Derin Sarıyer: Bizim gibi incinmiş insanlara sarılıp...

Derin Sarıyer: Bizim gibi incinmiş insanlara sarılıp...
Derin Sarıyer: Bizim gibi incinmiş insanlara sarılıp...
Türkiye tasarım dünyasının köklü kurumu Derin Design'ın ikinci kuşak yöneticisi ve art direktörü Derin Sarıyer, 2013 yılından bu yana tutkulu bir müzisyen olarak da çalışmalarını sürdürüyor. Söz ve müziği kendisine ait 'Yazılamayanlar Aklımda'yla Oğuz Kaplangı'nın 'Istanbul Calling Vol.3' albümünde yer alan Sarıyer'le müzik ve tasarım macerasını konuştuk.

Tasarımcı kimliğiniz yanı sıra müzisyen tarafınız nasıl ortaya çıktı? Müzik yaşamınıza nasıl girdi, ne tetikledi sizi?
Müzik benim yaşamıma girmedi. Sanki doğduğum günden beri benimleydi. Müzisyen tarafımı tetikleyen şey 7 ya da 8 yaşlarımda dinlediğim The Beatles şarkılarıdır. 14 yaşında ilk akustik gitarımı almamla devam etmiş bir tutkuydu müzik. Devamında Saint Joseph’de müzik grubumla yaptığım çalışmaları hazırladığım demolar takip etti. Hayatımın bir döneminde yazdığım parçaları profesyonel bir formatta paylaşacağım fikri hep vardı içimde. Arkamda kalan yaşam süresinin önümdekini geçtiğine uyandığımda bu adımı attım.

Müzik ne ifade ediyor? Nasıl bir bağ ya da arınma kuruyorsunuz?
İnsan hayatta kendini bulmak için değil, yaratmak için yaşamalı. İçimden geleni yoğurup bir ürün haline getirmeyi seviyorum. Şarkı yazmak içimden geliyor. Bir bölümü içgüdülerin akışıyla, özellikle son bölümü, bitiriş aşamaları biraz matematik ve dolayısıyla planlanmayla oluşuyor. Bazı parçalar çok kısa sürede ortaya çıkıyor, diğerleriyse devam ediyor. Melodilerin sözleri desteklenmesi, sözlerin müzikal altyapının içinde erimesi benim için önemli. O aşamaya getirebildiğim şarkılar demodan bir üst prodüksiyon seviyesine çıkıyorlar. Yazdıklarımın benimle bütünleşmiş dışavurumlar, hatta benim bir parçam olarak niteleyebileceğim duygular olduklarını söyleyebilirim.

Yazmak ve müzik yapmak nasıl bir duygu silsilesi?
Suyun üzerinde durmayı, iki tekerlek üzerinde bisiklete binmeyi anlatabilmek zordur. Elle tutulamaz bir şeydir bu. Çok küçükken herkes şarkı yazabilir diye düşünürdüm. Öyle olmadığını anladığımda sevinmiştim. Bir de kendimi bildim bileli insanın dünyadaki varoluşsal boşluğa düşmüş haline tutkunumdur. Biz kimiz, neredeyiz, bütün bunlar nedir gibi sorular zihnimi kurcalar. Hayatı önüme koyulduğu haliyle kabullenmekte zorlanan bir çocuktum. Bu zihin dünyamı müzikle ifade edebilmek bende tarif edemeyeceğim bir rahatlamayı beraberinde getiriyor. Kendimi iyi hissediyorum.

