Desen tarlasının bilge kuşu

'Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol' diyor ya Mevlana, işte Avni Arbaş'ın şövale (resim sehpası) başında geçen onyılları da bu düsturun kanıtı gibi.
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL -'Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol' diyor ya Mevlana, işte Avni Arbaş'ın şövale (resim sehpası) başında geçen onyılları da bu düsturun kanıtı gibi. İş Sanat Kibele Galerisi de açılan Avni Arbaş retrospektif sergisiyle bu kanıtların onlarcasını sanatseverlerle buluşturuyor.
Sergi, Artisan Sanat Galerisi yöneticisi Ertan Mestçi'nin de katkılarıyla 10 özel koleksiyondan seçilen 110'u aşkın yapıtı ve sanatçının yaşamından önemli kesitleri
içeren fotoğrafları kapsıyor. Sergiyle birlikte İş Bankası Kültür Yayınları, Ferit Edgü imzasıyla bir 'Avni Arbaş' kitabını da yayımladı.
Tutarlılığın ressamı Arbaş'la, sergisi münasebetiyle 'reisicumhurluğunu' yaptığı Türkiye'nin küçük sanat memleketi Asmalımescit'te buluştuk.
'Avni Arbaş resmi', geri dönüp baktığınızda, anlamca ne tür değişimler yaşadı?
Ben, tüm hissettiklerimi, gördüğümü, dünya görüşümü resimlerimle anlatıyorum. Ve her motifi kullanıyorum. Örneğin atlar, benim için özgürlüğün timsalidir. Kurtuluş Savaşı resimlerimde atlar vardır. Sıkıntılı olduğum zamanlarda 'bir ata binip uzaklaşmak' isterim; bir de bakmışım bir at resmi üzerinde çalışıyorum.
Ama özellikle at yapacağım diye olmuyor bu. Atları çocukluğumdan beri seviyorum. Ailem asker dolu. Bu konu bana daha önce de sorulduğu vakit, bir gazeteciye 'Kendimi at gibi hissediyorum' demiştim. Bana da 'Estağfurullah' diye cevap verilmişti. Başladım gülmeye tabii...
Tuvalde yıllar boyunca verdiğiniz savaşımın bugünkü cephesine nasıl bakıyorsunuz?
Düşüncelerimi resimle ifade ediyorum. Ama şimdi iş değişti. İnsanın altyapısı olmazsa öteye geçemez. Örneğin Picasso, bir gün beni Antibes'teki atölyesine davet etmişti. İki ay boyu neredeyse her gün birlikteydik. Onun meşhur keçisi vardır. Onu savaştan sonra orada yapmış. Bana onun eskizlerini gösterdi. Keçi ölmüş, başı duvarda asılı duruyor. Picasso bir şeyi yapmak için anlıyor, öğreniyor, sonra yapıyor. Benimle yaptığı konuşmalar sırasında bile boğalar çizerdi.
Bazı ressamlar görüyorum şimdi, fotoğrafı kullanıyor resmini yaparken. I ıh! Ona rağmen, altyapı gerekiyor çünkü. Bilmeden görmek yanlış. Görmek başka birşey. Ama eskiden bir böcek bile usanmadan çiziliyordu.
Bir sürü kelebekler çizdim ben. Doğa form olarak o kadar zengin ki! Balıklar, denizaltı resimleri yaptım. Kısaca bir şeyin resmini yapmak için onu önce yaşamak lazım.
Beş yıl önceki bir sergimin evvelinde, Ayaspaşa'daki terasımda otururken İstanbul'u izlemeye koyuldum. Deniz, güneşin doğuşu, gök, gemiler, siluetler, hayaller, hayat gelip geçiyordu. Düşündüm: İnsanlar artık zamanımızda hayal kuracak vakit bulamıyorlar. Ben de onları hayal kurmaya sevk etmek istedim. Bir sürü resim yaptım. Bir yazar arkadaşım o resimleri gördü. Baktı, 'Sen bunları satamazsın' dedi. 'Çünkü bunlar bitmemiş!' Sergi açılışında da bir bayan geldi, büyük bir resmim vardı. Avni bey, bu resim bitmiş mi? dedi. Ona 'Hayır!' dedim. 'Gerisini size bırakıyorum.'
Resim en önce, ressamın kendi 'dünya görüşü'nü ifade edebilmesini mi sağlar?
Evet. Ama onu yaparken aslen resmin kendi imkânlarıyla, kurallarıyla birlikte bir anlatıma gitmesini sağlamak lazım: Şekil, renk, desen, siyah-beyaz... Bunun dışında kalkıp edebiyat gibi, edebiyatını yaparsanız o zaman resim olmaz. Şimdi çoklarına bakıyorum. Detayları görüyorum, ama resim değil. Bana Paris'te sen 'abstre'sin diyorlar. Ben de diyorum ki, zaten resim abstre!
Akademi ve bugünkü sanat ortamının sıkıntıları üzerine neler söyleyebilirsiniz?
Bir kere müze yok. İstanbul'daki müzenin hali de belli. Tablo artıracaklarına azaltıyorlar. Mevcut röprodüksiyonlar da aynı şeyi vermiyor. Ama yurtdışında bir sürü müze var! Ben iki ay boyunca İtalya'da niçin gezdim? Müzeleri görmek lazımdır. Çünkü insan bazı şeyleri o zaman anlıyor.
Ayrıca desene çok ehemmiyet vermek, deseni bilerek çizmek lazım. 'Ustalık', 'eli kuvvetli' olmak da insana çok şey kaybettirir, tembelleştirir. Ben sırf bunun için altı ay öbür (sol) elimle bile çalıştım.
Size göre Türk sanatında bir tür
'kopyacılık' krizi yaşanmakta mı?
Uzun süredir böyle bu. Bir kompleks var. Nerede bir 'modern' çıksa onun gibi yapıt üretiliyor. Bir başkası çıkıyor; yine
onun gibi. Ben bunu hiç düşünmedim. Yaptıklarımı, gördüklerimi anlamaya çalıştım. Ama kendimi yapmaya gayret ettim. Paris'teki 'Salon de Mai' sergilerinde benim resimlerim diğerlerinden hep ayrı kalırdı. Ama mühim olan da bu. Bana niçin Delacroix gibi resim yapmadığımı sormuşlardır. Ve ben hep şunu söylemişimdir.
'O bir kartal, bense bir tarlakuşuyum.' Birileri hep kartal olmaya çalışıyor. Ne gerek var efendim?
Avni Arbaş retrospektif sergisi
27 Ocak'a kadar İş Sanat Kibele Galerisi'nde. Tel: 0212 316 15 73