'Daha politik sinemaya doğru gideceğim'

'Daha politik sinemaya doğru gideceğim'
'Daha politik sinemaya doğru gideceğim'

Emin Alper, Sinema anlamında öyle olduğunu düşünmüyorum ama ama Nuri Bilge nin mirasçısı denilmesi gurur verici diyor.

Berlin'de iki ödül kazanan akademisyen yönetmen Emin Alper kimdir? İlk filmi 'Tepenin Ardı'nın derdi nedir? Yanıtlar aşağıda...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Baştan söylemeli: Emin Alper ismini ilk kez, ilk filmi 'Tepenin Ardı' ile kabul edildiği Berlin Film Festivali'nden iki ödülle dönmesi üzerine duymuş değilim. Açık etmeli: İnsanın kısa filmlerine, uzun metraj çabalarına tanıklık ettiği arkadaşının festivalden, Caligari ve 'En iyi ilk yönetmen özel mansiyon' ödüllerini alıp da dönmesi, başka türlü 'hislenmelere' sebep oluyor...

Tarihçi - akademisyen ve ödüllü yönetmen Emin Alper, 'Tepenin Ardı'nda memleketi Ermenek'te çektiği bir hikâye üzerinden, iki aile aracılığıyla, Türkiye ve dünyadaki 'öteki' algısına, düşman yaratma merakına ve 'erkekliğe' dair rafine sözler ediyor. Merak edenler, filmin başvuru yaptığı İstanbul Film Festivali programına alıcı gözle baksın diyor, bildiklerimi ve bilmediklerimi sormak üzere Emin'le sohbete başlıyorum...

İsmini ilk kez ödül haberiyle duyanlar için soralım, kimdir Emin Alper? Akademisyen bir kişi olarak, ne zamandır sinema yapma niyetindedir?
Ortaokul ve liseden beri sinemayı, tiyatroyu, edebiyatı çok severdim. Karaman, Ermenekliyiz. Ortaokulu Konya Anadolu Lisesi'nde, liseyi Ankara Fen Lisesi'nde okudum. Boğaziçi Üniversitesi'nde önce İnşaat Fakültesi'ne girdim, iki yıl sonra tekrar sınava girip İktisat Bölümü’ne başladım. Boğaziçi'nde bir şekilde sanatla uğraşmak vardı kafamda. Sinemayı asıl düşünmeye başlamam da lisede. Vardır ya çarpıldığın filmler...

Ne mesela?
Çok klasik olarak 'Ölü Ozanlar Derneği', 'Brooklyn'den Son Çıkış', 'Çingelener Zamanı'... Filmden çıkıp eve gidip senaryolar yazardım. Üniversitede de tiyatro kulübüne, sonra sinema kulübüne girdim. 'Görüntü' dergisini yapıyorduk. Senaryolar yazıyordum... Okul bitti; ya askere gideceğim, ya özel sektör... En kâbus senaryo ikincisiydi. Ata Enstitüsü'nde (B.Ü. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü) master'a başladım. Bu arada Seyfi'nin (Teoman) kısa filminde oyunculuk yaptım.

Bu arada politikanın da içindesin...
Lisede de siyasete meraklıydım ama politik değildim. Kurulduğunda ÖDP'ye üye oldum ve özgürlükçü sol başlığı altında siyasal faaliyet içerisinde bulundum. Senaryolarımın da hep politik olmasını istiyordum. Ama önce kısa film yapmak gerekiyordu. TRT'nin Genç Sinemacılar programı kapsamında, Karıncalar Tiyatro Topluluğu'ndan arkadaşlarım Emrah Yaralı, Ferda Karagöz ve Burçin Ekici’nin desteğiyle 'Mektup'u çektik.

İlk kısa filmin tamamlandığında ne hissettin?
Bende hep bir geç kalmışlık hissi vardı. Şunu demiştim: "30 yaşımı bitirdiğimde elimde bir kısa film olmaza, bu işi bırakacağım." 30 yaşımın yazında 'Mektup'u çektim. Sektörün dışındaydım, Seyfi sağ olsun tuttu çekti beni bu işin içine. Sonra 'Rıfat'ı çektik. Bu arada doktora başlamıştı, 68 öğrenci hareketi üzerine çalışıyordum. İTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü'nde asistanlık yapmaya başladım. 2009'da doktorayı bitirdim ve İTÜ'de öğretim görevlisi oldum. Şunu fark ettim, film yapmak çok içime yerleşmiş bir istekti. Yapamazsam hiçbir zaman mutlu hissetmeyecektim. İstanbul'da geçen politik bir hikâyem daha vardı. 'Tepenin Ardı' daha küçük bütçeli olduğundan ona karar verdik. Kültür Bakanlığı'ndan destek alınca çekmeye karar verdik.

