Deli enerji saçan resimler

Deli enerji saçan resimler
Deli enerji saçan resimler
İzmirli sanatçı Ekin Urcan'ın Ankara Torun'da açtığı 'Tanımlanmamış' sergisindeki resimler, sürrealistlerin 'otomatik yazım'ına benzer bir 'hızla' çizilmiş duygusu veren bir hareketin deli enerjisini taşıyor.
Haber: ŞAMİL YILMAZ / Arşivi

Torun, Ankara Küçükesat’ta 2012 yılından beri açık olan bir butik galeri. Mahalle arasında, bir dönem gri olan duvarları şimdilerde beyaza boyalı, küçük, sevimli bir sanat mekânı. Daha doğrusu sanat için bir alan. Fark şurada; büyük galerilerden farklı olarak duvarına çivi çaktıran bir oluşum Torun. Ağırladıkları sanatçıların dünyasına göre kendi mütevazı dünyalarını yeniden dönüştürüyor, neredeyse her sergide bir kez daha deri değiştiriyorlar. Onunla farklı biçimlerde ilişkiye geçebilen bir imkânlar mimarisi. Bu yüzden de küçüklüğünü erdeme dönüştürebilen bir cesaret taşıyor.
Fakat daha önemlisi, Torun, sizi misafir edebilen insanların bir araya geldiği bir oluşum. Canınız sıkıldığında gidip sohbet edebilir, çay ya da kahve eşliğinde artık aklınıza sanata ilişkin ne takıldıysa tartışabilirsiniz. Hiç değilse insanda uyandırdıkları etki böyle sıcak bir şey. Etkileşim sadece mekân ve yapıt arasında değil anlayacağınız; daha insani bir noktada da kendinizi dönüştürebileceğiniz bir ilişki alanı da açılıyor önünüzde.
İnternet sayfalarından alıntılayacağım şu cümleyi ben çok sevdim: “Yaşanacak paylaşımların kendine ve etrafına yeni bir biçim verebileceğine inanan ‘torun’, kendisini var edecek sanatçı ve izleyiciye sürekli bir çağrıdır.”
Bu ayın 31’ine kadar Torun’un misafir edeceği Ekin Urcan, İzmir’li bir sanatçı. ‘Tanımlanmamış’ adlı sergisi, muhtemelen hem biraz şu ‘İsimsiz’ klişesiyle dalga geçiyor, hem de dalga geçtiğinin çoğu zaman dolduramadığı belirsizliğin nasıl taşınacağını gösteriyor. ‘Tanımlanmamış’taki resimler, sürrealistlerin ‘otomatik yazım’ına benzer bir ‘hızla’ çizilmiş duygusu veren bir hareketin deli enerjisini taşıyorlar. Çizimlerdeki tesadüfî hareket, varla yok arası bir figürü yüzeye doğru çekerken, yüzeye çektiğini tedirgin edici bir sonsuzluk duygusuyla belirsizleştiriyor. Bir çeşit kaynak yoksunluğu var Urcan’ın çizimlerinde. O şeyin oraya nereden geldiğini, onun ‘aslında’ ne olduğunu bilemiyorsunuz. Bu yüzden nereye doğru hareket edebileceği de bir muamma olarak kalıyor. Bir şey, kendi belirsizliğinin açtığı sonsuz hareket alanında, bir an için donmuş gibi. Fakat bu donma tanımlanmamış olana bir ad vermiyor. Aksine onun hakkında konuşmayı iyice güçleştiriyor.
Bu yüzden de zihinsel olmaktan çok duyusal işler Urcan’ın çizimleri; o harekete çekiliyor, onunla bedensel bir ilişki kuruyor, fakat bu ilişkiyi bir sınırın içine çekip akılla bir çerçeve çizmeye çalıştığımız her seferinde, elimiz boş, başlangıç noktasına geri gönderiliyoruz.
Ekin Urcan’ın adını ilk doğum tarihiyle birlikte duydum. Seksenlerin sonunda bir tarihti; 88-89, öyle bir şey. Fark etmişsinizdir, özellikle çağdaş sanat alanında sanatçının tevellüdü pek bir önemli. Muhtemelen “çağdaş”taki mekânsal ve zamansal eşzamanlılık imasının etkisiyle olacak, bu çeşit ‘çekici’ yan bilgiler, çok hızlı bir biçimde kent efsanelerine dönüşebiliyor— Ali Taptık’ın falan “daha genç ” zamanlarını hatırlayın. Genç sanatçı dediğimiz varlık türü her çağda ilgi çekici bir şey olmuş, sorunum doğrudan orayla değil zaten. Ekin Urcan’ın resimlerine bakarken sorunun nerede olduğunu saptar gibi oldum biraz. Şöyle: ‘Tanımlanmamış’daki çizimler, genç bir sanatçının işleri. Fakat çağıyla kurduğu ilişkiden, onun içine iyi yerleşmiş, orayı sahiplenmiş olmaktan gelen bir gençlik değil bu. Sadece o kadarı değil. Sonuçta çağın ruhu dediğimiz şey ilköğretim sıralarındaki körpelere dağıtılan fındık-süt gibi bir şey de değil! Yirmilik sanatçıya olduğu kadar doksanlık sanatçıya da aynı mesafede durabilir; mizaç, nasip ve dikkat meselesi diyelim.
Ekin Urcan’ın çizimlerindeki ‘gençlik’, hem işlerindeki hem de işlerin yerleştiği mekândaki imkân fikriyle kardeş. Tanımlanmamış mekân ve tanımlanmamış işler gibi, gençlik de kendi sınırlarını belirsiz bırakmış bir var oluşun ontolojisine aittir. Bir köken tanımaz, sabitliğe direnir, bir sonraki adım hep biraz belirsizdir. Bu yüzden Urcan, gençliğini nüfuz cüzdanında ya da işlerinden bazılarının dijital baskı teknolojileriyle üretilmiş olmasında değil, yaptığı işlerin derin biçiminde taşıyor.
Bu yüzden de söz konusu gençliğe ikna olarak ayrılıyorsunuz sergiden…
‘Tanımlanmamış’ bu ayın sonuna kadar seyirciyle buluşmaya devam edecek, sonrasında ise muhtemelen başka sergiler gelecek. Hiçbirini kaçırmayın derim; sonuçta gittiğiniz her seferinde iyi bir sergi, güzel insanlar ve bir dolu imkân sizi bekliyor olacak...
Ekin Urcan’ın ‘Tanımlanmamış’ sergisi 31 Ekim’e kadar Torun’da. Adres: Ballıbaba Sok. 52/A, Küçükesat / ANKARA
www.torun-web.com