Dertsiz kasabanın güzeli

Tornatore, Oscar'lı meslektaşı Benigni'den daha iyi bir yönetmen olabilir. Ne var ki bu durum onun da yer yer resmen sulu zırtlak olan bir film yapmasını engellememiş.
Haber: Sevin OKYAY / Arşivi

Tornatore, Oscar'lı meslektaşı Benigni'den daha iyi bir yönetmen olabilir. Ne var ki bu durum onun da yer yer resmen sulu zırtlak olan bir film yapmasını engellememiş.
'Malena'nın üçte ikisini bu minval üzre geçiren yönetmen, filmin diğer bölümünde, küçük Sicilya kasabası Castelcuto'nun halkıyla birlikte, o sırada gündemde olan sorunun kocası Mussolini kuvvetlerinde savaşan güzel Malena değil, yaşadıkları savaş olduğunu fark etmiş. Ondan sonra da karikatürden farksız yetişkin karakterlerine, işin ciddiyeti ortaya çıksın diye, kıyıcı bir saldırganlığı ya da kayıtsızca bir zalimliği uygun bulmuş.
Doğrusu ben Sicilyalı olsam, Tornatore'den hesap sorardım. Castelcuto'nun yetişkin halkı, Regis Wargnier'in 'Doğu/Batı'sındaki kalpsiz Rusları hiç aratmıyor. Tornatore onlara insani hasletler bağışlamaya karar verdiğinde ise, hayli geç kalmış oluyor.
Herkesin gözdesi Malena
İkinci Dünya Savaşı'nda Sicilya'nın yukarıda adı geçen kasabasındayız. Ergenlik çağına adım atan çocukların, iki eğlencesi var. Birazcık bisikletle haylazlık ediyor, ama daha çok Malena'yı seyrediyorlar. Malena (Monica Bellucci), kasabadan bir gencin güzel karısı. Latince öğretmeni olan sağır, yaşlı bir babası var.
Onların arasına girmek isteyen Renato (Giuseppe Sulfaro) ise, 13 yaşında. Neyse ki onun da bisikleti var, bu sayede de çocuklar gruplarına girmesine izin veriyorlar. Yalnızca onların değil, kasabanın tüm erkeklerinin gözleri Malena'da. Kadınlar ise kıskançlıktan kuduruyor (Bu Sicilya'da çirkin olmayan kadın yok mudur? Varsa, neden perdede bize suretleri gösterilmez?) Bir köyden gelin gelmiş Malena'nın bahtsızlığı da, diğerlerinde uyandırdığı tehlike duygusu da, onun yalnızlığından doğuyor.
Babanın durumu malum, koca ise Afrika'da savaşta. Haliyle dedikodular çıkıyor, hatta kızcağız mahkemelik bile oluyor. Kasabada ona karşı sevgiye benzer bir duygu besleyen tek kişi, Renato. Bir ayrıntı daha: Castelcuto'luların hepsi Mussolini hayranı. Duçe'nin karşıtı, yalnızca Renato'nun babası (Luciano Federico).
Tornatore'nin 'Malena'sı, iki ayrı film gibi. Önce, cinselliği merkez almış, karton tiplerle bezenmiş (belki, genç Salvatore'nin duru bir oyunla can verdiği Renato hariç), sulu bir komedi. Sonra da, ani değişimin altından dayanağını çektiği bir trajedi. Kaba komedi sevmiyorsanız eğer, Salvatore dışında kimsenin oyunundan hazz etmezsiniz.
Belluci'ye gelince, onun oyununu beğenip beğenmeyecek halimiz yok. Malena'sı neredeyse hiç konuşmuyor ve gülmüyor. Sadece sahil yolunda ve pazarda boy gösterip pat pat yürüyor. İnsan böyle bir karaktere nasıl hayat verir ki? Belluci de çareyi, beden diline başvurmakta bulmuş. Malena'nın yürüyüşünden, burnunun sürtüp sürtmediğini anlıyorsunuz. Buna karşılık, Ennio Morricone filme iyi müziklerinden birini armağan etmiş. Eh, bir miktar da yerel renk mevcut, tabii. Belki 'Amarcord'un bir kasedini bulmak daha hayırlı bir karar.


    ETİKETLER:

    Afrika