duyarak uyanıyorum. Bu başka yaşam şiirdir" dedi.
Dağlarca'ya göre Vehbi Koç Vakfı'ndan aldığı ödülün yeri ayrı: "Bu ödül aldığım en az 200 ödülden çok daha başka. Çünkü daha öncekiler edebiyat içindeki kişilerin, sanatçıların seçmeleriyle kazanılmıştı. Bu ömrümde kazandığım ilk halk ödülüdür. Vehbi Koç iğne ucuylu biriktirdiği, hepsi de Türkiye'ye uygarlık yolu açmış çabalarıyla, bu çabalardan kazandıklarıyla yurdumuzda deyim yerindeyse ilk sivil armağanı kurmuştur. Resmi olmayan bir armağan. Daha önceki armağanların ulaştıkları yerler bu dediklerimi doğrulamaktadır. Koç'un ülkemizin şimdilik Nobel'i sayılan bu ödülü nasılsa bana verilmiştir. Bu halk ödülünü evimde, en güzel yere koyacağım. Ve bundan sonraki çalışmalarımı onun öğüdü doğrultusunda yapacağım."
30 bini aşkın şiir
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türk şiirinin yaşayan en önemli temsilcisi... 30 bini aşkın şiire imza atan Dağlarca'nın, 100'e yakın da kitabı bulunuyor. 1914 İstanbul doğumlu olan Dağlarca'nın edebiyata ilgisi çok küçük yaşlarda başladı. Ve belki de hayatının ilk edebiyat ödülünü bu yıllarda aldı. Dağlarca, henüz 13 yaşında bir ortaokul öğrencisiyken Yeni Adana gazetesinin öğrenciler için açtığı bir öykü yarışmasında kazandı, birincilik ödülüne layık görüldü (1927). İlk şiiri 'Yavaşlayan Ömür' 1933'te İstanbul dergisinde yayımlandı. 1934'te Harp Okulu'nda okurken Varlık'ta yayımlanan şiirleriyle edebiyat dünyasında adını duyurmaya başladı.
'Yıldızların çağrısını duydu'
Fazıl Hüsnü Dağlarca, birçok yayın organında şiirleri yayımlandıktan sonra ilk şiir kitabı 'Havaya Çizilen Dünya'yı yayımladı. Bu ilk kitabının yayımlanma tarihi ise Harbiye'den subay çıktığı gün olan 30 Ağustos 1935'e denk geliyor. Ve o dönem bu kitabın Türk şiirine yeni bir duyarlılık ve ses getirdiği kanısı oluştu. 1940'ta yayımlanan 'Çocuk ve Allah' ise o zamanlar edebiyat çevrelerinde bir başyapıt olarak değerlendirildi.
Ahmet Kabaklı, Dağlarca'nın tümüyle içedönük bir rüya ve hayal şairi olmadığını belirtirken "Pek çok şiirinde de görüleceği üzere onun temel duygusunu kozmik dünya ile insan arasındaki ilişki oluşturur" diyor. Kabaklı, şairin bu özelliğinin asker olarak hayatının bir kısımını gece dağlarda geçirmiş olmasına ve 'yıldızların çağrısın yakından duyup, adeta onlarla haşır neşir' olmasına bağlıyor.
Cemal Süreya ise Dağlarca'nın şiirini şöyle tanımlamıştı: "Fazıl Hüsnü'nün şiiri, benzersiz bir yaratığın soluk alıp vermesi gibi bir şeydir. Başka bir özneye geçirilemez. Geçirilince hiçbir değeri kalmaz. Ne Fazıl Hüsnü başka türlü şiir yazabilir, ne de başkası Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi şiir yazabilir."
Kimi eleştirmenler Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiirini üç farklı devreye ayırır: 'Sezgisel Dönem' (1935-45), 'Geçiş Dönemi' (1945-55) ve bugüne dek uzanan 'Akılcı Dönem'.
Çocuk şiirinde çok önemli bir yeri olan Dağlarca, 1960 sonrası ülkede yaşanan toplumsal değişime paralel olarak iç ve dış sorunlara duyarlı ve emperyalist baskıya karşı çıkan şiirlerler yazdı, yazmaya da devam ediyor. Dağlarca'nın bütün kitaplarının Doğan Kitap tarafından yayımlanmakta olduğunu da hatırlatalım. (Kültür Sanat)



KIZILIRMAK KIYILARI
Kardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak bu toprak değil.
Çık hele Anadolu'ya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayri,
O kadar uzak değil.

Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
Yedi ay kıştan sonra,
Yeşeren senin yaşamındır,
Yaprak değil.
Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir,
Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan,
Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil.

Parça parça yarılmış öküz ardında,
Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
Utanır elin ayağın,
Korkarsın yakından görsen,
Eli el değil, ayağı ayak değil.

Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
Uyandırmazsan
Uyanacak değil.

Dertle, sefaletle yüklü,
Siyah leşlerle kararmış, berrak değil.
Çağlayan ne,
Akan kim,
Kızılırmak değil.

Kardaş, görmüyorum ama hâlâ duyabiliyorum,
Geçmiş zamanlar gelecek zamanlardan parlak değil.
Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
Akşam parıltısından, bütün zaferler üzerine,
Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.