Davulu üç kişi gibi çalan efsane Babylon'da

Davulu üç kişi gibi çalan efsane Babylon'da
Davulu üç kişi gibi çalan efsane Babylon'da
Afro ritimlerini funk, rock, reggae, hip hop gibi modern türlerle kaynaştıran Afrobeat'in yaratıcılarından Nijeryalı davulcu Tony Allen, Red Bull Music Academy Night kapsamında 2 Nisan Perşembe akşamı Babylon'da. Dünyanın en iyi davulcuları arasında sayılan Allen, Radikal'e konuştu: "Benden öncekilerin çalış stili aradığım tarza göre hep eksikti. Şimdi davula tamamen hakimim. Davul setinin sadece 3'te 1'ini değil, tümünü çalıyorum."

Afrobeat fikri nasıl doğdu? Fela Kuti’nin “Tony Allen olmasaydı, Afrobeat olmazdı” sözleri için ne düşünüyorsunuz?

Aslında ben davulumu çalıyorum ve onu çalmak istediğim gibi çalıyorum. Fela ile tanıştıktan sonra beraber bir şeyler üretmek istediğimize karar verdik ve birlikte çalışmaya başladık. Afrobeat birlikte çalışmanın getirdiği enerjiyle yaratıldı. Daha önce herkesin yapmış olduğu bir şey konusunda herkesin farklı fikirleri oluyor. O zamanlar ‘highlife’ bulunduğumuz ülkede çok ünlüydü, herkes onu çalıyordu. Bizim highlife’ı bambaşka şekilde çalmak gibi bir fikrimiz vardı. Başka bir formda… Böylece highlife dediğimiz bu müzik highlife jazz’a dönüştü. Bu bizim için bir deneydi; highlife’ı cazla bir araya getirmek üzere yaptığımız bir deney. Dolayısıyla oradaki yaratım sürecinden kastedilen Fela Kuti ile birlikte yaptığımız deney. Çünkü aslında “yaratmak” hiç kolay değil. O zamanlar çaldığımız türe henüz bir isim koyamamıştık. Funk, rock, reggae hepsini bir arada çalıyorduk ve bu bir “hareket” halini aldı. Böylece yarattığımız müziğin ismi de Afrobeat oldu. Bu yüzden ben hiçbir zaman Tony Allen olmazsa Afrobeat olmaz diyemem, bu sözler Fela’nın kendisine ait.


Dünyanın en iyi davulcuları arasında sayılıyorsunuz. Müziğe ilk başladığınızda bugün bu noktada olacağınızı tahmin etmiş miydiniz?

Küçük bir çocukken her çocuk gibi okula gitmek ve diğer tüm çocukların yaptığı şeyi yapmak zorundaydım fakat beni diğerlerinden ayıran her zaman gittiğim yönü biliyor olmamdı. Kendim için bir şeyler yapmam gerektiğini biliyordum. Ve her zaman bir asiydim. Sınıfta, her yerde… Böyleydim, çünkü yerinde öylesine oturan bir çocuk olmak istemedim. Ailem doktor ya da mühendis olmamı isterdi. Ama ben bu duruma karşı geldim, hayır dedim. Eğer onların istediği yönde hareket etseydim, bugün bu “Tony Allen”la konuşuyor olmayacaktınız. Aldığım kararların hepsi benim bir nevi kaderim oldu.


Max Roach’tan çok etkilendiğiniz konuşuluyor. Müziğe ilk başladığınız dönemde başka hangi davulcu ya da bateristleri dinliyordunuz?

Benden önce de benden sonra da çok iyi çalan davulcular oldu, oluyor. Ben çalmaya başlamadan beş sene önce harika davulcular vardı. Ben de onları duyduğumda “Evet, bu adamlar gibi çalabilmeliyim” dedim. Ama çalmaya başladıktan sonra bir yerde yanlış giden bir şeyler var diye düşünmeye başladım. Herkesin benimsediği ortak bateri çalış şekli bana tam olarak doğru gelmiyordu. Bir şeyler eksikmiş gibi hissediyordum. O dönemde Gene Krupa çok ünlü bir davulcuydu ve onu dinledikten sonra kendime “Ben de böyle çalabilir miyim?” diye sordum. Daha sonra Art Blakey’nin Blue Note albümlerinden bir tanesini dinlerken Blakey’nin iki ya da üç davulcunun ayrı ayrı yaptığı işi aynı anda yaptığını fark ettim. Bu benim için gerçek bir aydınlanma oldu. Daha sonra Max Roach’un davul çalış şeklini duydum ve bir caz dergisinde bu özel teknik hakkında bir yazı okudum. Daha sonra bunu öğrenmeye karar verdim. Ardından da bunu highlife dediğimiz stille bir araya getirdim.
Benden öncekilerin çalış stili benim aradığım tarza göre hep eksikti. Bu nedenle ben farklı bir yön getirdiğime inanıyorum. İyi bir davulcuydum, iyi çalıyordum. Ama şimdi davula tamamen hakimim. Davul setinin sadece 3’te 1’ini ya da 3’te 2’sini değil, tümünü çalıyorum. Böylece ülkenin en iyi davulcuları arasına girdim. Fela’yla tanıştıktan sonra bir sene boyunca sadece caz çaldım, başka hiçbir tarz değil, sadece caz. Daha sonra da birlikte bir grup kurup çalmaya karar verdik ve highlife’ın bugünkü versiyonunu çalmaya başladık. O highlife’ı cazla sentezlemek istiyordu ve bu tarz afrobeat haline geldi.

Son günlerde üzerinde çalıştığınız özel bir albüm var mı?
Benim için son günlerde en özel albüm, son albümüm “Film of Life”. İstanbul’a geldiğimde bu albümden parçalar çalacağım. Bu yolculuğumu buna ayırdım.


Müziğe ilk kez davul çalarak mı başladınız, yoksa ondan önce başka enstrümanlarla tanışmış mıydınız?

Davul dışında başka bir enstrüman çaldım diyemem. Daha çok onlara dokunduğumu söyleyebilirim. Örneğin gitar çaldım ama bu bir hobi niteliğindeydi. Eğer bunun üzerine gitseydim bir gitarist olurdum. Keyboard da çalıyorum ve aslında parçalarımı önce keyboard’da besteliyorum çünkü dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi müziği dinlerseniz dinleyin, keyboard’la çalabilirsiniz. Ama dinleyicilerin karşısında çalmak söz konusu olduğunda bateri ve davul çalmayı tercih ediyorum. Çünkü grubumla beraber çaldığımda herkes çalan müziğin Tony Allen müziği olduğunu anlıyor. Olduğum yeri, çaldığım enstrümanı, davulları seviyorum.

İstanbul’la ilgili söylemek istediğiniz bir şey var mı?
En son İstanbul’a geldiğimde Jimi Tenor ile beraber çalmıştım. Ama daha öncesinde de İstanbul’da bulundum. Bu benim belki dördüncü ya da beşinci İstanbul ziyaretim olacak. Ben sizin çok nadide insanlar olduğunuzu düşünüyorum, İstanbul’da görüşeceğiz.


Tony Allen, Red Bull Music Academy Night kapsamında 2 Nisan Perşembe saat 21.30’da Babylon’da.