'Dersim'de savaşın değil sanatın dili konuşsun'

'Dersim'de savaşın değil sanatın dili konuşsun'
'Dersim'de savaşın değil sanatın dili konuşsun'
"Savaşın değil sanatın dilinin konuşulduğu bir Dersim" çağrısı yapan  Arêyê Kay tiyatro grubunun Genel Sanat Yönetmeni Yılmazcan Şare, "Dersimlilerin yaralarına bir nebze merhem olabiliyorsak ne mutlu" diyor.
Haber: SERDAR KORUCU / Arşivi

RADİKAL - Türkiye her gün savaş/çatışma gündemi nedeniyle hayatını kaybedenlerin haberleriyle sarsılırken Arêyê Kay tiyatro grubu “Savaşın değil sanatın dilinin konuşulduğu bir Dersim” çağrısı ile “Köye Tiyatro” projesini sürdürüyor.

7 ilçede 20 köye tiyatro oyunlarını taşımayı amaçlayan Arêyê Kay grubunun Genel Sanat Yönetmeni Yılmazcan Şare, “Kırmancki/Zazaca alarm veriyor, dilin yaşamasında katkımız olsun istiyoruz” diyor. Zamanlama içinse “Sanat yaşamın içinde, yaşam da acı gerçeklerin tam ortasında değil mi?” diye soruyor ve ekliyor: “Dersimlilerin yaralarına bir nebze merhem olabiliyorsak ne mutlu. Yüzlerindeki gülümsemenin değeri hiçbir şeyle ölçülemez.”

11 Ağustos’ta Nazimiye’de başladığınız programda tiyatro oyunlarına ilgi nasıl?

Çok iyi. İzleyenlerin büyük bölümü bugüne kadar “Benim anadilimde de tiyatro, opera olabilir” diye düşünmemiş. Mevcut sistem de bu düşünceyi desteklemiş. Biz bunu kırmaya çalışıyoruz. Kırmancki/Zazaca’da sanatın olduğunu görüyorlar, gülümsemelerinden memnuniyetlerini anlıyoruz. Çok olumlu yorumlar alıyoruz. Bu da bizim daha çok çaba sarf etmemizi sağlıyor.

Bu projede onlar size değil, siz onlara gidiyorsunuz değil mi? 

“Köye Tiyatro” projesinin amacı buydu. “Madem ki onlar bize gelemiyor, biz gidelim” dedik. Özellikle de yaşlılarımız ve orta yaşlılarımız için çok faydalı oldu. Onlara da tiyatro oyunu izleme şansını sağlıyoruz. Üstelik evinin bahçesinde, harman yerinde. Bir saat de olsa o insanlarla olup yaralarına bir nebze merhem olabiliyorsak ne mutlu. Yüzlerindeki gülümsemenin değeri hiçbir şeyle ölçülemez.

Savaş/çatışma dönemlerinde daha zor olmuyor mu?

Biz “Savaşın değil sanatın dilinin konuşulduğu bir Dersim” diyerek projemizi başlattık. Tabii ki bölgede insanlar endişeli ama ülke genelinde herkesin taşıdığı duygu bu. Şu anki durumu kimse istemiyor. Herkes derinden üzülüyor. Biz tam da bu durumda devreye girmek, onlara kaygılarını unutturmak istiyoruz. Sanat bir şeylere tanıklık etmektir. Sanat yaşamın içinde, yaşam da acı gerçeklerin tam ortasında değil midir? Biz bu dönemlerde kapanırsak o zaman sanat yapmamış oluruz. Korku ve endişe ile hareket etmek sanatın dışındadır. Toplumsal gerçekleri dile getirmeli ve iç içe olmalıyız. Acılara da sevinçlere de ortak olabilmeliyiz. Bize göre savaş, kan ve gözyaşına karşı sanat konuşulmalı. Çünkü sanat birleştirici güçtür. Kaynaşmaya ve barışa yaklaştırır.

Oyunlarınızı oynadığınız anadiliniz Kırmancki/Zazaca’nın da varoluş savaşı içinde olması bu durumu farklılaştırıyor mu?