Yeni şarkınız ’Yazılamayanlar Aklımda’ nasıl bir hissiyattan çıktı?
Yalnızlık değerli bir histir. Tabii yalnızlıkla kastettiğim fiziksel bir teklik hali değil. Hayatın iki karanlık havuz arasındaki bir ışık çatlağından ibaret olduğunu bilmenin hissettirdiği bir yalnızlıktan bahsediyorum. İkinci havuz, yani ölümden sonrası bizi endişelendiriyor. Fakat ilk havuzla, doğumdan öncesiyle ilgili aynı endişeyi duymuyoruz. Aradaki ışık çatlağının hakkını vermekten kaçmamızı beraberinde getiriyor bu dengesizlik. Hayatın akıl almaz zenginliğiyle baş edebilmek için aslı olmayan kimlikler yaratıp gerçeklikten kopuyoruz. Bu gerçeklikten kopuşumuz, fantastik ve narsistik bir dünyaya yaklaştırıyor bizi. Bir de şu var, istisnasız herkes, itiraf edebildiğinden daha fazla miktarda anksiyeteye sahiptir. İnsan olarak, kolektif anlamda varoluşumuzun rastlantısallığını kabul etmekte başarısızlığa uğramış bir türüz. Toparlarsam, insan acısını yalnız yaşamak zorunda. Ama yine de yapabileceğimiz bir şey var, en azından; bize benzer biçimde incinmiş, yaralanmış ve kırılgan insanlara, arkadaşlarımıza ve diğer yakınlarımıza sarılıp en müşfik biçimde ’Biliyorum’ demek...


Derin Sarıyer tasarımcı olmaya nasıl karar verdi?

Mobilya tasarımı ve üretiminin merkezde olduğu bir ortamda büyüdüm. Günlük hayatımın içinde, babam Aziz Sarıyer’in mesleğinden dolayı mobilyaya dair birçok öğe vardı. Evimizdeki modern mobilya sirkülasyonu benim interaktif bir tasarım fuarı içinde yaşadığımı düşündürtecek boyuttaydı. Saint Joseph Lisesi, Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü devamında Moroso ve Cappellini markalarında yaptığım stajlar teorik birikimimi oluşturdu. Kişisel eğilimlerim, içgüdülerimin katkısı ve Aziz Sarıyer’in önemli etkisiyle Derin Design koleksiyonunu oluşturduk ve dünya ölçeğinde sergileyip tanıttık.


Tasarımlarınızda nelerden etkilenip bir sonuca varıyorsunuz?

Yaptığımız her ürünün kendi içinde geometrisi, matematiği gibi kendi hesabını bilimsel olarak verebilen bir alt yapısının olmasını istiyoruz. ‘Yaptım oldu’ gibi bir düşüncemiz yok… Başımızı gökyüzüne doğru çıkarmayı sağlarken ayaklarımızı da yerden kesmeden dünyaya bakmaya çalışıyoruz. İşte o zaman; işitsel bir yaklaşıma da sahip oluyorsunuz. Biz duygulara geometriden, matematikten ulaşıyoruz. Derin’in bence temel özelliği bu. Derin koleksiyona kattığımız ürünler birbirlerinden apayrı dünyalara sahip olabilirler ama bir şekilde DNA uyumlarının olmasına dikkat ediyoruz. Ürünlerimizin altına imza atılmadan da ‘Derin’ ürünü olduğunu direk fark edebiliyorsunuz. Kısacası, bir ürünü ciddi bir süzgeçten geçirerek sunuyoruz.

Hedefinizde tasarım olarak neler var?
Aklınızla ve duygularınızla içinizde oluşan bir fikrin hayata geçirme aşamaları, sonuca ulaştıran adımlar ve devamında ortaya çıkmış bir ürün olarak görmenin heyecan verici bir özelliği var. Bu nedenle hem kendi tasarımlarım hem de Derin Design koleksiyonunu oluşturan diğer işlerin ayağa kalkmasıyla ilgili yaptığım art direktörlük çalışmalarım benim için önemlidir. Kendi dalımdan bahsedecek olursam, eğitim ile ilgili konumumuzun ortalamanın üzerinde olduğunu görüyorum. Endüstrinin ise tasarıma verdiği değer ile ilgili kültürel anlamda sindirilmesi gereken evrensel gerçekler var. Tüketici açısından da ülkenin ekonomik çizgisindeki dengesizlikler ve orta sınıfın zayıflığı belirsizlik yaratıyor. Toplumsal estetik perspektifinin derinleşmesini engelleyen duvarlar bunlar...

DERİN SARIYER’İN ‘YAZILAMAYANLAR AKLIMDA’ KLİBİNİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ...