'Dert var deler geçer...'

'Dert var deler geçer...'
'Dert var deler geçer...'

Meguerditchian, sergide ?Türklerle Ermeniler arasındaki kopmayacak bağlar?a işaret ediyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Kökleri Gaziantep'e dayanan Buenos Aires'li Ermeni sanatçı Silvina Der Meguerditchian'ın hedefi Türkler ve Ermeniler arasındaki diyaloğu geliştirmek. Sanatçı BM Suma'daki 'Aferin Yavrum: İşbirliği için küçük jestler' sergisiyle diyasporadaki bir Ermeni'nin iç dünyasını yansıtıyor
Haber: ÖMÜR ŞAHİN / Arşivi

İSTANBUL -  Şu sıralar BM Suma çağdaş sanat galerisini ziyaret edenler, sanatın nefret ve önyargılarla yoğrulmuş bir kültürün üstesinden nasıl geldiğini, birbirlerine hem yabancı hem komşu insanların arasında nasıl köprü olduğunu görmekteler.
Buenos Aires doğumlu Berlin’de yaşayan Ermeni sanatçı BM Suma’da paylaştığı Silvina Der Meguerditchian ‘Aferin Yavrum: İşbirliği için küçük jestler’ sergisinde hayatı boyunca öfke, uzlaşma, affetme arasında gelip giden iç dünyasını açıyor. Bununla birlikte 20 yıldır karşılaştığı Türkiyeli insanlarla yaşadığı diyalogları da gözler önüne seriyor. Delik işleri, ipler, iç içe geçen renkler ve tatlı anıların anlatıldığı video görüntülerinin kullanımıyla ortaya çıkan işler ait olmakla yersiz yurtsuzlaştırma arasında gidip gelen, Ermeni nesillerin bilinç altlarını yansıtırken, nefret duyulan ya da sevilen Türk imajını sorguluyor. Her yanında barış ve anlama arzusunun sezildiği sergide delik işiyle yazılmış bir yazı olan bitenleri özetliyor gibi: “Dert var gelir geçer, dert var deler geçer.”
2007’de Venedik Bienal’inde Beral Madra’yla tanıştıktan sonra Türkiye’ye sanatla örülmüş bir işbirliği için gelen Meguerditchian’la sergiyi ve diyaspora Ermenileri’ni konuştuk... Sergi, 4 Mart’ta sona eriyor.
Türkler ve Ermeniler birbirlerini seviyor mu nefret mi ediyor? Zaman zaman nefret ediyor gibi göründükleri ortada. Eğer gerçekten öyleyse nasıl hâlâ bir arada yaşıyorlar?
Buenos Aires’te doğmama rağmen, büyükannem ve büyükbabamın Türkiye’de yaşamış olması nedeniyle, ben kendimi buraya ait hissediyorum. Birlikte yaşıyoruz; çünkü  birlikte yazdığımız uzun bir hikâye var. Bugün yıllar önce olan bitenden çok daha fazlasıyız. Fakat sorunumuz ötekinden korkmak. Bu nedenle biri hep diğerini kendine benzetmeye çalışıyor. Bu, toplumu yıkan bir his. Türkler, Ermeniler, Kürtler, Rumlar bu toplumun bileşenleri. Bunlardan biri olmazsa toplum olmaz. Bu toraklarda kötü şeyler yaşandığı zamanları düşünelim. Osmanlı gibi güçlü bir imparatorluk çöküyordu. Milliyetçilik akımı iyiden iyiye yükselmişti. Fransızlar Ermeniler’in yaşadığı bölgeyi işgal etmişti. Ve elbette dinin de etkisiyle Ermenilerle Türkler arasında kötü şeyler yaşandı. Bu olanlardan sonra toplumun içinde büyük bir boşluk oluştu. Hiç konuşulmayan, üzeri örtülen ve çağlar boyunca bizimle yaşayan bir boşluk.
Bu boşluğun sizin içinizdeki tezahürünü tarif misiniz?
Bu boşluk kendini yetim hissetmene neden oluyor. Toplum yıllarca bir öfkenin mirasıyla beslendi. Düşünsene, kapı komşun milliyeti nedeniyle etiketlenip öldürülüyor. Onlarca çocuk yetim kalıyor. Biz diyasporadakiler kendimize bu yüzden yetim diyoruz. Ermeniler Türklere bu nedenle öfkeli. Ama Türklerin de öfkesini anlamak lazım. Onlar da 95 yıldır olanları inkar etmek zorunda kaldılar.
Şimdilerde bu suskunluk nedeniyle oluşan boşluk bozuluyor gibi...
İlk kurbanları yıllarca başlarına gelenler hakkında konuşamadılar. Onların çocukları olanlarla ilgili soru sormaya cüret edemediler. Ama şimdi üçüncü kuşak olanlara yeterince uzak. Bu nedenle her şeyi sorgulayacak gücü kendimizde buluyoruz.  Ermeniler ve Türkler arasında kopamayacak bağlar var. Hem geçmişi hem de bugünü paylaşıyoruz.
Buenos Aires’e Türkiye’den gelen Ermenilerle karşılaştığınızda, bütün olanlardan sonra nasıl Türkiye’de yaşayabildiklerine hayret ettiğiniz doğru mu?
Eskiden gerçekten hayret ediyordum. Ama şimdi değişti. O zaman çok gençtim şimdi büyüdüm. Ve görüşlerim o kadar keskin değil. Önyargılarımızı yıkmak için çabalamalıyız. Türkiye’de Demokratikleşme süreci devam ediyor. Ben buraya geliyorum, sergi açıyorum ve kimse beni öldürmüyor hapse atmıyor. (Tahtaya vuruyor) Sürece güvenmek lazım. Biz Ermeniler Tüklerden korkmuyoruz. Bu toplumun parçasıyız. Ayrıca Türkiye’de hala Ermeniler’in yaşıyor olması, geçmişte güdülen politikaların başarıya ulaşmamış olması anlamına geliyor. Bu nedenle çok memnunum. Eğer burada olmasalardı, buraya gelip, sergi açamaz, sizinle konuşamazdım...
Büyükanneniz ve büyükbabanız Gaziantepli. Siz Gaziantep’e ilk ziyaretiniz sırasında neler hissettiniz?
Gaziantep’te bize, geçmişimize  ait bir şey arıyordum. Pek bir şey bulamadım. Sonra bir kahvehanede eski bir fotoğrafa rastladım. Üzerindeki yazı Ermenice’ydi. Çocukluğumda dinlediğim hikâyelerin geçtiği o yerde rastladığım tek Ermenice cümle şuydu: ‘Fransızlar’la çalışmaktan gurur duyuyoruz’ Büyük bir kilise vardı camiye çevrilmişti. Hiçbir şey yoktu Ermenilere dair. Sonra bir eve girdik. Yanımdaki adam ‘bu ev Ermeni’ dedi. İşte o an geçmişimi bulduğumu hissettim. O adam bana  çok önemli bir an hediye etti.
Sergideki işleriniz arasında çeşitli Türkçe kelimelerin bir araya getirdiğiniz delik işi bir çalışma var. O kelimelerin anlamı nedir?
Size en az 30 tane Türkçe kelime söyleyebilirim: Ne olur ne olmaz, biçim, canım çıktı, ters ters, kıtır kıtır... Bunlar annemden büyükannemden duyduğum kelimeler...  Ama ne acı ki o tarih yüzünden her biri benim için anlamsız. Sadece birer sesten ibaretler...
Meguerditchian’la Ermeniler’e ya da Türkler’e dair hikayelerinizi otherlittlegestures@gmail.com adresinden paylaşabilirsiniz.