Çok daha anlamlı kılıyor. Kırmancki/Zazaca alarm veriyor, anadilimiz yok olma tehlikesinde. UNESCO’nun 2009 yılında hazırladığı dil atlasına göre de bu durumda. Dillerin yok olmasında en büyük etken konuşanların azalması ve dillerini konuşmayı tercih etmemeleri. Tabii bu tercih etmemenin altında da pek çok neden var. Biz tüm sebeplere karşı bu dilin yaşaması için uğraşıyoruz.

Dersim’de Kırmancki/Zazaca’nın durumu ne?

Dersim’de de toplum kendi anadilini konuşmaktan vazgeçme seviyesinde. Dil çocuklara öğretilmiyor. Çocuklar da konuşmayınca yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle amacımız anadilimize katkı sağlamak. Daha önce Türkçe tiyatro ile uğraşıyordum. Üç yıl önce bu işe ilk başladığımda oyuncu bulmakta zorlandım ama sonunda başarılı olduk.

Tiyatro oyunu sahnelemek için gittiğiniz köylerde Kırmancki/Zazaca’da bilmediğiniz kelimeler öğreniyor musunuz?

Benim çocukluğum bu dille yoğrularak geçti. İstanbul’a yerleşeli 10-15 yıl oldu. Ancak elbette gittiğimiz köylerde yaşlılardan çok şey öğreniyoruz. “Topraktan öğrenip kitapsız bilendir” der Nazım Hikmet onlar için. Biz de onların konuştukları kelimelerden unuttuğumuz bazı sözcükleri öğreniyoruz, arşivlerinden yeni kelimeler keşfediyoruz.

Torunları ile nasıl anlaşıyorlar?

Yaşlıların bazıları ev içinde anlaşabilmek için Kırmancki/Zazaca’nın içine Türkçe kelimeler katıyor. Çünkü genç kuşak Türkçe konuşuyor. Ama dualarını ettiklerinde, ziyaret yerlerine gittiklerinde anadillerine dönüyorlar. Her dil bizim, tabi ki Türkçe de bize ait ama varolanın doğallığı önemli. Bir insanın ilk ekmeğini, suyunu istediği anadilinde dua etmesi ile başka bir dili kullanması farklı. Barış da buradan başlıyor. Bu zenginliklerimizin farkına varıp hepsine aynı anda sahip çıkabilmekten…

Dersim’de Kırmancki/Zazaca’nın geleceğine ilişkin nasıl bir öngörü var?

Köylerde anadilin konuşulma oranı yaşlılar ve orta yaşlılar arasında yüksek olsa da kaygılar ve umutsuzluk üst seviyede. Umutlu olduğunu söyleyenler de var ama çoğunlukta değil. Bugün kitaplar ve sözlükler yazılıyor ama gençlerin bu dili konuşmaması büyük kayıp. Yurtdışında anadilimiz daha çok sahipleniliyor. Mesela Almanya’daki aileler daha dikkatli. Ama İstanbul ve Ankara gibi şehirlerde durum değişebiliyor.

“DİLLERİNİ BİLMEDİKLERİ İÇİN UTANIYORLAR”

Tiyatro oyununuz ailelere sorgulama süreci başlatıyor mu?

Tabi. “Dilimi bilmediğim için utanıyorum” diyenler oldu. Çoğu kelimelere hakim ama kullanmamaktan dolayı körelmiş. Bize sıklıkla “Anlıyorum ama konuşamıyorum” diyorlar. Ben de karşılık olarak “Konuşuyorum ama anlamıyorum” diye espri yapıyorum.

Projelerinize destek bulabiliyor musunuz?

Şu anki projemiz Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı Başkanı Kadriye Akçelik’in bireysel sponsorluğunda sürüyor. Bu yönde desteğin artması gerekiyor. Kırmancki/Zazaca, Erzincan’dan Varto’ya, Diyarbakır’dan Bingöl’e, Palu’dan Siverek’e geniş bir alanda konuşuluyor. Keşke büyük bir destek gelse de tüm bu yerlere tiyatro götürebilsek.