Berlin Film Festivali'nde çıkan eleştirilerde senaryonun çok sağlam yazıldığına dair vurgular var. Akademisyen olmanın mesela ne kadar etkisi vardır bunda?
Muhakkak etkisi vardır ama asıl borçlu hissettiğim, dünya 19'ncu yüzyıl romanlarıdır. O çok karakterli sosyolojik dünyayla psikolojik dünyayı anlatma becerisi her zaman çok etkilemiştir.

Hangi sinemacıların etkisinde kalmışsındır?
Kubrick'i çok seviyorum, Fassbinder'i... Visconti'nin epik ve görkemli sineması beni çok etkiler. Türkiye'den ilk söyleyeceğim isimler Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem olur...

Bir başka eleştiride seni Nuri Bilge Ceylan'ın başarılı mirasçılarından biri olarak tanımlıyordu. Kendini Ceylan'ın mirasçısı olarak görüyor musun?
Yaptığı sinema anlamında mirasçısı olduğunu düşünmüyorum. Ben daha politik bir sinemaya doğru gideceğimi tahmin ediyorum. Ama çok gurur verici bir laf tabii.

'Tepenin Ardı'nın dayanak noktaları neler?
Embriyonik hali, çocukluğuma dair hatıralara dayanıyor. Yörüklerle yerleşik insanların arasındaki çatışma bildiğim bir hikâye. Babam avukattı, yörük müvekkilleri vardı. Cinayetle sonuçlanan kavgalar vardır. Bizi ağırlarlardı, yaylada. O atmosfer, çocukluğumdan.

Anlattığın 'öteki' hikâyesi, son yılların politik ikliminde yoğun hissettiğimiz bir durum. Ege'de, Karadeniz'de Kürt işçilere yapılanlar ya da Ermeni, Rum meseleleri geldi aklıma...
Beni daha da fazla ümitsizliğe sevk eden, kuşatılmışlık hissini boğucu bir noktaya çıkaran bir şey varsa o da linç manzaralarıydı. Onların travmatik etkisi olmuştur. Kahvede " PKK 'lılar bilmem ne yapıyormuş" deyince binlerce insanın kalkıp insanların üstüne yürümesi... 20'nci yüzyılın en büyük katliamları bu ruh halinin ürünü. Öteki yaratma, düşman yaratma...

Filmdeki erkekler çok öfkeli, şiddete meyilli ve güvensizler
O küçük küçük şiddet uygulama pratikleri, erkeklere dair gerçek manzara. Şiddeti erkek kimliğinin parçası haline getirmeleri, itiraf pratiklerine çok yabancı olmaları, bunları bir tür zayıflık olarak sunmaları... Bunlarla yüzleşemedikçe, bunu başkalarına projekte etme isteği bence çok erkeklere özgü. Filmde tek kadın var o da olayları engellemeye çalışan karakter.

Berlin'deki tepkiler nasıldı?
Çok insan kaldı soru-cevap bölümlerine. Çok iyi eleştiriler de çıkınca, "Bu işi yapmışız, huzur içerisinde dönebilirim!" dedim. Döndüm, derse girdim. Çıktım, telefonda Seyfi'nin mesajı. Aradım, "Atla gel, Caligari Ödülü'nü aldık" dedi. Forum Bölümü'nün en önemli ödülü sayılıyor. 38 film arasından seçildi. Mütevazi bir törenle ödülü aldım. Cumartesi akşamı film son kez gösterilecekti. "Soru-cevap bölümüne gelme, sen ödül törenine git" dediler. Ana törende de 'en iyi ilk yönetmen' dalında özel mansiyon olarak diğer ödülü açıkladılar. Bu ayrı bir jüri tarafından, bütün festivali kapsayan ilk filmler arasından seçilip verildi. İki ayrı jüri tarafından ödül verilmiş olması çok mutlu etti.